Site icon Teketek Haber

ARSLANBEY İLE İLGİLİ RÖPORTAJLAR:

Doğum yeri olan Göksun’un Fındık köyünden Arslan Bey hakkında, akrabalarıyla yapmış olduğum röportaj şöyledir; köyde ilk önce Arslan Bey’in oğlu Mahmud Toğuz’la görüştüm. -Mahmut amca hatırladınız kadarıyla babanızın fizik özellikleri nasıldır? -Çok iri cüsseliydi, boyu 1.98 ve kilosu 120 ydi. 47-48 numara giyerdi. Bundan dolayı ayağına uygun ayakkabı bulamazdı ve kendisine özel ayakkabı yaptırırdı. Ayrıca çok iri olduğu için kıyafetlerini de özel olarak diktirirdi. Onun ceketini herhangi biri giyse palto gibi olurdu. Ayrıca çok yakışıklı ve düzgün fizikliydi. Gençliğinde Halep’te polis iken sokakta yürüdüğünde insanlar ona hayran hayran bakarlarmış. -Mahmut amca babanız Arslanbey’i  neden tanıtmaya anlatmaya çalışmadınız? -Bunun iki nedeni vardır. Birincisi Arslanbey’in elimizde biri kendi el yazması,  diğeri de daktilo ile Latin harfleriyle yazılmış iki hatıratı vardır. Bunlar Mustafa Zülkadiroğlu tarafından tarih yazılacağı bahanesi ile kardeşim Ahmet Toğuz’dan alındı. Bunun yanında Arslanbey ile ilgili tüm tarihi belgeler de alındı. Tekrar iadesi istendiğinde verilmedi ve hatıratı tahrif edildi. Bu yüzden elimizde hiçbir belge kalmadı. İkinci neden ise; Arslanbey’in babam olması, töresel olarak onu bizim tanıtma çabasına girmemize mani olmuştur. Ayrıca o bir halk kahramanıydı. Ve o bizden çok Maraş’lınındı. Onu tanıtma ve yaşatma çabasını onlar yapmalıydı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olmadan Maraş kurtuluş savaşının anlatılması mümkün değildi. Bunun için bizim ayrıca bir çabaya girmemiz gerekmemeliydi. Nitekim Maraş’ın da bazı devlet kuruluşlarına, sokak ve mahallelere ve Arslanbey’in ismini vermiş ve yaşatmaya çalışmaktadır. Bundan dolayı bir Maraşlıya minnettarız. -Babanız Arslanbey’in yaşamış olduğu bir olayı anlatırmısınız? -Maraş’ın İngilizler tarafından işgal edildiğini öğrenen Arslanbey, Trablusşam’daki ser komiserlik görevinden istifa ederek Maraş’a gelmeye karar vermiştir. Arslanbey’in istifa edeceğini öğrenen Arap şeyhleri toplanarak “Arslanbey senin sayende buralarda asayiş düzeldi. Biz senden memnunuz, bizi bırakma” demişler  ve onun gitmesine mani olmak istemişlerdir. Ayrıca kalması için Arslanbey’e her bir Arap şeyhi birer kese altın vermeyi teklif etmişlerdir. Ancak Arslanbey “Doğduğum kent işgal altındayken burada duramam” demiş ve altınları reddederek Maraş’a gelmiştir. -Babanızın milletvekili oluşu nasıl gerçekleşmişti? -Maraş’ın kurtuluş zaferinden sonra M.Kemal Atatürk, Arslanbey’e telgraf çekmiş ve yanına iki güvendiği kişiyi alarak gidip milletvekili olmasını istemiştir. Arslanbey’de bunun üzerine amcasının oğlunu Rüştü Bey (Bozkurt) ile Pazarcık’tan bir arkadaşını alarak Ankara’ya gitmiş ve
  1. Dönem milletvekili olarak meclise girmiştir.
-Peki Mahmud Amca babanız Arslanbey milletvekilliği sonrası nasıl bir hayat yaşamıştır? -Milletvekilliğinden sonra Arslanbey Maraş’a gelerek Göksun’daki Arslanbey çiftliğinde yaşamıştır. Burada 15 yıl boyunca kalmıştır. Çiftliğinde çok sevdiği özel atlar vardı ve ayrıca Meryemçil’de  de at ve hayvanlar yetiştirmiştir.  Arslanbey çiçekleri çok severdi ve onları kendi elleriyle yetiştirirdi. En sevdiği çiçek ise karanfildi. Arslanbey çiftçilik yaptığı dönemde Göksun ve çiftlik arasında zamanını geçirmiştir. Mahmud amcayla bu şekilde röportajımı bitirdikten sonra Arslanbey’in kardeşinin oğlu olan Bahri Toğuz’la röportaj yaptım. -Bahri amca Arslanbey’in Maraş’ın kurtuluşuna iştirakı nasıl olmuştur? -Maraş’ın İngilizler tarafından işgal edildiği sırada Arslanbey Trablusşam’da baş komiserlik görevindeymiş ve burada aynı zamanda dini eğitimini de tamamlıyormuş. Ancak Maraş’ın işgalini haber almışve ne yapması gerektiği konusunda kendisine ilk dini bilgiyi veren Göksun’un Kamışçık köyündeki hocası Hacı Ali Efendi’ye bir mektup yazmıştır. Hacı Ali Efendi de ona “senin öğrendiğin din bilgisi yeter.   ___________________________________________________ 34 Özalp, a.g.e,s.116 Maraş’ın sana ihtiyacı var. Buraya gel ve Kuvay-i Milliye’ye gir. Elinden geleni yap” demiştir. Bu cevabı alan Arslanbey derhal Maraş’a gelmiş ve mücadeleye büyük yardımda bulunmuştur. -Peki, Arslanbey Maraş’a geldiğinde halk üzerinde nasıl bir etkisi olmuştur? -Maraş’ın İngilizler tarafından işgali sırasında daha Arslanbey Maraş’a gelmemişti. Bu sırada halkın kurtuluş ümidi kalmamış ve halk Maraş’ı terk ederek Ahırdağı ve Aksu taraflarına kaçmıştı. Bu olaylar olurken Arslanbey Maraş’a gelerek halkı kurtuluş mücadelesi için toplamaya çalışmıştır. Halkı toplayarak çuvallarla siperler yaptırmış ve “silahımız yoksa kazma ve küreklerimiz var, onlarla savaşalım.” Diyerek halkı mücadele için tetiklemiş ve direnişi başlatmıştır. -Son olarak Bahri amca, Maraş’ın kurtuluşu sırasında Arslanbey’in başından geçen bir olayı anlatır mısınız? -Maraş’ın kurtuluş mücadelesi devam ediyormuş, bu dönemde Maraş’ın ileri gelenleri Arslanbey’in bu mücadeleyi bırakmasını istiyorlarmış. “çoluk çocuğumuz ölecek, hepimizi Ermeniler öldürecek. Onlarla başa çıkamayız.” Diyerek Arslanbey’e direnişi durdurması konusunda ısrar ediyorlarmış. Ancak Arslanbey bunu kabul etmiyormuş ve mücadeleye devam edeceğini söylüyormuş. Bunun üzerine kurtuluş mücadelesine karşı çıkan kişiler Arslanbey’in peşine 10 silahlı adam yollayarak onu öldürmek istemişler. Bu silahlı adamlar Arslanbey’in faaliyetlerini görünce onu öldürmek konusunda tereddüde düşmüşler. Çünkü bir tarafta Arslanbey ve arkadaşlar kurtuluş için ellerinden geleni yaparken diğer tarafta Arslanbey’i öldürmek isteyenler içki içip, eğlence peşinde koşuyorlarmış. Bundan dolayı bu silahlı adamlar yapacakları işin yanlış olduğunu anlamışlar ve Arslanbey’in yanında kurtuluş mücadelesine katılmışlar. Bahri amcayla da röportajımı bitirdikten sonra, eşi Gülfiyet Toğuz’la da kısa bir röportaj yaptım. -Gülfiyet hala Arslanbey çevresinde nasıl tanınırdı, hatırladığınız kadarıyla bana biraz anlatırmısınız? -Çok drüst bir insandı, haksızlığı hiç kabul etmezdi. Kendi evinden çok başkalarının rahatını düşünür ve onlara yardım ederdi. Arslanbey eğitime çok önem verirdi. Maraş’tayken kendi ailesinden ve ailesi dışında da durumu iyi olmayan bir çok çocuğu okutmuştur. Evlat edindiği Mehmet adında bir çocuğu vardı, onu okutmuş ve ölene kadar ona çok iyi bakmıştır. Bunun dışında Arslanbey çok misafirperver bir insandı. Evinde özel bir misafir odası vardı ve Maraş’tan herkesi büyük bir ilgiyle ağırlardı. Arslanbey ile ilgili bazı dergilerden almış olduğum röportajlarda şunlardır; Osman Altunköprü’nün Arslanbey’in eşi Nazmiye Toğuz ile yapmış olduğu röportaj; -Arslanbey nasıl bir insandı? -Hiç kimse ona kötü diyemez. Çok cömert bir insandı. Dünyada onun gibi misafirperver bir insan yoktu diye bilirim. Çok hatırşinas bir insandı. Çocukla çocuk, büyükle büyük olurdu. Çocukları  çok severdi, onlara bir fiske dahi vurmamıştır. Fakir, fukara olması idi. -Arslanbey, Milli Mücadeleden sonra günlerini nasıl geçirdi? -Her sabah erkenden kalkardı. Kendisinin gözü gibi baktığı çiçekleri vardı. Onları her gün sulardı. Ayrıca hayvanları da severdi. Kendisine ait beyaz güvercinleri de vardı. Onları yemler, çocuk gibi üzerlerine titrerdi. Kışın ise keçi koyun gibi küçükbaş hayvanları beslemeyi severdi. -Harp hatıralarından birini anlatır mısınız? -Arslanbey, Bayrak Olayı’nda Kale’ye hücum edenler arasındaydı. Kalenin burcuna her ne kadar kendi dikmek istemiş ise de vücudun oldukça cüsseli olduğundan çıkamamış. Bunun üzerine Onbaşı Osman (Erşan), kendisinin omuzlarına basarak Bayrağı dikmiş. Fatma Canpolat’ın yine Arslanbey’in eşi Nazmiye Toğuz ile yapmış olduğu röportaj: -Arslanbey nasıl biriydi, onunla yaşamış olduğunuz bir olayı anlatır mısınız? -Harbin en çetin günleriydi. Sivas’ta Mustafa Kemal ile bağlantı kurmak amacıyla Ahır Dağı’nda bir mağaraya gizlice bir telgraf makinesi yerleştirmişler. Arslanbey’de birkaç gündür orada, dağın başında… Ortalık kış kıyamet. O zaman insanın her istediğini bulması mümkün değil. Ben de o üşümesin diye oturdum, pantolonun  altından giymesi için yünden, uzun paçalı bir don örüyorum. Arslanbey, bir gece sabaha karşı o emir eri çocukla çıkıp geldi. Hemen gün ağarmadan geri döneceğini söyledi. Bir gözü açık, bir gözü kapalı şöyle birazcık uzandı. Ben hemen alelacele yün işimi bitirdim, lastiğini geçirdim, giymesi için sevinçle ve sabırsızlıkla Arslanbey’e uzattım. Arslanbey, emir erini çağırdı: -Abdullah, içeri gir! Abdullah, utana sıkıla içeri girdi. -Al şunu, pantolonunun içine giy! Dedi. Şaşırdım kaldım vallahi… Gecemi gündüzüme katıp  o üşümesin, o dağın başında diye yaptığım şeyin, hiç önemsemeden  yüzüme bile bakmadan emir erine vermesine çok içerledim, çok kırıldım. Çekine çekine: -Ama bey diyecek oldum… Ben onu… Sana… Konuşmama bile fırsat vermedi: -Nazmiye Hanım… Ellerine sağlık… Bak, milletin bekası bu çocuklara bağlı. Ben mağaranın içinde iken o mağaranın dışında nöbet bekliyor. Ben içeride çalışıyorum, o dışarıda donmamaya çalışıyor. O çocuk giyerse, emin ol, ben de üşümem… “Hadi için rahat olsun…” dedi.

This website uses cookies.

This website uses cookies.

Exit mobile version