Site icon Teketek Haber

KIRKİKİLİLERİN AĞIDI

“Yıl 1960, mevsim de bahar. Ama bizim memleket kıştı, asker sevkiyatı olmakta, Mart ayının on’u, her yerde kar var. Açlık, sefalet, yoksulluk yüklenmiş sinelere, boğmuştu milleti boğduğu kadar. Bir yandan askere gidiyor, diğer yandan ardında kalan çocuklarını, ana-babalarını düşünüyordu, yiğitler. Vatan borcu yük değildi, onlara. Yoksulluk, amansız hastalıklar karşısında çaresizlik zor gelirdi; onlara. 1942’liler Elbistan Askerlik Şubesi’nde muayenelerini oldular, birliklerine sevkiyatları başladı. Maravuz’dan yaya gelmişlerdi karları yara yara. Yanlarında uğurlamaya gelenler de vardı. Askerler yola koyuldu, Maravuz’dan gelen asker yakınları o gün dönemediler. Bir yandan da yolladıkları askerlerin akıbetini merak ediyorlardı. Çoğu sabahı diri tuttu. Analar, babalar hiç uyumadılar. Sabaha kadar dua ettiler. Öğlene yakın giden askerler hakkında yarım yamalak haberler çıkıyordu. Her ana kendi yüreğinde hissediyordu bu acılı kaygıyı. Elbistan’a atlı bir heyet gönderdiler haber almak için. Giden heyet de net bir haberle gelmedi. Ama çekilen perişanlıklar sezilebiliyordu, bu haberlerin örtüşen satırlarında. Köylülerden bazıları bu durum netlik kazanmadan köylerine gitmiyorlar; ama bazıları çaresizce, yürekleri kanayarak, köyde bıraktıkları eş ve çocuklarına döndüler. Beş gün sonra, birliklerin Adana’ya indikleri haberi geldi. Bazı askerlerden mektup gönderenler de oldu habercilerle. Az çok durum belliydi. Çok perişanlık çekilmiş, hastalıklar çoğalmış ama ölen olmamıştı. Hüseyin Ağa adında biri vardır. Haberin her safhasında içli ağıtlar söylüyordu. Bu ağıtlar dilden dile analara ulaştıkça, ana yüreklerini tutuşturarak eritiyordu, herkesi.” diye anlatıyor, Hüseyin Dayı. Sene bin dokuz yüz, mart ayına Geldi esameler, halar perişan Kırk ikili muayene olmuş gidiyor Düştü gurbet ele yollar perişan Bir emir geldi de buna getmeli Ananın atanın elin öpmeli Çare yoktur vazifeyi dutmalı Geride ağlaşan döller perişan Elbistan’a endin ayın onuna Hep millet toplanmış şube önüne Binbaşı da defter almış eline Yazıp kayıt tutan eller perişan Esamenin önü çıktı yörüyüşe Maksadımız Nurhaklıya erişek Mıklardıca vardık, tutulduk kışa Nice açık çıplak kullar perişan Orda yolladılar aman neriye Gış gıyamet endik Gapıderi’ye Merhem neyler yürekteki yareye Eser bad-ı sabah yeller perişan Gapıderesinde bindik trene Selam söylen eşe dosta yarene Dolduk vagonlara, çâran çıırana Bozuk gönül sazı, teller perişan Endik Fevzi Paşa’ya verdiler mola Bir düdük çalındı toplanın hele Bahçe, Osmaniye şol Toprakkale Cahanda akıyor, seller perişan Üç saatte geçtik goca Misis’i Seyre çıktı Adana’nın hepisi Pozantı dağları, ardı Toros’u Açılmış mor çiçek güller perişan

This website uses cookies.

This website uses cookies.

Exit mobile version