1204’de
Sultan II. Rükneddin Süleymanşah’ın ölümü ve yerine çocuk yaşta bulunan oğlu
III. Kılıç Arslan’ın geçmesi üzerine
Kilikya Ermeni Prensi
II. Leon Selçuklu tabiiyetinden çıkarak Türk topraklarına saldırır. O, 1205’te
Göksun ve buraya yakın bazı yerleri işgal ederek
Elbistan’a kadar gelmiş ve Türkleri esir edip mallarını yağmalamıştı.
[1] Hatta Ermeniler
Elbistan’ı kuşatmışlardı.
Elbistan’ın güneyinden
Fırat Nehrine doğru akan
Göksu Nehrini aşıp
(Nehrü’l-Ezrak) Halep taraflarına doğru inmişlerdi.
[2] II. Leon,
Anadolu ve Suriye’de saldırılarına devam ederek Aralık 1205-Ocak 1206’da
Antakya’nın kuzeyindeki
Derbsak’ı ele geçirip yakmış ve halkını da esir etmişti. Bu tarafta Ermeniler ilerlemelerine devam ederek
Halep yakınlarına kadar sokulmuşlar, bölgede yaşayan Türkmenleri öldürüp mallarını yağmalamışlardı. Bu defa da
Amik Ovası’ndan kuzeye doğru yönelen Ermeni kuvvetleri
Maraş yakınlarına kadar gelerek birçok yeri yağmalayıp bölge halkını esir edip bir kısmını da öldürmüşlerdi.
[3] Ermenilerin ele geçirdiği
Halep yakınındaki beldelerle
Antakya yakındaki
Derbsak, Halep Eyyûbî meliki Melikü’z-Zâhir’in elindeydi.
Maraş ve Göksun çevreleri ise Selçukluların elindeydi.
Melikü’z-Zâhir Ermenilerin üzerine yürüdüyse de
II. Leon onunla çatışmadan kaçmış ve elde ettiği ganimetlerle
Kilikya’ya dönmüştü.
[4] Ermenilerin Selçuklu ve Eyyûbî topraklarına saldırıları bir türlü hız kesmiyordu. Bu saldırılar sebebiyle
Anadolu ve Suriye şehirleri arasındaki ticaret yollarının güvenliği sarsılmış ve tüccarlar zarar etmeye başlamışlardı.
II. Leon 1207-1208’de
Göksun üzerinden
Elbistan’a kadar ulaşmış, şehri kuşatmış fakat alamamıştı. Ancak bölgede önemli ölçüde tahribat ve yağmada bulunmuştu.
[5] Kilikya Ermenilerinin
Göksun ve Elbistan’daki tahribatları, arkasından da
Maraş’ı yağmalayıp
Halep’e kadar inmeleri sebebiyle Selçukluların Ermeniler üzerine bir sefer yapmaları zaruri hale gelmişti.
I. Gıyâseddin Keyhüsrev onlara ağır bir darbe indirmek niyetindeydi. Bu amaçla Ermenileri iki ateş arasında bırakmak için
Halep Eyyûbî hükümdarı
Melikü’z- Zâhir’e ittifak teklif etti. Selçuklu sultanı Eyyûbî hükümdarına elçi yollayarak asker göndermesini istedi. Bunun üzerine
Melikü’z-Zâhir Seyfeddin İbn Alemüddin ve
İzzeddin Aybek komutasında bir ordu gönderdi. Birleşik Eyyûbî ve Selçuklu ordusu
Kilikya Ermenilerinin üzerine yürüdü. Bu çatışmalar sırasında başta
Maraş ve Pertus Kalesi olmak üzere birçok yer Ermenilerin elinden alındığı gibi bu kalenin senyörü olan Ermeni prensin oğlu
Gregorie de esir edildi. Bilhassa
Maraş ve Elbistan arasındaki dağlık bölgede bulunan
Pertus kalesinin alınması, Ermenilerin morallerini bozdu. Bu arada kış ayları yaklaştığından dolayı sultan ertesi yıl yeniden sefer yapmak kaydıyla geri dönmüştü. Ermeni Prensi
Leon ise Eyyûbî Melikleri
el-Adil ve ez-Zâhir’e başvurarak barış istedi.
I.Gıyâseddin Keyhüsrev, Müslüman esirlerin serbest bırakılması, tazminat ödenmesi ve
Halep sınırlarına bir daha tecavüz edilmemesi şartıyla onun barış isteğini kabul etti. Bundan sonra Ermeni Prensi Selçuklu sultanına tabi olarak onun adına sikkeler kestirmiştir.
[6] Ermenilerden alınan
Pertus Kalesi de
Nusretüddin Hasan Bey’e tevcih edilmiştir.
[7] 4. I.İzzeddin Keykâvus Dönemi
1211 yılında
I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in Bizans İmparatoru
Laskaris’le
Alaşehir’de yaptığı savaşta şehit düşmesi üzerine Selçuklu tahtına hangi oğlunun geçeceği konusunda münakaşa çıkmıştı. Tahtın namzedi sultanın üç oğlundan
Malatya meliki
İzzeddin Keykâvus mu,
Tokat meliki
Alâeddin Keykubâd mı yoksa
Koyulhisar meliki
Celaleddin Keyferîdûn mu sultan olacaktı? İşte bu sırada ümeranın nüfuzlularından biri olan
Maraş Emiri
Nusretüddin Hasan Bey,
İzzeddin Keykâvus tarafına ağırlığını koyarak onun sultan olmasını teklif etti. Bunun üzerine diğer beyler de onun teklifini kabul ederek
I. İzzeddin Keykâvus’u sultan yaptılar.
[8] Böylece başta
Maraş emiri
Nusretüddin Hasan Bey olmak üzere ümeranın çoğunluğunun desteğini elde eden I
. İzzeddin Keykâvus sultanlık yarışını kazanmış oldu.
[9] I.İzzeddin Keykâvus’un tahta çıkmasında büyük rol oynayan
Nusretüddin Hasan Bey onun zamanında
Maraş emirliğine devam etmiştir.
- Gıyâseddin Keyhüsrev’in oğlu I.Alâeddin Keykubâd mağlubiyeti kabul etmeyen bir mizacı sahipti. Bundan dolayı ağabeyinin sultanlığına karşı çıkarak Kayseri’de onu kuşattı. I.Alâeddin Keykubâd Erzurum meliki amcası Mugiseddin Tuğrulşahve Kayseri’yi vermeyi vaat ettiği Kilikya Ermeni prensi II. Leon’nu da yanına alarak sultana karşı harekete geçmişti. Ayrıca bazı ileri gelen ümeradan da ona destek vardı. I. İzzeddin Keykâvus kendisine karşı oluşan bu ittifakı yanına aldığı Mübârizüddin Çavlı, Zeyneddin Beşâre, Mübârizüddin Behramşah, Celâleddin Kayser ve Nusretüddin HasanBey gibi ileri gelen komutanları sayesinde bertaraf etmeyi başardı. Ermeni prensine para, erzak ve ülkesine I. İzzeddin Keykâvus’un saltanatı boyunca dokunmayacağına dair bir ahitname verilerek, onun I.Alâeddin Keykubâd’a verdiği destek kesildi. Kendi hâkimiyet sürdüğü Erzurum’un tehdit altında olduğunu iddia eden Mugiseddin Tuğrulşah da I.Alâeddin Keykubâd’ı yalnız bıraktı.[10] Bunun üzerine I.Alâeddin Keykubâd ağabeyini kuşattığı Kayseri’yi terk ederek Ankara’ya çekildi. Daha sonra da burada yakalanarak Minşar Kalesine bir müddet sonra da başka bir kaleye nakledilerek ağabeyi ölünceye kadar hapiste tutuldu. I. İzzeddin Keykâvus kardeşinin tehlikesini bertaraf ettikten sonra ümerasına iktâlar dağıttı. Kendisine yaptığı yardımlardan dolayı Mübârizüddin Çavlı’ya Elbistan şehri iktâ edildi.[11] Maraş’ta ise Nusretüddin Hasan Bey emirliğine devam etti.
I.İzzeddin Keykâvus 1216’de
Antalya’yı yeniden fethetti. Yukarıda bahsi geçtiği gibi bu sırada
Antalya’da Maraş Emiri olarak adı geçen, fakat hiçbir zaman emirliğinin başına geçemeyen
Melik İbrahim b. Hüsameddin Hasan’ın sultana karşı itaatsizlik içinde olduğu görülmektedir. Ancak burada bir netlik yoktur.
Melik İbrahim Rumlarla birlikte sultana direnen bir kişi miydi, yoksa onların eline esir mi düşmüştü? Görünen o ki her ne şekilde olursa olsun oğlu
Maraş emirliğinde bulunan
Melik İbrahim Antalya tarafında bulunmaktaydı.
Antalya’nın Rumlardan alınması sırasında 30 kadar adamı ile bir dağa sığınmış olan
Melik İbrahim sultanın gönderdiği adamlar tarafından yakalanıp huzura getirilir ve affedilir. Hattâ sultan ona birkaç kasabanın idaresini vererek gönlünü aldı.
[12] Selçuklulara karşı direndiği görülen ve yakalandıktan sonra da affedildiği belirtilen
Melik İbrahim ile sultanın arasının açık olduğu anlaşılmaktadır. Ermeni Prensi
II. Leon, Selçuklu ordusunun
Antalya’yı fethi sırasında, Türk topraklarına karşı saldırıya geçmiş ve bazı yerleri işgal etmişti.
I. İzzeddin Keykâvus,
Antalya’nın fethini müteakip Ermenileri cezalandırmak için
Maraş’a hareket etti (1216).
İbn Tagribirdî,
Halep Eyyûbî hükümdarı Melikü’z-Zâhir’in de Ermenilerin üzerine sefere çağrıldığını, ancak onun Selçukluların
Halep’i alma ihtimaline karşı katılmadığını yazmaktadır.
[13] Sultan kendi
Maraş üzerinden
Kilikya’ya girmeyi, Eyyûbîlerin ise
Antakya üzerinden
Çukurova’ya saldırmasını planlamıştı. Ancak
Kahire Eyyûbî hükümdarı ve amcası
Melikü’l-Adil’in girişimlerinden dolayı
Melikü’z-Zâhir Selçuklulara yardımetmedi. Bu arada Ermeniler de kıymetli hediyelerle Eyyûbîleri Selçuklulara yardımdan alıkoymak istemişlerdi.
[14] - İzzeddin Keykâvus’un Eyyûbîlerden yardım alamayınca tek başına Ermenilerin üzerine yürümeye karar verdiğini görüyoruz. Sultan ordunun Kayseri’nin doğusunda Zamantı Kalesi yakınlarında bulunan Yabanlu Ovası’nda toplanmasını emretti. Maraş Emiri Nusretüddin HasanBey’e de haber gönderilerek Ermenilere karşı harekete geçmesini istendi. Sultan, Maraş Emirini daha önce Eyyûbîleri Ermenilerin üzerine saldırtmayı düşündüğü Antakya taraflarına gönderdi. Nusretüddin Hasan, Maraş’tan yola çıkarak Amik Ovası’nı boydan boya geçerek Halep Eyyûbîlerine bağlı olan fakat içinde Ermenilerin yaşadığı Balat’ı kuşattı. Kale şiddetli bir muhasara ile ele geçirilerek Ermeniler cezalandırıldı.[15] Maraş Emirinin Balat’ı alarak içindeki ahaliyi cezalandırdığı haberi Ermeniler tarafından Halep’e ulaştırılınca, Melikü’z-Zâhir bu durumdan endişe duymuştu. O, Selçukluların gerçek niyetinin Suriye toprakları olduğunu zannetmişti. Bunu haklı çıkaracak işaretler de yok değildi. Ancak, I.İzzeddin Keykâvus Ermenilerin Balat’ı bir üs olarak kullandıklarını, Müslüman tüccarlara saldırarak mallarını yağmaladıklarını ve ele geçirdikleri malları burada sakladıklarını, ayrıca onların Kilikya Ermenilerine yardım ettiklerini ve bundan dolayı da Maraş Emirinin Balat’a girmesini istediğini ifade etti. Selçuklu sultanı, Melikü’z-Zâhir’in gönlünü almak için ondan özür bile diledi.[16]
[1] Simbat, s.76; Ersan, s.161-162; Selim Kaya,
I. Gıyâseddin Keyhüsrev ve II. Rükneddin Süleymanşah Dönemi Selçuklu Tarihi (1192-1211), TTK Yay., Ankara 2006, s.133
[2] Turan, s.285-286.
[3] Kaya, s.133.
[4] İbnü’l- Esir,
el-Kâmil Fi’t-Tarih, (Büyük İslam Tarihi), C.XII, (çev. A. Ağırakça, A. Özaydın), Bahar Yay., İstanbul 1987, s.195-196; Ebû Şâme,
Zeylü’r- Ravzateyn, (neşr: es-Seyyid Aziz el-Attar el-Hüseynî) Darü’l-Ceyl, Beyrut 1947, s.53.
[5] Simbat, s.76, Kaya, s.134.
[6] Gorigoros Senyörü, s.12; İbnü’l Verdi,
Tarihu İbni’l-Verdi, C.II, Darü’l-Kütübi’l-İlmiye, Beyrut 1996, s.124; İbn Tagribirdî,
en-Nücumü’z-Zâhire, C.VI, s.168; İbn Furat,
Tarihu İbni’l-Furat, C.IV-V, (Neşr: Hasan Muhammed eş-Şem’a), Bağdat, 1970, s.260; Turan, s.286–287; Ali Sevim, s.34; Kaşgarlı, s.112; Ersan, s.163-164; Kaya, s.134.
[7] Turan, s.286.
[8] Salim Koca,
Sultan I. İzzeddin Keykâvus(1211-1220), TTK Yay., Ankara 1997, s.21.
[9] Meşhur Selçuklu tarihçisi İbn Bibi, Nusretüddin Hasan Bey’in Selçuklu ümerası arasında ne kadar büyük bir itibar sahibi olduğunu şöyle anlatmaktadır. “…
yüzü goncadan daha güleç, eli yağmur bulutundan daha cömert, ihtiyaç gecelerinin karanlığında sıradan ve seçkin kimselerin dünyasında ay ışığı gibi parlayan, sahip olduğu toprak parçasının darlığına rağmen kalbi denizden daha geniş, dergahı cennet bahçesi kadar güzel ve huzur verici, devletin alnında Feridun (İran efsanelerinde ve Şehnâme’de geçen yiğitliğiyle tanınmış padişah)’un büyüklüğü ve Kisra (Sasani Padişahı Hüsrev-i Anuşirvan’ın lakabı)’nın haşmeti bulunan, hiç kimsenin nimetlerinden faydasız kalmadığı, kendisine başvuran hiçbir düşkünün ebedî bir refaha kavuşmadan yanından ayrılmadığı, bu dünyadan kazandığı şöhrete hiçbir padişahın ve sultanın sahip olmadığı Maraş Meliki Emir Nusretüddin el-Hasan b. İbrahim’in –Allah adını her zaman dünyada iyilikle anılmasın sağlasın, onu ahrette en yüksek derecelere yükseltsin- şahadet parmağı soylu meliklerin ileri gelenlerinden, sultanın çocuklarının büyüklerinden olan Melik İzzeddin Keykâvus’un seçkin adının üzerine kondu…” Bkz. İbn Bibi,
el-Evamirü’l-Ala’iye fi’l-Umuri’l-Ala’iye (Selçuk Name), (çev. Mürsel Öztürk), C.I., Ankara, 1996, s.133.
[10] Koca, s.22-23.
[11] İbn Bibi, II, s.139;Koca, s.24.
[12] Turan, s.311; Koca, s.37-38.
[13] İbn Tagribirdî, VI, s.188.
[14] Koca, s.40.
[15] Turan, s.313.
[16] Koca, s.41-42; Ersan, s.169.