HAYATİ AHMED EFENDİ’NİN, BÜYÜK AMCASININ OĞLU VE HOCASI ÖMER EFENDİ’YLE İLGİLİ KASİDESİ
Bağdat kadılığında yapan Hayati Ahmed Efendi’nin bu şiiri, Elbistan’da doğup 15 yaşında ilim tahsili için gurbete çıkan ve on altı yıllık ilim tahsilinden sonra memleketine dönüp ilim neşriyle uğraşan; sarf, nahiv, mantık, âdâb, hadis, fıkıh, tefsir, usul dersleri okutan; evi fakirlerin ve kimsesizlerin sığınağı olan; otuz yıl bu şekilde hizmetin ardından hacca gitmek üzere yola çıkan ancak Şam’dan yüz menzil ötede Çığman’da vefat eden; büyük amcasının oğlu ve hocası Hacı Ömer Efendi’yle ilgili olup sonunda vefatına tarih düşürülmüştür. Kaside, 19 Muharrem 1228 (22 Ocak 1813) Cuma günü ikindiden sonra tamamlanmıştır. Kaside, halen Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde korunmakta olan Muhtelif Kasideler’in (Hafız Ali Efendi Yazma Eserler Kütüphanesi, DN 35a-b) 27b-28b yaprakları arasında yeralmaktadır. Son zamanlarda, orijinaliyle birlikte “Tuhfe Şâhini Hayati Ahmed Efendi (1751/2-1814) Şiirleri, Kütüphanesi ve Tehâfüt-i Müstahrece’si” (ÖZALP; İstanbul, 2010) adlı kitabın 141-147. sayfaları arasında yayımlanmıştır. Nazar kıl hâl-i dünyâya nefâsı günden eclâdır Hudû-ı âlemi müsbit dolu yer ü gök kazâyâdır Netîce bir kıyâs-ı vahdet sıgmaz aks ü tebdîl Kıyâs olsa mukaddem geri sugrâ serd-i küprâdır Velîlerden, nebîlerden, meliklerden gelen gitti Birine kalmadı dünyâ bu dünyâ fânî dünyâdır Kimi Yûsuf, kimi Yûnus, kimi Lukmân u İskender Kimi Mûsa, kimi İsâ, kimi Âdem’le Havvâ’dır Kimi İshâk u kimi İsmâ’îl ü İbrâhîm ü İşmûyil Kimi Cemşîd ü Hûşenk, kimi İdrîs-i bürdâdır Muhassal-ı fânî dünyâ kim Rasûlüllah dahî göçtü Ol’ise mu’ciz-i âlem habîb-i Hakk Te’âlâ’dır Bu demde mazhar-ı yüdrikkümü’l-mevt oldu bir fâzıl Bu göç bin yüz dahi doksan dokuzda rabbe ruc’âdır Ömerdir ism-i isnâsı semiyy-i Hazret-i Faruk Dil-i ilm ü irfânı müzîl-i cehl u zulemâdır On altı yıl kadar gurbette tahs’il-i ulûm etti Gelip sonra otuz yıl neşr-i ilmi pür-atâyâdır Kamu evkâtını taksîm edipti zühd ü takvâya Nazîr-i İbn-i Edhemdir dahî ondan da etkâdır Kamu eytâm u ezyâf-ı fakîrâne vü mesâkÎne Sa’âdethânesi me’vâ idi hâlâ da me’vâdır Lisanından şükürler neşrederdi tâ sanırlardı Yemen kâşânesinde nân-ı erzen, menn ü selvâdır O Sa’deddîn ü Kutb u Seyyid ü Keşşâf u Beydâvî Celâl ü Câmî dü-Râzî vü Hayâl ü İbn Sînâ’dır Okuttu sarf u nahv ü mantık u âdâb ebhâsı Hadîs ü fıkh u tefsîr ü usûlü hep ser-â-pâdır Dem-i İsâ-i irfânı hayât-efzâ idi gûyâ De ceyb-i Mûsâ’da ulûmu dest-i beyzâdır Nazîrin görmemiş gözler, ulûmun vasf eder diller Hisâlin ins ü cinn söyler zihî bir zât-ı garrâdır Otuz yıl denli zühd ü neşr ü it’am eyleyip sonra Çıkıp hac etmeye gitti zihî hacc-ı kâm-bilâdır Yüz menzil öte Şamdan Çıgmanda vefat etti Konup peygamber eşmesinde zayf-ı Rabb-i a’lâdır İki dâderle bir hâker iki duhterle bir ferzent Dahî bir hânedânı kaldı tırâr-ı ehl-i takvâdır Nice şâkirdleri kaldı dahî âsâr-ı uhrası Zihî ni’mel-halef mıstâkı hoş âsâr-ı ulyâdır Kusûrun bahşedip yâ Rab… Kamu reşk eyleyip hattâ desin nî’me’l –atiyâdır Geri bâkîsine sıhhat selâmet ver te’âlallah Amel tahsîl için zîrâ bu dünyâ sûk-ı uhrâdır Zihî bâb-ı rızâ-i Hakk’ı buldu târihi amma Ve-mâ kad mâte tahrîrü’z-zamân târîh-i vâlâdır İlâhî bu Hayâtî müznip ü mücrim ü günahkârı Kamu demde azîz eyle ne denli pür-hatâyâdır Hayati Ahmet Efendi
