Site icon Teketek Haber

ÇOCUKTUM HATIRLIYORUM Tuba Seda KAYMAK

Ben sevdiklerimi soğuk odalarda kaybettim. Soğuk sularda yıkadım, soğuk tahtalarda sırtımda taşıdım ve soğuk topraklara bıraktım. Güneşin verdiği sıcaklığa kafa tutarcasına gördükçe üşümemek için de çiçekler diktim üstüne. Ölüm kokan çiçekler… Kafa tutmak istedim ölüme öğrendiğim kıt bilgilerle. Kafam imanımın dilinde ezildi. Tüm bunları çocuk aklımla hatırlıyorum. Büyük olsam unuturdum ölümün sessizliğini. Kara gözlü ölüm, vefasızlığın rengi, nerede benim hayallerim? Sondan bir önceki sıradayım hep ve bir gün sıra bana gelecek. Sabırsızlıkla beklediğim yerde sırlarım sır olup önüme açılacak ve bu sefer bakıp da göremediğim her yer sen… Karanlığın gölgesinde konakladığını yüzündeki kara leke ele verecek. Sevabına yazılmasın ama ölüm senin karanlığından daha sevimli bakar oldu. Aramı düzelttim onunla. Beni de yanına al diyorum yalvarıyorum, haykırıyorum yele karşı duyar da sesimi gelir diye. Kulaklarını tıkamış, görmüyor sanki. Ölümün kulakları yok mu? Biliyorum bir gün duyacak, o zaman da sesimin ekosuna yanılır diye korkarım. En iyisi sen çağır. Sana gelir, senin sesin gür. Bu dünya ikimize fazla artık! Ölümün dili korkaklık… Dünden kalan sisli havaları atmalıyız üzerimizden. Gözün görmediğine katlanacak ser kalmadı umutlarda. Ölümün en çetini, yaşamanıza sebep olan kişilerin ansızın hayatınızdan çıkması. İnsan değil miyiz; gitmeye, göçmeye meyilliyiz. Bir anne tarafından bir köşeye çekilip “O kadar paramız yok çocuğum.” denmiş gibi kaldın mı hiç? Bu parasızlık değil, babasızlıktır… Geriye alamadığın her zaman dilimine feryat figan kızarsın da umutlarını dünden kalma pişmanlıklarına yem edersin. Konu büyük, acı büyük, dert büyük. Kalemin kelamı kelimesizlik… Anlatamamanın sancısı kalemin mürekkebi. En kolay ve doğru olan unutmuş gibi yapmak ve sonun başlangıcı olduğuna inanıp boyun eğmek. Senin de arkandan bir boyun eğen olana kadar…

This website uses cookies.

This website uses cookies.

Exit mobile version