Site icon Teketek Haber

İÇİNDEKİ ÇOCUĞA YOLCULUK

Hayatın en saf aynası, henüz hesap tutmayı bilmeyen kalplerin dünyasında saklıdır. Orada neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair bitmek bilmeyen tartışmalar yoktur; vakit, gücenmeye değil oyuna ayrılmıştır. Zaman, ip atlayan saatlerden, misket yuvarlanan dakikalardan, dondurma yalayan saniyelerden ibarettir. O dünyanın matematiğinde toplama, çıkarma ya da çarpma yoktur; sadece “paylaşma” vardır. Bir elinde şeker varsa, onu ikiye bölüp yanındakiyle paylaşırsın; çünkü paylaşmak, çoğaltmanın en kestirme yoludur.

Gökyüzüyle bile oyun kurulur o dünyada. Bulutlar bazen koca pamuk şekerlerdir, bazen de ejderhaya benzeyen dev yaratıklar. Yağmur yağdığında şemsiyeye ihtiyaç duyulmaz; yağmur damlaları birer yarış arabasıdır, kimin yanağından daha hızlı kayacak diye yarışırlar. Gök gürlediğinde ürkmek yerine ona eşlik eden çığlıklar duyulur: “Hadi bakalım, kim daha yüksek bağıracak!” Hayatın korkutucu anları bile bir şakaya dönüşür.

Zaman da farklı akar. Sabah, reçelin ekmeğin kenarına damlamasıyla başlar; öğle, biraz terlemiş saçlarla ağacın gölgesinde yenen bir dondurmadır. Akşamüstü, çorabın tekini kaybetmekten ibarettir. Gece ise, yorganın altına girince bütün canavarların kaybolduğunu bilmenin huzuruyla gelir. Evrenin en kesin kanunu budur: Yorgan üstüne çekildi mi, hiçbir canavar hayatta kalamaz.

Renkler de daha cesurdur o dünyada. Kırmızıyla mavi kavga ederken, turuncuyla mor sarmaş dolaş olur. Boya kalemleri, defterin sınırlarını takmaz; taşar, karışır, birbirine bulaşır. Ama bundan şikayet eden yoktur. Çünkü asıl güzellik o taşmalardadır. Kağıttan taşan renk, ruhun da dışarıya sızdığının kanıtıdır.

Büyüklerin ciddiyetle baktığı şeyler, o gözlerde komedinin ta kendisidir. Mesela, yeni alınan halının üzerine dökülen portakal suyuna “felaket” denir evde. Ama o dünyada portakal suyunun halıya doğru yaptığı yolculuk, NASA’nın roket fırlatışından daha heyecanlıdır. Küçük bir su birikintisine atlamak, olimpiyatlarda madalya almaktan farksızdır. Kaydıraktan ters kaymak, kuralı çiğnemek değil, devrim yapmaktır.

Ve işin en güzeli: O dünyada dünün kırgınlığı, bugünün öfkesi, yarının endişesi yoktur. Her şey “şimdi”de yaşanır. Şimdi kahkahadır, şimdi çamurdur, şimdi balondur, şimdi sakızın şişirilip patladığı o komik andır. Bir dakika sonra gözyaşı da olabilir, ama bilinir ki gözyaşı bir kucakla kurur. Hayatın büyük sırları, en basit kurallarla işler.

Belki de büyüdükçe unuttuğumuz şey, hayatın bu basit formülü. Koşarken düşülür, kalkarken gülünür, ağlarken sarılınır, sarılınca geçer. Biz büyüdükçe karmaşıklaştığını sandığımız şey, aslında o basitliğe duyduğumuz özlemdir. Oysa o gözlüğü yeniden takmak mümkün: Hayata, o renk paletinden bakmak…

Çünkü gerçek şu: Dünya hâlâ aynı dünya. Gökyüzü hâlâ bulutlarla oyun oynuyor, yağmur hâlâ damlaları yarıştırıyor, sabun köpükleri hâlâ havada kayboluyor. Biz ise çoğu zaman bu oyunun seyircisi oluyoruz. Oysa sahneye atlayıp “ben de varım” dediğimizde, her şey yeniden başlıyor.

Hayat belki de tam burada güzelleşiyor: Kırgınlıkların, hesapların, ağır yüklerin dışında… Renklerin birbirine karıştığı, kahkahaların göğe değdiği yerde. Ve en önemlisi, orada kimse büyümek zorunda değil. Çünkü renkleri seçen hâlâ biziz. İster griyle boyarız, ister gökkuşağını tek sayfaya sığdırırız.

 

This website uses cookies.

This website uses cookies.

Exit mobile version