Site icon Teketek Haber

HELE DUR

Zambak açsın, güller bitsin su alsın Sabırlı ol diyeceğim hele dur Günler geçip aylar gitsin yıl olsun Elbet sana döneceğim hele dur Haftalar iç içe mevsim peş peşe Birbiri ardına koşuşsun hele Arılar peteksiz balları bile Kaldığında varacağım hele dur Ay dayansın güneş ile sırt sırta Set çektirsin okyanuslar denize Rağbet tekrar artsın, öküz, camuza Düğün kurup alacağım hele dur Kurusun damardan aşkın pınarı Alevlendin yansın gönül çınarı Mecnun gibi dolaş dön de âlemi Son sözümü diyeceğim hele dur Kışlar geçsin hele karlar yağmasın Dünyayı doldursun insan sığmasın Çakallar aslana boyun eğmesin Sana boyun eğeceğim hele dur Bakarsın aradan hasretlik kalkar Yırtılır perdeler ve gözler bakar İkimiz yaşarız ve sonsuza kadar Miz murada ereceğiz hele dur Ömür yaşayanlar ancak köklüdür Ruhumun içinde aşkın saklıdır Yazıcıoğlu der ki kerven yüklüdür Çok susadık kanacağız hele dur Her yana haberler salındı, sözcüler gönderildi. Aylar, yıllar sürdü bu arayış. Ama ne yörük kervanının izine rastlandı, ne de Senem’den bir haber alındı. Yıllar geçti aradan, yandı yıkıldı Osman, ama Senem’den bir haber alamadı. Talihi her gün biraz daha karardı. Bir düğünde tek gözünü kaybetti. Değen saçmalarla birlikte anası babası öldü. Günler yel gibi geldi geçti. Onun içindeki yangın geçmedi, unutamadı Senem’i. On yıl, yirmi yıl, elli yıl, altmış yıl geçti, bir haber gelmedi Senem’den. Sonra bir yaz günü evinin önünde oturup çocuklarıyla oynarken; köyün çerçisi bir Ermeni vardı. O geldi koşarak yanına. Ağam, dedi; ağam kurban olam haberler ne ki haberler. Desem yıkılır mısın, yoksa sevinir misin? Eski bir yaraya tuz mu atarım. “Anlat!” dedi, Yazıcıoğlu; anlat hele ne istersin. Haberin hayırlıysa tarla veririm, değilse çek git. Kozan’daydım, dedi Ermeni çerçi; mal satardım. Açmış oturmuştum metamı, buğday almış kumaş verirdim. İki büklüm bir ihtiyar geldi yanıma. Saçları ak, gözlerinin feri sönmüş bir ihtiyar kadın. Oğul dedi; nerelisin. Tanır’lıyım ana, dedim. Osman Ağa’yı bilir misin, dedi. Bilirim elbet, dedim. İnsan köyünün ağasını bilmez mi? Kuşağından bir çıkını çıkarttı. Aha bu lapatan’ı elime tutuşturup, Osman Ağa’ya, söyle Senem ananın selamı var, yüreği yüreğinle birdir. Kimseye yâr olmamıştır. Bir yayla kızı gibi sevmiş, bir yayla kızı gibi sadık kalmıştır, de. Ama gayrı her şey geçti; gelip aramaya arayıp sormaya de. Ağam, selam yerde kalmazmış, getirdim sana. Gayrı sen bilirsin, dedi Ermeni çerçi. Yüreğinde yetmiş yıl evvelin koru yeniden yandı. Osman Ağa’nın içinde kaynar bir şey aktı. Altınlar, tarlalar verdi Ermeni çerçiye. At hazırlattı, yanında iki adam düştü Kozan’ın yoluna. Osman Ağa Senem’le buluştu mu bunu bilmiyoruz; ama Maraş’ta, Tanır’da, Toroslar’da, Avşar illerinde ne zaman bir düğün kurulsa; önce Osman Ağa’nın aldığı haberden sonra söylediği türküyü söyler kadınlar, erkekler. Yankıları Torosların Binboğaların ötesine doğru yanık bir ses, yanık bir yürek. Nerede bir gece toplantısı olsa, yaşlılar gençlere Senem ile Yazıcıoğlu Osman’ın sevdalarını anlatırlar hep.

This website uses cookies.

This website uses cookies.

Exit mobile version