. HAÇLI SEFERİNDE KAYSERİ-MARAŞ YOLU ÜZERİNDE GÖKSUN VE HAVALİSİ OLAYLARI
11.yüzyılda Selçuklu Türklerinin Anadolu’yu fethederek yerleşmeleri, Hristiyanlar üzerinde büyük bir korku uyandırmıştı. Avrupalılar, Hristiyanlığın doğu sınırını koruma görevini üstlenmiş olan Bizans İmparatorluğu’nun çökmesinden korkmaya başladılar. Bu yüzyılda Avrupa’da açlık, yoksulluk, üretim azlığının sebep olduğu bir kargaşa yaşanıyordu. Toplum üzerinde büyük bir etkiye sahip olan kilise, hem bu sıkıntıyı ortadan kaldırmaya hem de gücünü doğuya yaymaya çalışıyordu. Papalık bu şartlar altında Hristiyanları birleştireceğine inanıyordu. Özellikle Anadolu’ya yerleşmekte olan Türkleri söküp atarak bu topraklara temelli sahip olmak istiyorlardı[1]. Avrupalıları Papalık bu gibi gayeler ile harekete geçirmeyi başarmıştır. Türklerin Doğu Anadolu’ya ilk akınlarının başladığı yıllarda Bizanslılar tarafından Orta Anadolu’ya tehcir edilen Ermeniler, bu bölgenin de Selçuklu Türklerinin eline geçmesiyle Kilikya bölgesine doğru çekilmişlerdi. 1071 Malazgirt savaşından sonra Güneydoğu Anadolu ve Çukurova yöresinde Bizans hâkimiyeti zayıflayınca, buralarda yaşayan Ermeniler otorite boşluğundan faydalanarak feodal beylikler kurmuşlardı. Selçuklu Türklerinin Anadolu’yu fethettikleri yıllarda bölgede Bizans Krallığı’na bağlı olarak Philaretos, Rupen ve Hetum gibi, Ermeni yöneticiler bulunmaktaydı. Süleymanşah, Filaretos’un elinden 1085’de Antakya’yı fethetti. O’nun oğlunun elinde olan Urfa’da 1087 yılında Melikşah’ın komutanlarından Emir Bozan tarafından alınmıştı[2]. Bizans İmparatorluğu 11. yüzyılın sonlarına doğru, Türklere karşı Avrupa’dan ücretli asker yardımı istemeye başladı. Bu sırada Anadolu Selçuklu Sultanı Süleymanşah’ın ölümüyle (1086) Türkler zor duruma düşmüşlerdi. Bunu fırsat bilen Bizans İmparatoru, güçlü ordularla yapılacak birkaç seferle Türklerin Anadolu’dan atılabileceğini düşünüyordu. Papa II. Urbanus bu yardım isteğini kabul etti. Fakat ücretli asker toplamak yerine, Batı’nın şövalyelerini, topraksız köylülerini, açlık ve sefalet içinde yaşayan halkını, para ve toprak sahibi olacakları vaadiyle, zengin Doğu’ya sefere çıkmaya teşvik etti. Papa bu konuda doğudaki din kardeşlerini Türklerin baskı ve zulmünden kurtaracak bir savaşa katılmanın dinî açıdan çok şerefli bir görev olduğunu propaganda ile işe başladı. Kutsal toprakları kurtarma sloganı ile Haçlı seferlerinin hedefi olarak Kudüs gösterilmiştir[3]. 1085 yılı başlarında yukarı Ceyhan havzası, yani Elbistan, Huni, Göksun ve nihayet Maraş ve daha sonra Behisni ve Keysum şehirleri de, Anadolu fâtihi Süleymanşah’ın komutanlarından olup, Haçlılar muharebesinde önemli rol oynayan Emir Buldacı tarafından fethedilmişti[4]. Ortaçağ kaynaklarında Ceyhan (Cahan) bölgesi, Aşağı Ceyhan ve Yukarı Ceyhan olmak üzere ikiye ayrılırdı. Bölgenin aşağı kısmını, bu nehrin denize döküldüğü Çukurova’nın doğu kısmında bulunan Ayas, Misis gibi şehirler oluştururdu. Ceyhan’ın doğduğu Yukarı Ceyhan bölümünde Maraş başta olmak üzere Elbistan, Göksun, Efsus (Afşin) ve Huni gibi diğer şehirler vardı[5]. Bizans’a bağlı Ermeni asıllı Philaretos, daha 1073 yılında Ermeni din adamlarını toplayarak, Huni’de bir katoligos seçtirerek burayı bir merkez yapmıştı. Bölgenin Türkler tarafından fethiyle Katoligos Teodor, Emir Buldacı’nın hizmetine girmişti. Philaretos, Maraş’ta yeni bir Ermeni Katoligosluk merkezi kurarak başına Bogos adlı bir papaz tayin etmişti. Huni ve Göksun havalisi Türklerin hâkimiyeti altına girince, Katoligosluk ilga edilmiştir[6]. Emir Buldacı’nın Maraş, Elbistan, Göksun ve Besni taraflarını on yıldan fazla idare ettiği anlaşılmaktadır. Emir Buldacı Bey’in, 1086-1097 yılları arasında Maraş, Elbistan ve Göksun havalisinde bir emirlik kurduğunu, Mükrimin Halil Yinanç, Osman Turan ve Işın Demirkent gibi, Ortaçağ Selçuklu tarihçileri kabul ederler[7]. Bu görüş kaynaklar tarafından doğrulanmaktadır. Haçlıların gelişi ile Türklerin elinden çıkan Maraş ve Elbistan havalisi, 1098 yılında Bizans İmparatorluğu’na teslim edildi. Bu tarihten itibaren Ermeni asıllı Bizans valileri idaresinde Maraş’a yerleşen Ermeniler, bir süre sonra Rumkale ve Hısn-ı Mansur (Adıyaman) şehirlerinde ellerine geçirmişlerdi. Elbistan, Afşin (Efsus) ve Göksun şehirleri ise, kısa bir Türk hâkimiyetini müteakip, 1103 yılında yeniden Haçlıların eline düştü. Fakat 1105 yılında Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan tarafından Hıristiyanlardan geri alınarak vezir Ziyaeddin Muhammed’e iktâ edilmiştir[8]. [1] Muhammet Şahin, Uygarlık Tarihi, Yargı Yayınevi, Ankara, 2016, s.118-119. [2] İlyas Gökhan, Başlangıç’tan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, Kahramanmaraş, 2011, Ukde Yay., s.141. [3] Şahin, Ag.e., s. 119. [4] Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, İstanbul, 1944, s.124; İlyas Gökhan, Selçuklular Zamanında Maraş, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kahramanmaraş, 2013, s.22. [5] Gökhan, A.g.e., s.25-26. [6] Gökhan, A.g.e., s. 23. [7] Mükrimin Halil Yinanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, İstanbul, 1944, s.81; İlyas Gökhan, Selçuklular Zamanında Maraş, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kahramanmaraş, 2013, s.24-25; Işın Demirkent, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, TTK. Yayınları, Ankara, 1996, s.15. [8] Refet Yinanç, Dulkadir Beyliği, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1989, s.1.
