ABDURRAHİM KARAKOÇ(D.1932-Ö.2012)
ABDURRAHİM KARAKOÇ(D.1932-Ö.2012) Cumhuriyet Dönemi Türk Halk şiirinin en güçlü şairlerinden biri olan Abdurrahim Karakoç, 7 Nisan 1932 tarihinde Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinin Celâ köyünde -şimdiki adıyla Ekinözü ilçesinde – doğdu. İlkokulu köyünde okudu ve dört yılda bitirdi. Daha sonra okula gitmedi fakat çok kitap okuyarak kendini yetiştirdi. 1984 yılında sanat hayatını sürdürmek ve çocuklarım okutmak için Ankara’ya taşındı. Yazılarında ülke ve dünya gündemine ait sosyal, kültürel, sanatsal ve siyasî konularla ilgili düşüncelerini eleştirel bir üslupla kaleme aldı. Abdurrahim Karakoç’un edebiyatla ilgisi daha ilkokul yıllarında dedesinin ve babasının şiirlerim okuyup dinlemekle başladı. O, babasından Köroğlu destanım, Kerem ile Aslı hikâyesini; Yunus’un, Karacaoğlan’ın, Dadaloğlu’nun ve Seyrani’nin şiirlerini dinleyerek, ezberleyerek yetişti. Karakoç’un yayınlanan ilk şiiri bir taşlama olup bu şiir 1950 yılında Elbistan Kaymakamlığının çıkardığı “Engizek” dergisinde yayınlandı. Şiirleriyle çağdaşı olan şairleri etkilemiş olan Karakoç’un 100’ün üzerinde bestelenmiş şiiri vardır. Bunlardan Musa Eroğlu tarafından bestelenen “Mihriban”, “Unutursun Mihriban’ım”, “Omuzumda Sevda Yükü”, Bayram Bilge Tokel tarafından bestelenen “Dağ ile Sohbet”, Ekrem Çelebi tarafından bestelenen “Sultanım” adlı şiirler Türk Halk müziğimize taze bir kan kazandırmıştır. Abdurrahim Karakoç’un şiir türündeki ilk eseri Hasan’a Mektuplar adıyla 1965 yılında yayınlandı. Diğer eserleri şunlardır: El Kulakta (1969), Vur Emri (1973), Kan Yazısı (1978), Suları Islatamadım (1983), Dosta Doğru (1984), Beşinci Mevsim (1985), Gökçekimi (1991), Akıl Karaya Vurdu, (1994), Yasaklı Rüyalar (2000), Gerdanlık -1 (2000), Parmak İzi (2002), Gerdanlık-II (2002), Gerdanlık III (2005) Nesir türündeki düşünce, sohbet, mektup ve röportaj türündeki yazılan da Düşünce Yazılan (1990) ve Çobandan Mektuplar (1997) adlı kitaplarında topladı. Abdurrahim Karakoç, 07 Haziran 2012 tarihinde Ankara’da vefat etti. MİHRİBAN Sarı saçlarına deli gönlümü Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban Yar, deyince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban Önce naz sonra söz ve sonra hile Sevilen seveni düşürür dile Seneler asırlar değişse bile Eski töre bozulmuyor Mihriban Tabiplerde ilaç yoktur yarama Aşk değince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban Boşa bağlanmış bülbül gülüne Kar koysan köz olur aşkın külüne Şaştım kara bahtım tahammülüne Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban Tarife sığmıyor aşkın anlamı Ancak çeken bilir bu derdi gamı Bir kördüğüm baştan sona tamamı Çözemedim çözülmüyor Mihriban
