DÜŞÜNCELER İÇİNDEKİ YALNIZLIK
Malik Ejder AKBABA Yalnızlık ve ben iki eski dostuz. Kalabalık ortamlardan sıkılan, kişilerle üç beş cümleden fazla münasebeti olmayan bendenizin yardımına yalnızlık yetişir. Acaba yalnızlık gerçekten bir dost mudur, bir ayrılık mıdır yoksa bizi düşündürmeye sevk eden bir yoldaş mı? Bir olay hakkında düşünürken sorulara cevap bulmak için sığındığım limanımdır yalnızlık. Düşüncelerimi yoğurup aklımın köşesinde sıkışan sorucuklara cevap aramaktır. Acaba yalnızlık kavramı herkese aynı duyguları mı çağrıştırıyor? Yazarlar, şairler bu kavram hakkında neler düşünüyor? Cemal Süreya, yalnızlığı “Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey” diye tanımlıyor. Özdemir Asaf’a göre ise yalnızlık “Müziğin bile seni dinlemesi”dir. Anton Çehov bu kavram hakkında karamsar düşünüyor. Ona göre kendini yalnız hisseden kimse için her yer çöldür. Cahit Zarifoğlu da yalnızlığı kötü bir duygu olarak yorumluyor şu mısrasında: “Ah şu yalnızlık, kemik gibi, ne yana dönsem batar.” Orhan Veli, Bilmezler yalnız yaşamayanlar Nasıl korku verir sessizlik insana İnsan nasıl konuşur kendisiyle Nasıl koşar aynalara Bir cana hasret Bilmezler Diyerek yalnızlığın trajik boyutunu dile getiriyor. Fakat yalnızlık kavramını insanı olgunlaştıran bir duygu olarak ele alan yazarlar da var. Herman Hesse, “Yalnızlık, insanın kendi kendini bulmasıdır.” diyor. Ahmet Altan ise, “Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığı için yalnızım ben.” diyerek bana göre en güzel yorumlardan birini yapıyor. Hayatın karmaşıklığı karşısında aklımızda oluşan sorular düşünmeye, düşünceler yalnızlığa yitiyor. Yani düşünmek bir bardak çay ise yalnızlık da onun kaşığıdır.
