KEREVİNLİ HALİL’İN AĞIDI
Afşin’in Kerevin köyünden olan Halil bir kanun kaçağıdır. Kerevinli Halil aynı zamanda Elbistan’ın Ambarcık köyünden Beşir KURT’un bibi oğlu, Hannen Kurt’un da teyze oğludur. Bu denli yakın akrabalarının Ambarcık köyünde olmaları hasebiyle Halil, Kerevin’den ayrılarak Ambarcık köyünden Noslu İbrahim’in evini bibisi oğlu Beşir’le satın alarak bu köye yerleşir. Kerevinli Halil, zaman zaman bazı suçlardan dolayı hapse atılır ve suçu kadar hapis yatarak defalarca hapisten tahliye olmasına rağmen tekrar kanun kaçağı durumuna düşmekten kurtulamaz. Bu havalide işlenen her türlü kanunsuz olayda-içinde olsun veya olmasın mutlaka Halil’in de ismi geçmektedir. Sürekli jandarmalar tarafından aranan biridir. Kerevinli Halil’in geçimini bu şartlarda meşru yollardan kazanma imkânı ortadan kalmaktadır. Üstelik Halil iki evlidir. Hacce isimli hanımından olan Güler, Şükriye isimli hanımından da Hatice olmak üzere iki de kız çocuğu babasıdır. Adı eşkıya olmasına rağmen üzerinde taşıyacağı silahı dahi temin edememektedir. Kanun kaçağı olduğu için zaman zaman başka yerlerde yatan Kerevinli Halil, 1954’ün zemheri ayında, inanıp güvendiği, Çiçek köyünden Atik’in evinde misafirdir. Akşam yemeği yenmiş, kahveler içilmiş, vakit iyice ilerlemiştir. Atik’in evinde o gün Olukluoğlu lakabıyla anılan Dönüşün oğlu Mustafa da vardır. O gece Mustafa, silahının olup olmadığını anlamak maksadıyla Halil’le güreş tutar. Bilahare, evine gitmek bahanesiyle müsaade isteyip Atik’in evinden ayrılır. Mustafa, yerde bulunan diz boyu kara aldırmadan doğru Elbistan’ın yolunu tutar. Elbistan’a varan Mustafa karakola koşar, karakol komutanı yüzbaşına Kerevinli Halil’in Çiçek köyünden Atik’in evinde misafir, üstelikte silahsız olduğunu söyler. Yüzbaşının “Bir askerimin burnu kanarsa seni yakarım!” demesi üzerine: “Akşam güreş tuttum, silah değil, bir bıçağı bile yok.” diyerek müfrezenin baskın için yola çıkmasını sağlar. Baskın yapılır, teslim ol çağrıları karşısında Halil çaresizdir. Eli aldığı bir değnekle portmadan evin damına çıkar. Elindeki değneği, bir gelen olursa haberim olsun diye portmanın çatısına doğru uzatmaktadır. Hava ayaz, gökyüzü aydınlıktır. Ayın ışığı Kerevinli Halil’in uzattığı eli açığa vermektedir. Aşağıdan bu durumu fark eden Erzurumlu bir jandarmanın açtığı ateş sonucu ilk kurşunu koltuğunun altından alan Halil o gece vurularak öldürülür. Çiçek köyünde anlatılan şekliyle: Halil’in eskiden beri Dönüşünoğlu Mustafa ile zaman zaman yolları kesişir. Mustafa askere gider, orada makam şoförü olur. İzine gelirken silahını da yanında getirir. Bir ara Halil’le karşılaşır. Askerlik hatıraları anlatırken silahıyla geldiğini söyler; Halil silahı alır ve bir fırsatını bulup kaçar. Bu yüzden Mustafa askerliğe dönemez ve yıllar boyu kaçak durumunda dolaşır. Bu yüzden Halil’e diş bilemekte ve fırsat kollamaktadır. Atik’in (Doğuç) evinden, Tellioluk’taki bacıma gideceğim, diyerek çıkan Mustafa, doğru Elbistan’a gider ve askerlik şubesi başkanını bulur ve durumunu anlatıp: “Size Halil’i yakalatırsam benim askerlik işimi halleder misiniz?” der. Başkan da jandarma komutanıyla beraber kabul ederler. Bunun üzerine Ambarcık köyünden Hatun Eşe BOSTAN şu ağıdı eder: Çiçeğin karşısı bayır Kurşun gelir hayır hayır Müslüman etmez bu harbi Ellaham yüzbaşı gâvur Çiçekli etmiş tamaşa Sol böğrün koymuş ataşa Güler’im oğlan olsaydı Emeğim gitmezdi boşa Güler’in elinden tutsam Hatıç’ı önüme katsam Hâkim beye minnet etsem Babaların verir m’ola Şükriye cipten bakıyor Hacce ciğerim yakıyor Kör olasıca yüzbaşı Kanlar oluktan akıyor Yaptırmaz olasın Atik Elini süyükten tutuk Güler’inin konuşucu Gözü bakar dili tutuk Avradın yolun gözlüye Döllerin tavsur düzlüye İlahim Dönüş’ün oğlu Ocağına it kuzluya Temiz yudum içliğini Başına attım başlığını Kör ola yokluğun gözü Bulamadım harçlığını İpek yeleği alaca Dar akşam geldi salaca Beşir emmim berk severdi Misafir almamış gece Yekin Halil ağam yekin Meşlahanı dalına takın Hemi yiğit hemi gözel Sen seni nazardan sakın Yoruldu yola oturdu İki de keklik yetirdi Deyzesi oğlu Hanen Emmi Zerkit çayından getirdi.
