- beyitte komutanın emriyle bu cennet mekânda karargâhın kurulduğu ve askerin toplandığı bilgisi verilir.
- beyitten 28. beyte kadar savaş öncesi yapılan eğlenceden verilen ziyafetten, içilen şaraptan bahsedilir. Meclisin kurulduğu yernergis, nesteren (yaban gülü) gibi çiçeklerle süslenmiş ve öyle çok aydınlatılmış ki adeta Pervin yıldızı[16] gökten inmiştir. Çalgıcılar hanendelerle en güzel ezgileri terennüm etmektedirler. Çalgı olarak ney özellikle zikredilmiştir. Daha sonra sofralar kurulur, içkiler su gibi akar. Şarabı keşfettiğine inanılan Cemşid[17] anılır. Komutan yeri öper ve yüce yaratanı tazim eder. Yemekten sonra başta komutan olmak üzere beyler kalbi temiz padişahın şerefine içerler. Gece olunca herkes uykuya dalar. Üç beyitte nefis bir gece tasviri yapılır. Gece koyu mavi bir çadır gibi kurulunca birer kandil olan yıldızlar başlarını yere eğerler. Dünya düşmandan ve yanlış düşüncelerden daha kara olunca gece eline bir sürme alıp göğün yüzüne sürme çeker.
ÇİNÇİN KALESİ’NİN FETHİ’NE YAZILAN BİR MESNEVİ ÜZERİNE
Prof. Dr. Filiz KILIÇ[1] ÖZET Bu bildiride Selçuklu müellifi İbn Bibi’nin El-Evâmirül-Alâ’iyye Fi’l-Umûri’l-Alâ’iyye ya da tanınmış adıyla Selçukname adlı eserindeki Çinçin Kalesi’nin fethini anlatan yazarı bilinmeyen Farsça bir mesnevi üzerinde durulacaktır. “Zikr-i Mesâ’î-i Emîr Mübârize’d-dîn Çâvlî-i Çâşnîgîr Ve Komnanos Mavrozomes Der-Vilâyet-i Ermen Ve Feth-i Kılâ’ Ki ZikrReved” başlığı altında Çinçin Kalesi’nin alınışı nesir ve nazım olarak anlatılmıştır. Sultan I. Alâeddin Keykubad zamanında Selçuklu Ordusu 1225 yılında Ermenilerin elinde bulunan Çinçin Kalesi’ni fethetti. Bu kale Maraş’ın Göksun İlçesi’nin sınırları içinde olup daha önce I. İzzeddin Keykavus tarafından alınmıştı. Sarp bir kale olan Çinçin’i fethetmek için Selçuklu ordusu Kayseri üzerinden Çinçin’e doğru yola çıkar. Ordunun başında Sultan, Emir Mübarizeddin Çavlı ve Emir Komnanos bulunmaktadır. Mesneviye ordunun kalenin önüne gelişinden başlanmış, kaledeki halka yardım için gelen Hıristiyan ordusu ile kalenin önündeki ovada yapılan meydan muharebesi, kazanılan zafer anlatılmış ve kalenin fethedilerek içine girilişiyle şiir bitirilmiştir. İbn Bibi[2] (13.yy) El-Evâmirül-Alâ’iyye Fi’l-Umûri’l-Alâ’iyye ya da daha çok bilinen söyleyişiyle Selçuknameveya Tarih-i İbn Bibi[3] adlı eserini, 1281 tarihinde Farsça olarak kaleme almıştır. Selçukname devlet adamı ve tarihçi Alâeddin Ata Melik Cüveynî[4]’ye (Horasan 1226-Azerbaycan 5 Mart 1283) takdim edilmiştir. Eser 1192-1280 yılları arası Anadolu Selçukluları tarihinin temel kaynağı durumundadır. Nazım-nesir karışık olarak kaleme alınmıştır. Müellif her bölümde nesir tarzında anlattığı olaylardaki anlatımı güçlendirmek ya da nesrin tekdüzeliğine hareket kazandırmak için şiirle de olayı tasvir etmiştir. Bu, eski nesirde çok sık görülen bir üslup özelliğidir. Eserdeki Arapça ve Farsça manzumelerin bir kısmı müellife aittir. İbn Bibi’nin yazdıkları dışında büyük bir yekûn tutan şiirlerin kim ya da kimlere ait olduğu belli değildir. Selçukname’deki Alâeddin Keykubad (1220-1237) ve ondan önceki Anadolu Selçuklu sultanlarına yazılan methiyeler de İbn Bibi’nin kendisine ait değildir. Mürsel Öztürk, çeşitli deliller ortaya koyarak bu şiirlerin Kâni’i-i Tusî’ni[5] Selçukname adlı mesnevisinden alındığını iddia etmektedir. Hatta El-Evâmirü’l-Ala’iyye adlı eserin büyük bir bölümü Kâni’i-i Tusî’nin manzum Selçukname’sinin özetidir[6]. Selçukname’ye dair bu kısa girişten sonra, asıl konumuza geçmeden kaleye ad olan Çinçin kelimesinin anlamları üzerinde de durmak isterim: “Çinçin, Cincin, Cencen, Çınçın” şeklinde okunan kelime Türkçe Ağızlar Sözlüğü’nde çinçin yazılışıyla, serçe büyüklüğünde ve toprak renginde bir çeşit kuş; tek ayak üzerinde sekerek oynanan bir çocuk oyunu; ağızda ezilip çocuklara yedirilen çiğnem, yutum; su kuyusu ve hamam tası olarak; cincin şeklinde, ağustos böceği; çınçın şeklinde ise serçe ve Yusufçuk kuşu[7] olarak anlamlandırılmıştır. Ayrıca cincin(e) ya da cencens söylenişinde, çoğulunun cenâcin olduğu Arapça bir kelimenin “göğüs kemiği” manasına geldiği belirtilmektedir[8]. Kelime Anadolu’da bazı yerleşim yerlerinin adı da olmuştur[9]. Çinçin Kalesi bugün Kahramanmaraş’a bağlı Andırın’ın Geben ile Göksun’un Değirmendere kasabaları arasında, yöre halkının Çinçin Boğazı olarak adlandırdıkları yerdeki kale kalıntılarının bulunduğu mevkidir[10]. Selçukname’de “Zikr-i Mesâ’î-i Emîr Mübârize’d-dînÇâvlî-i[11] Çâşnîgîr Ve Komnanos Mavrozomes Der-Vilâyet-i Ermen Ve Feth-i Kılâ’ Ki ZikrReved[12]” (Çaşnigir Emir Mübarizeddin Çavlı İle Komnanos Mavrozomes’in Ermen Vilayetini Almak İçin Çaba Harcamaları Ve Anlatacağımız Kalelerin Fethi) başlığı ile Ermen Vilayeti’nin fethi bahsine geçilmiştir. Bu bölümde, “Çaşnigir Emir Mübarizeddin Çavlı ile Komnanos, sultanın yüce emrine uyarak, ordunun başında Ermenistan’a hareket ederler. Yolda her yanı ağaç ve sert kayalarla örtülü, zorlukla yürünen çok dar bir yere varırlar. Orada karşılarına, düşüncenin bile ulaşamayacağı yükseklikte, içi zahire ve Ehremen[13]’i korkutan savaşçı yiğit dolu bir kale çıkar”[14], ifadeleriyle Çinçin Kalesi’ne gelindiği belirtilir. Nesirle başlayan bölüm girişinden sonra konumuz olan mesnevinin ilk dört beyti verilir. Şiir mesnevilerde çok kullanılan aruzun mütekârip bahrinin Fe‘ûlün / Fe‘ûlün / Fe‘ûlün / Fe‘ûl kalıbı ile yazılmıştır. Mesnevide mahlas beyti bulunmadığı ve İbni Bibi de belirtmediği için şiirin yazarı bilinmemektedir. Sipehbüdçünezdîk-iderbendreft Dil-i û zi-endîşederbendreft[15] Beytiyle başlayan dört beyitte kalenin alınmasının güçlüğünü anlatabilmek için mübalağalı tasvirlere yer verilir. Kale öyle yüksektir ki üzerinde yücelerin kuşu olarak bilinen kartal uçamaz. Hatta bulutlar bile Çinçin’i aşıp gidemez. Kalenin yapıldığı kayalık/dağlık alan öylesine dik ve zorludur ki, keskin taşlardan kaplanın ayağı parçalanır. At, o taşların üzerinde ancak Tanrı’nın yardımı ile yürüyebilir. Bu durumu gören Komnanos Mavrozomes’in de içine bir korku salınır ve kaleyi alamazsak endişesiyle kalbi küt küt atar. Mavrozomes’in bu endişesini gidermek, ona moral vermek istercesine Mübarizeddin Çavlı “gerekirse ölelim ama kutlu padişahımızın nuruyla zaten hakkımız olan bu kaleyi alalım” der. Hamasi ve coşkulu ifadelerden sonra “Zikr-i Feth-i Kal’a-i Cincin” başlığıyla 45 beyit yazılır. Şiirin ilk 10 beytinde kale tasvir edilir. Kale yücelerden yücedir, güçlüdür, sağlamdır. Daha önceki beyitlerde üzerine bulut çıkamaz denirken burada gökteki ayı bile kapattığı söylenerek yine kozmik bir unsurdan hareket edilmiş ve kalenin yüksekliği, aşılmasının güçlüğü pekiştirilmiştir. Çinçin, Kaf Dağı gibidir. Kaf Dağı’nın adı verilmez ama üzerinde Simurg’un yuva yaptığının söylenmesinden hareketle bu sonuca ulaşırız. Simurg dünyayı kapladığına ve eteklerinin bulutların üzerinde olduğuna inanılan Kaf Dağı’nın tepesinde yuvası olan efsanevi bir kuştur. Oraya varmak için yedi zorlu ve dipsiz vadiyi geçmek gerekirmiş. İstek, aşk, marifet, istisna, tevhit, hayret ve yokluk vadileri. Kaleye ulaşmak için de adeta Kaf Dağı’nın vadileri gibi zorlu granit kayalarını ve dar yolunu aşmak gerekir. Kaleye ulaşan yol o kadar dardır ki hayal bile edilemez. Kalenin önündeki eşsiz güzellikteki otlağın ortasından berrak bir su akmaktadır. Burada su, “helal edilmiş şaraba” benzetilerek cennetteki helal şaraba gönderme yapılmış, dolayısıyla etrafın cennet kadar güzel olduğu vurgulanmıştır. Selvi ağaçları, erguvanlar, al renkli gelincikler saba rüzgârının esintisiyle adeta raks etmektedirler. Bu betimlemelerden sefere bahar mevsiminde çıkılmış olduğunu anlıyoruz. Bu cennet yerde öten kumrular da adeta iyi yaradılışlı insanları eğlenceye davet eder ve kısa bir süre sonra çıkacak savaştan önce son anlarını mutluluk içinde geçirmelerini öğütler. Kumrular bu eğlencenin kısa süreceğini çok şiddetli bir savaşın olacağını ve kılıçların açtığı yaralardan akan kanların adeta birer gül olup etrafı kan gülleriyle süsleneceğini de haber vermektedirler.
