Yukarıda da işaret edildiği gibi 1258 yılında
Maraş’ı Ermeniler işgal etti. Bu tarihten 1298 yılına kadar
Maraş ve civarı
Kilikya Ermeni Prensliğine bağlı şekilde idare edildi. Yaklaşık kırk yıl devam eden Ermeni işgali döneminde zaman zaman
Maraş, bölgedeki bazı şehirlerle birlikte
Mısır Memluk Türklerinin eline geçti. Ancak bu durum uzun süre kalıcı olmadı ve Ermeniler yeniden
Maraş’ı aldılar. Moğolların
Anadolu’yu istilası üzerine,
Kilikya Ermeni Prensi
Hetum, önce kardeşi
Simpat’ı Moğol Hanı
Güyük’e göndererek bağlılığını bildirdi. Moğollar tarafından tanınan Ermeniler,
Çukurova yöresindeki birçok kalenin kendilerine verileceğine dair onlardan söz aldılar. Kardeşi
Simpat’ın Moğollar tarafından iyi karşılanması üzerine
Hetum bu defa bizzat kendisi, 1253’te
Güyük Han’ın halefi
Mengü Kağan’ın huzuruna giderek onunla görüştü.
[1] Bu görüşmede önceki verilen imtiyazlar yenilendi. Ayrıca yapılan anlaşmayla Ermeniler Moğolların
Ortadoğu’da yapacakları seferlere iştirak edeceklerdi.
İran Moğollarının başına atanan
Hülagu ile de aynı sıcak ilişkileri kuran
Hetum onu
Türkiye topraklarına saldırıya davet ediyordu.
Hetum Anadolu’nun ikinci Moğol istilasına uğramasından sonra Selçuklu Devletinin iyice zayıflamasıyla,
Maraş’taki valinin burayı terki üzerine şehri işgal ederek buranın kendisinin olmasını da
Hülagu’ya onaylattı.
[2] Sultan
Zahir Baybars,
Kilikya Ermenilerin üzerine de birçok seferler düzenleyerek
Maraş’ı da birkaç kez ele geçirmiştir. Onun halefleri de Haçlılara, Moğollara ve Ermenilere karşı sayısız seferler gerçekleştirerek,
Suriye Güneydoğu Anadolu ve
Çukurova yöresinde Memluk hâkimiyetini gerçekleştirmeyi hedeflemişlerdir. Ancak bölge 1298 yılına kadar aralıklarla Ermeniler tarafından işgal altında tutuldu.
[3] Maraş ve bölgesindeki yerlerin bu savaşlarda birçok kez tahribata uğradığına görmekteyiz. 1265 yılında Memluk kuvvetleri
Kilikya Ermenilerinin üzerine bir sefer gerçekleştirdi. Sultan
Baybars Dımaşk’a geldiğinde,
Hama meliki
Mansur ile
Sis üzerine bir saldırı yapılmasını görüştü.
Seyfeddin Kalavun,
İzzeddin Yugan er-Rügni (semmü’l mevt: zehirlendiği için bu şekilde bahsediliyor) birlikte hareket ederek
Antakya’nın kuzeyinde
Derbsak[4] Kalesi’ne girdiler. Buradan
Amanos Dağlarındaki geçitten
Çukurova’ya giren Memluk ordusu Ermenilerin elinde bulunan birçok yeri ele geçirdi. Hatta Memluk kuvvetleri Ermeni Prensi
Hetum’un ( 1226- 1270) oğlu
Leon (
Lifon)’u ve onun oğlunu da esir etti.
Leon’un bir kardeşi öldürüldü. Amcası Kont
Asitil de mağlup edildi. O
Hammus (Hummayis)[5] Kalesi’nin sahibiydi. Ermeni ileri gelenlerinden birçokları da öldürüldü. Memluk ordusu
Kürencil, Sarventikar[6], Tel-Hamdun ve Nehrican’a[7] saldırdı. Oralardan
el- Amudayn[8] denilen kale yakınlarında bir grup Moğol askeri ile karşılaştılar. Onları yenen Memluk kuvvetleri
Sis’e yöneldiler. Memluk ordusu bu sefer sırasında Ermenilere büyük kayıplar verdirdi. Birçok esir ve ganimet ele geçirildi. Ermeni Prensinin oğlu ve diğer esirler
Şam’a getirildi. Burada zafer törenlerle kutlandı.
[9] Esir edilen Ermeni Prensinin oğlu,
Hetum’un araya girmesiyle Moğolların elinde bulunan Memluk komutanı
Sungur el-Aşkar ile değiştirildi. Bu çatışmalar sırasında Ermenilerden alınan
Behisni Kalesi tekrar onlara bırakıldı. Kendisinin Moğolların elinden kurtulmasına neden olan
Sungur el-Aşkar’ın ricası üzerine
Behisni Ermenilere terk edildi.
[10] 1271 yılında Moğollar, Memluklerin elinde bulunan
Antep şehrine saldırarak burayı kuşattılar. Buradan ilerleyen Moğollar
Amik-i Harim’e yöneldiler. Moğolların başında
Samagar Noyan bulunmaktaydı. Bu durum üzerine Mısır’dan Emir
Bedreddin Beyserieş- Şemsi’ye 3000 atlı göndermesi için çağrıda bulunuldu. Haberci, Emir
Bedreddin’e ulaşınca hazırlıklara başlayarak gerekli askeri topladıktan sonra,
Dımaşk’a ulaştı. Moğollara gelince; onlar
Harim ve el-Merüc’ü kuşatmışlardı. Yardıma gelen
Hama naibi ve askerlerinin geçikmesi üzerine birçok kişi Moğollar tarafından katledildi. Bunun üzerine Moğolların Dımaşk’a kadar saldırı ihtimali üzerine halk korkmaya başladı.
El-Beyseri ve askerler sultanla birlikte
Halep’te toplandılar. Sultan her taraftan gelen askerlerini Moğolların üzerine gönderdi. Sultan gerekli önlemleri almak için ümerasından emirlerle görüşmeler yaptı. Sultan
Baybars komutanlarından
Alâeddin Taybars ve
İsa b. Mehna’yı Maraş ve
Harran civarına gönderdi. Onlar bu şehirlerde bulunan Moğollar’ın büyük çoğunluğunu katlettiler. Gerçekten öldürülen Moğol askerinin sayısı çok fazlaydı. Sultan bununla yetinerek Memluklere karşı hareket halinde bulunan Haçlılarla uğraşmaya karar verdiği için askerlerini bu yörelerden geri çekti. Çünkü
Suriye sahillerinde Haçlılar Memluklere karşı saldırıya geçmişlerdi.
[11] 1273 yılının Temmuz ayında
Halep emiri
Hüsameddin el- Ayintabî Ermenilerin elinde bulunan
Göynük Kalesi’ni fethe memur edildi.
Hades[12] olarak bilinen
Göynük şehrinde bulunan Ermeniler buradan geçen tüccarlara saldırıp mallarını yağmaladıkları gibi
Halep ile
Anadolu arasında önemli bir güzergâh olan ve buradan geçen kervan yolundan geçişi de engelliyorlardı. Memluklar Ermeni prensine durumu bildirdikleri halde bir netice alınamamıştı. 1273 yılının Temmuz ayının ortalarında Memluk ordusu
Göynük’e gelerek burayı kuşatıp zabtetti. Burada bulunan Ermenilerin büyük çoğunluğu esir edildi.
[13] 1274 yılında Memlukların
Halep naibi emiri
Hüsameddin el-Ayintabî askerleri ile
Kilikya Ermenilerinin merkezi
Sis’e, diğer şehirlerine ve
Maraş’asaldırdı.
Maraş Şehrinin kapıları zorlandı fakat alınamadı. Bu mücadelede Arap ümerasından ben-i Kilab kabilesi liderlerinden
Reb’a b. Ez-Zahir b. Ganem Maraş yakınlarından geçen
Ceyhan Nehri’nde boğularak ölmüştür.
[14] 1. Elbistan Savaşı (Huni)
- Yüzyılda Maraş bölgesinde meydana gelen önemli olaylardan biri de şüphesiz Memluklerle Moğollar arasında cereyan eden Elbistan savaşıdır. 1243 Kösedağ yenilgisi ile Moğollara tabi olan Anadolu Selçuklu Devleti idarecileri Moğolların baskılarından bunalarak zaman zaman kurtuluş çareleri aramışlardır. Fakat Selçuklu idarecileri bu teşebbüslerinden bir netice elde edememiş her defasında Moğollara bağlılıkları daha da artmıştır. Anadolu’da Moğollara karşı en önemli direnişi Sultan II. İzzeddin Keykavus (1246-1262) başlatmıştır. Ancak İzzeddin Keykavus Moğollarla mücadelesinde başarılı olamayarak ülkeyi terk ederek Bizans’a sığınmıştır. Bizanslılar’ın Moğollarla işbirliği içinde olması sebebiyle onu hapsettiklerini görüyoruz. Altınordu Hükümdarı Berke Han gönderdiği kuvvetlerle sultanı kurtararak Suğdak’a götürdü. Bu sultana da Türkmenler destek vermiştir. Bunun yanında Ahiler ve Karamanoğulları Beyliği de Moğollar ile mücadele etmiştir.
Sultan II. İzzeddin Keykavus’a rakip olan kardeşi
IV. Kılıç Arslan’ı destekleyen ve onun veziri olan
Süleyman Muineddin Pervane uzun yıllar bu görevde kalarak
Anadolu Selçuklu Devletini idare etmiştir. Vezir
Pervane Anadolu’da tek söz sahibi olmak istiyordu. Bu amacını gerçekleştirebilmek için önüne çıkan her türlü engeli geçmek için birçok entrika çevirmekten de çekinmemiştir. 1266 yılında
IV. Kılıç Arslan’ı boğdurarak öldüren
Vezir Pervane, III.Gıyaseddin Keyhüsrev’i sultan yaptı. Bu sultanı istediği gibi idare edem
Pervane Moğolların da
Anadolu’da en güvendiği adamlardan biri oldu. Ancak o
Anadolu’da tek söz sahibi olmak istiyordu. Bu amaçla
Mısır memluk Sultanı
Baybars’la irtibat kurarak Moğollara karşı onu
Anadolu’ya çağırdı. Bu sıralar Moğollar ve Haçlılara karşı İslam dünyasının savunucusu olarak yıldızı parlayan
Baybars ısrarlı davetler üzerine
Anadolu’yu Moğol idaresinden kurtarmak için sefere karar verdi.
[15] Dönemin müellifi
İbn Bibi Moğollar ve
Pervane’nin birleşerek
Mısır ordusuna karşı koyma hazırlıklarını teferruatlı şekilde anlatmaktadır. Bu savaşa Selçuklu devlet adamlarından
Emir-i Dâd Seyfeddin Çalış da katılmıştır. Buna göre Moğol ve Selçuklu kuvvetleri, Mısırlıların
Çukurova ve
Suriye taraflarından
Anadolu’ya girdikleri haberi alınınca Moğol komutanları
Tudavun Noyan, Tuku Ağa, Pervane komutasında
Kayseri’de toplanarak
Zamantı ve
Sarız üzerinden
Binboğa (Horon) dağlarına ulaşarak burada mola verdiler. Alınan habere göre
Mısır ordusu bir gün sonra
Elbistan ovasına ulaşacaktı. Müellif Moğollarla Memluklerin savaşını manzum şekilde anlatmaktadır.
[16] Memluk ordusunu, Sultan
Baybars’ın bu sefere katılışını ve
Elbistan ovasına gelişini sultanın inşa divanının başında bulunan Kadı
İbn Abdü’-zahir anlatmaktadır. Bundan nakiller yapan
İbn Şeddad ve birçok İslam tarihçisi de
Elbistan savaşını anlatmaktadırlar. Buna göre
Baybars ve
Mısır ordusu 26 Şubat 1277 tarihinde
Kahire’den hareket ederek
Dımaşk’a 15 Mart 1277’de ulaştı. Buradan hareket ederek
Halep’e doğru ilerledi. 6 Nisan Çarşamba günü
Halep’e ulaştı.
Halep’te bir gün kalan Memluk ordusu Perşembe günü
Halep’in kuzeyinde bulunan
Heylan Köyü’ne geldi.
[17] Buradan ilerleyen Memluk ordusu
Ayıntab’a ulaşır ve daha sonrada
Dülük’e gelir ve oradan da
Mercü’l–
Dibac’a[18] gelindi. Daha sonra Memluk ordusu
Hades’ül–
Hamra olarak bilinen
Göynük’e ulaştı.
Göynük’ten kalkarak
Göksu Nehri üzerinden geçen Memluk ordusu
Akçaderbend’e ulaştı.
İbn Abdüzzahir bu yolculuğun çok çetin geçtiğini ve askerlerin büyük sıkıntılara maruz kaldığını haber vermektedir.
[19] Sultan Baybars artık Moğollara iyice yaklaşmış olduğu için ordusunu savaşa hazırlayarak öncü birlikler çıkardı. Öncü birliklerin başında görevlendirilen
Sungur el-Aşkar’ı ileri gönderildi. Memlukların bu birliği, 14 Nisan Çarşamba günü başlarında
Kirey’in bulunduğu 3000 kişilik Moğol öncü birliği ile karşılaştı. Moğol öncü birliği mağlup edilip bir kısmı öldürülüp geri kalanları da esir edildi. Moğol ordusunun Memluklere ani saldırı ihtimaline karşı sultan
Baybars ordusunu ihtiyat içinde tutarak her an saldırıya hazır hale getirdi. Bu ara Selçuklu ve Moğolların asıl kuvvetlerinin
Ceyhan Nehri yakınına gelmiş olduğu haberi alındı. Memluk ordusu
Elbistan yöresindeki
Huni kayalıklarının yüksek yerlerine çıkmışlardı. Moğol ordusu ise
Zaman (
Rumman)
Irmağı kıyısında geceyi geçirmişti. Moğolların 10000 den fazla askeri vardı. Ayrıca Selçuklu askerleri ile 1000 civarında da Gürcü askeri bu savaşa Moğolların yanında katılıyordu. Moğollar, Selçuklu ve Gürcülere güvenmedikleri için onları kendilerinden ayırmışlardı.
[20] 15 Nisan 1277 tarihinde
Sultan Baybars Huni Ovası’nda [21] Moğol ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Moğolların korktuğu başlarına gelmiş ve Selçuklu ordusu savaşa seyirci kalarak Memluklerle anlaşma içinde olduğunu göstermişti. Savaş meydanında yaklaşık 7000 Moğol askeri öldürüldü. Bu savaşa katılan Moğol komutanları başta
Tuda ve Toku olmak üzere birçokları öldürüldü ve bir kısmı da esir edildi.
[22] Elbistan’a kadar gelen ve savaşı seyreden
Pervane Selçuklu kuvvetlerini savaşa sokmayarak
Kayseri’ye, oradan da sultanı yanına alarak
Tokat’a çekildi. Memlûklara gelince onlar
Elbistan’ın Huni Ovası’nda parlak bir zafer kazandılar. Savaş meydanında birkaç komutan kaybedilmişti. Savaşa katılmayan Selçuklu ümerasından da birçok kişi
[23] tutsak alındı.
Mısır Memluk Sultanı
Baybars Anadolu’yu Moğol istilasından kurtarmak için tertiplediği bu seferde
Halep-Antep-Akçaderbend-Elbistan yolunu takip ederek
Huni Ovası’na gelmişti.
[24] Ancak bu zafere rağmen
Anadolu Moğol istilasından kurtulamadı. Çünkü Selçuklular Moğolların korkusundan
Baybars’ı iyi karşılayamadılar. Bu yüzden de
Elbistan zaferinin sonucu alınamadı. Moğol Hükümdarı
Abaka Han
Huni Ovası’na kadar gelerek savaş meydanındaki Moğolların ölülerini görünce hiddetlenerek
Anadolu’da iki yüz binden fazla insanı katletti.
[25] Sultan
Baybars,
Huni’den 16 Nisan tarihinde ayrılarak
Kayseri’ye doğru hareket etti. Sultan,
Rumman adıyla bilinen köyün yanına gelmiştir.
İbn Abdüzzahir Kehf Mağarasının buraya yakın oluğunu ve gerçek yerin de burası olduğunu belirtmektedir.
[26] Memluk ordusu
Sarız, Yedioluk, Pınarbaşı ve Karatay Kervansarayı üzerinden
Kayseri’ye ulaşır. Selçuklu ümerasının burayı terk etmiş olduğunu görür. Bir süre burada kalan sultan,
Pervane’nin huzuruna gelmemesi üzerine
Kayseri’yi terk ederek geldiği yoldan ülkesine dönmeye karar verir
. Sultan
Baybars’ın Anadolu’yu terk etmesinin nedeni
Pervane’nin huzuruna gelmemesi ve bu sırada
Abaka’nın büyük bir ordu ile Anadolu’ya yürümesidir. Selçuklu veziri
Pervane’nin düşüncesi ise Sultan
Baybars ve İlhanlı hükümdarı
Abaka’yı karşı karşıya getirerek savaşın neticesine göre hareket etmekti. Onun gerçek amacı
Anadolu’da tek söz sahibi kendisinin olmasıydı.
Baybars dönüş yolculuğunu geldiği yolun biraz kuzeyinden yaptı.
Alâeddin Kervansarayı (Sultan hanı) üzerinden
Zamantı Kalesi yakınındaki meşhur
Yabanlu Pazarı’nın olduğu mevkiye geldiler. Memluk ordusu 30 Nisanda
Elbistan’a ulaştı.
Elbistan’da bir kez daha savaşın olduğu meydanı gezen
Baybars, kendisini karşılayan
Elbistan ileri gelenlerine ne kadar Moğol askerinin öldüğünü sordu. Onlar da 6770 kişi olduğunu söylediler. Ancak bu sayıya kaçarken öldürülenler dâhil değildi.
[27] Abu’l- Farac ise öldürülen Moğol askerlerinin sayısını 5000 kişi olarak vermektedir.
[28] Akçaderbend’e ulaşan Sultan, Emir
Bedreddin el-Hazinedar idaresinde önce ordunun ağırlıklarını ve zaferde elde edilen ganimetleri bu geçitten geçirdi. Sultan iki gün burada kaldıktan sonra (cumartesi ve pazar) pazartesi günü ordusunun tamamını buradan geçirerek
Derbent’in yanındaki kervansaraya
[29] kondu. Buradan sultanın yolunu değiştirerek sarp dağlardan ilerlediği kaydedilmektedir.
Göksu’ya ulaşan Memluk ordusu burada geceledikten sonra 4 Mayıs tarihinde
Göynük yakınına ulaşmıştır. Memluk sultanı
Dımaşk’a,
Antep üzerinden değil de yolunu değiştirerek
Maraş üzerinden gitmeye karar verir. Ovaya inen Memluk ordusu
El- Han[30] Irmağı yönünde harap bir durumda bulunan
El- Eskerkis[31] adlı kalenin yanında konaklandı. Sonra sultan
Maraş’a bağlı
Börklüce’de[32] ve buradan da
Çukurova geçitlerinden
Karasu yönündeki
Merri[33]’de konakladı. Buradan hareket eden Memluk ordusu
Derbsak karşısında konaklayacaktır. 11 Mayıs 1277’de Memluk ordusu
Halep yakınlarında
Anadolu seferine çıkarken konakladığı yer olan
Harim’e ulaştı.
[34] Sultan Baybars’ın Anadolu seferi,
Maraş üzerinden gerçekleşmesi ve
Elbistan’da Moğollarla karşılaşılması bakımından önemlidir, çünkü Memluk ordusunun geçtiği ve konakladığı mevkiler hakkında bilgi verilmesi bu tarihi mekânların isimlerinin günümüze kadar ulaşmasına neden olmuştur.
[35] [1] Abu’l-Faraç, C.II, s.555, 556.
[2] Yinanç,
Maraş Emirleri, 7(84), s.98.
[3] Makrîzî, C.I, s.551, 552, 839; Bedreddin Mahmut Aynî,
İkdü’l-Cuman, Asr Selatin el-Memalik, (Neşr.M.M.Emin), C.I, Kahire 1987, s.422, 423.
[4] Derbsak: Kırıkhan’ın kuzeyinde Gündüzlünün güney batısında Alaybeylinin kuzeyinde Ceylanlının güneyinde olup bu gün bir köydürve Terbizek olarak anılmaktadır. Bk. Faruk Sümer,
Çukurova Tarihine Dair Araştırmalar,
Tarih Araştırmalar Dergisi, S.I, Ankara 1963, s.10.
[5] Humus: Hamis Kasr-ı Ceyhan yakınlarında kale. Bk. Aynî, Neşredenin dipnotu. C .I, s.423, Dipnot 1
[6] Sarventikar: Anavarza’nın Güneydoğusunda, Amanos dağları yamacında bir kale. Bk Işın Demirkent, Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi (1118-1146), TTK Yay, Ankara 1987, s.112 dipnot 475.
[7] Nehrican: Bugünkü Ceyhan kazası olmalı.
[8] El- Amudayn: Çukur ova yöresinde bir kale adıdır. Bkz.: Aynî, Neşredenin dipnotu. C .I, s.423, Dipnot 1
[9] Bedreddin Mahmut Aynî, C. I, s. 422-425
[10] Makrîzî, CII, s.578-579; Yinanç,
Maraş Emirleri, 7(84), s.98
[11] Baybars el-Mansuri, Zubdetü’l
-Fikre Fi Tarihi’l – Hicre , ( Neşr: D.S.Richard ), Beyrut 1998, s.133. Bedreddin Mahmut Aynî, C.II, s.91-92 Makrîzî, C.I, s.600.
[12] Hades: Ortaçağ’da Araplarla Bizanslar arasında birçok kez çatışmalara sahne olan yerin adıdır. Adata, Hadata, Hadesü’l- Hamra, Darbü’l- Hades, Darbü’s- Selame ve Göynük olarak bilinir. Arapça’da Hadesü’l- Hamra (Kırmızı Hades) denmiştir. Hadesü’l – Hamra denilmesinin iki rivayeti var. 1. Buranın toprağı kırmızı renktedir. 2. Ermeniler bu şehre Göynük demektedirler..Bu gün Hades’in harabeleri Pazarcık ilçesi hudutlarında İnekli Göl yakınında ve Göynük olarak adlandırılan yerdedir. Yaklaşık 650 yıl önce yıkılan şehrin sur kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Emevi, Abbasi ve Hamdaniler zamanında stratejik ehemmiyetini sürdüren Hades şehri Maraş büyüklüğünde idi. 950’li yıllarda Bizanslar tarafından tahrip edilen Hades’i Hamdani Hükümdarı Seyfüddevle fethederek (M.954) burayı yeniden imar etti. Bu yüzden devrin büyük kaside yazarı İbn Mütenebbi, yazdığı şiirle Seyfüddevle’yi övmüştür. Bk: Hades,
İA, C.V/I, s.42, Honigman, s.85, Şerefüddin Yaltkaya, İbn Şeddat Tarihi Tercümesi’nin II. Cildinin 85. sahifesinin 5. dipnotu.
[13] en-Nüveyri, C.XXX, S.336, Baybars el-Mansuri, s.139; Bedreddin Mahmut Aynî, C.II, s.118, 119; Yinanç,
Maraş Emirleri,
TTEM, 7(84),s. 99
[14] Baybars el-Mansuri
, s.144; Bedreddin Mahmut Aynî, C.II, 131; M.H. Yinanç,
Maraş Emirleri, 7(84), s.99
[15] Kazım Yaşar Kopraman, “
Baybars” I,
DİA, C.V, s.222.
[16] İbn Bibi, C.II, s.186-196.
[17] İbn Şeddat s.84.
[18] Mercü’l- Dibac: İpek Çayırı anlamına gelen bu yerin Pazarcık Ovasında bulunduğu veya Yukarı Pazarcık olduğu ileri sürülmektedir. Bk. Sümer,
Yabanlu Pazarı, s.64.
[19] Sümer,
Yabanlu Pazarı, s.67-68.
[20] İbn Şeddat, s.85-86; Sümer, Yabanlu
Pazarı, s.70-71
; Aynî, CII
, s.157
[21] Makrîzî, C.I, s.628.
[22] Faruk Sümer, “
Anadolu’da Moğollar”,
Selçuklu Araştırmalar Dergisi, I, Ankara, s.42; Runciman, C.III, s.295
[23] Sümer, Anadolu’da Moğollar, s.43
[24], İbn Şeddat,
Baybars Tarihi, C.II,(Türkçe tercüme; Şerefüddin Yaltkaya),İstanbul 1937,s.85-87; Baybars el-Mansurî,
Zubdetü’l -Fikre Fi Tarihi’l-Hicre, (Neşr: D.S.Richard), Beyrut 1998, s.153-154.
[25] İbn Şeddat, s.91-94.
[26] Sümer
Yabanlu Pazarı, s.75.
[27] Sümer,
Yabanlu Pazarı, s
.93,94
, İbn Şeddat, s.88,89.
[28] Abu’l- Farac, C.II, s.599.
[29] Zilli Han: Elbistan yakınında bugün harabeleri bulunan Selçuklu Kervansarayı. Söz konusu Kervansaray 1563 tarihli Maraş Tahrir Defteri’nde geçmektedir. Buna göre Elbistan Kazası sınırında bulunan Til- Kebir köyünün geliri Kanlı Beli, Göç Gören, Ağce Derbent ve Zilli Han üzerinden geçen tarik-i ammın (halk yolu= kervan yolu) üzerinde olması nedeniyle, Akçaderbend ve Zilli Han isimlerindeki derbentleri korumak için avarız bırakılmıştır. Refet Yinanç, Mesut Elibüyük,
Maraş Tahrir Defteri (1563), CII, Ankara Üniversitesi Yayınları, Ankara 1986, s.511,585 ve Bk. Faruk Sümer,
Yabanlu Pazarı, s.68.
[30] El- Han Nehri: Bu gün bu isimde bir nehir yoktur. Kuvvetli ihtimaldir ki Pazarcık yakınlarından geçerek Maraş’ın güneyini kat ederek Ceyhan nehrinin kolu olan Aksu nehridir. Maraş’ın doğusunda küçük bir çay olan ve yaz aylarında kuruyan Erkenez adlı bir akarsu daha var ama bu geçilmesi güç olmayan bir sudur.
[31] El-Eskerkis: Pazarcık ilçesi hudutlarında ve Aksu nehri yakınında bulunan ve halk arasında Köroğlu kalesi olarak bilinen yer olmalıdır.
[32] Börklüce: Maraş ile İslâhiye arasında bir yer olmalıdır.
[33] Merri: Antakya ile Çukurova arasındaki Amanos dağlarındaki geçitlerin birinin adıdır.
[34] İbnü’l- Verdi, CII, s.219; Sümer, Yabanlu Pazarı, 94, 95; İbn Şeddat, 89.
[35] XV. Yüzyıl Memluk tarihçilerinden ve kendisinden önceki kaynaklardan alıntılar yaparak Baybars ile Moğollar arasındaki savaşı anlatan İbn Tagribirdi bu konuya geniş bir yer ayırmıştır. Ayrıca Müellif eserine savaşı kazanmasından dolayı Baybars’a yazılan uzun bir kasideyi de kaydeder. Bkz:
Nücum’üz- Zahire, C.7, s.149-155.