Teketek Haber

KISA KİTAP, UZUN ROMAN!

KISA KİTAP, UZUN ROMAN!
Şebnem ELMACI
Şebnem ELMACI( sebnem.elmacii@gmail.com )
22 Haziran 2020 - 12:03

 1.BÖLÜM

Yürüdükçe unuttuğumuz yolların, geride bıraktıkça geçtik sandığımız yılların bir durak ötesinde son şarkısını söyleyen bir çocuğun melodisini duymamakla suçlayacak hayat bizi. Kendince haklı olacak ve bizce haksız. O çocuğun son notasına yetişebilmekti belki de bütün gaye, kim bilebilir. “Yetişmek” kendi içinde ne kadar çok ifadesi var, kelimeler tıpkı insanlar gibi sadece daha dürüstler, çünkü ben daha hiç susan kelime görmedim.  Susturuldu kelimeler yalnızca, yıllarca ve kullanılmadığı için unutulanlar vardı ve en şanslı kelimler gündelik ve ifadesi sıradan olanlardı. Telaffuzu zor diye dil döndürülemeyen ve anlamı biraz karışık geldi diye terk edilen kelimeler gibi kaç insan var, bunu da kim bilebilir?

  1. BÖLÜM

Üzerine titremedik diye ölen çok canlı vardı her türden, çünkü biz ölümü sadece bedenle bağdaştırdık. İnsanı var eden duygular yok edildiğinde de ölmez miydi insan? Çok mu anlamlaştırıyoruz yoksa böyle bakınca, sıradan ve ruhsuz mu kalmalı tüm bu anlamlar, düşünceler ve çıkarımlar. Çünkü ben kalbi kırılınca küsen bir kedi gördüm.

  1. BÖLÜM

Utanıyorum ben, içim kızarıyor, yüzüm pancar gibi. Ruhum sancıyor ve uzaklaşmak istiyorum hepinizden fakat bunun adı bu defa inziva değil. İçimde ki parçaların tamamlanması çok zaman aldı. Düşüncelerin eyleme dönüşmeye başlaması ve dönüm noktama varma zamanım çok zaman aldı, belki de yarın sonlanacak bir ömür için zamanımın tamamı ya da ömrümün yarısı ya da çeyreği fark eder mi? Ben dün bir haber okudum hepimiz adına tek tek utandım. Bir çocuk yazıyordu ve bir baba sonrası malum bir haber “kurşun adres sormaz ki”. Neden bir başkasının utancı yapışır ki bizim gibilerin vicdanına. Hiç tanımadığım bir çocuğun günahı neden benim omuzlarımda? Utanıyorum şuan, bir adamın bir silahı çocuğuna doğrultmuş olması düşüncesinden ve bir çocuğun ölecek yaşta olmayışını ifade edemeyişimden utanıyorum.

  1. BÖLÜM

Ben Cemal Süreyya’nın “Sevda Sözleri” başlığı altında topladığı bütün söylemleri şiir olarak kabul ettim zaten o da bunu öngörmüştü kanımca. Bir kitap bir şiirse eğer,  totalde daha derin bir roman yatar altında, acıları ve sancıları, kederleri ve mutlulukları derinlerde olan ve olmayı hak etmişçesine.  Bir adamı ya da bir kadını anlatır, muhakkak kuş ve böcek ya da eski bir ev, sokak aralarında öpüşme romantizmi ve muhakkak her şair yağmurda ıslanmak ve ahmakıslatan yağmura sövmek gibi bir girişimde bulunmuştur. Nietzsche’yi anlamak gibi bir algısı vardı yüzyıl öncesinin ve anlaşılamamış bir adamın anlaşılmaya çalışırken öldüğüne dair notları. Çünkü kendi şahsına münhasırlığının anlaşılması gerektiğine inan bir adamın üstelik filolog bir adamın çaresizliğidir nihilizm. Üstelik buna herkesi inandırmak isteyen bir takım nihilistler tarafından, nihilizmin kurucusunun pardon daha açık olalım hiçliğin savunucusunun bir hiç olduğu ironisiyle anlamak istemedik mi? Nietzsche’yi anlarsak felsefeyi de anlarız belki gibi bir şeylerdi sanırım. Fakat ben kelimeleri anlamak isterdim, onlar gibi konuşmak ve anlamlarınca tartmak. Ben en çok Turgut Uyar’ı, Cemal Süreyya’yı, Nazım’ı, Orhan’ı Veli olan hani en çok onları anlamak ve anladığımı anlatabilmek isterdim. Şiir asla bir hiçliği savunmadı. Ben bakıyorum da bugün hem şiirsiz hem türküsüz kalmışız. Kültürün temel adımı da felsefe, ben hiç olmaya da inanırım ama her şeyin hiçliğine, anlamlardan yoksunluğuna, manasızlığına inanmadım. Felsefesiz kalmadık ama çokça şiirsiz, çokça Cemal ’siz, çokça Turgut’suz  ve çokça aşksız, sevgisiz ve susuz kaldık.

  1. BÖLÜM

Geçtiğimiz dört bölüm boyunca birbirinden alakasız gibi gözüken fakat birbiri ile fazlasıyla bağlantılı kısacık bir kitap yazdık ve siz de çok uzun bir roman bitirdiniz. Zamandan geçen yıllarımız ve geçtikçe yetişmeye geç kaldığımız güzellikleri anlattık. Duygularımızdan ölüyoruz dedik, hayvanı, çiçeği, böceği, insanı, çocuğu ezip geçen bir dönem de, bir kedinin bile kalbini kırmaya hakkımız yok dedik. İnsan olmanın anlamını mı yitiriyoruz dedik. Bütün öldürülen çocuklar adına utandık, insanlığımızı bıraktığımız yeri bulamamaktan utandık. Şiire dokunduk, kelimeleri sevdik, felsefeye değindik ve biraz da aşkı anlamak istedik. Yaşamda böyle bir şey değil mi? İçinde her şeyin olduğu bize anlamlı gibi gelen fakat sonunda ne olduğunu anlayamadan terk etmek zorunda kaldığımız bir diyar.

Yetişemedik o çocuğun melodilerine…

Öldürdük duygularımızı, ruhumuzu…

Vicdanımızı, utançlarımızı sardılar bir çocuğun üzerine kefen niyetine… Aile kavramını kirlettiler…

Aşk… Şiirlerin mısra aralarında ki naif sitemlerde kaldı…

İki aforizma okuyunca felsefeci olduk…

Şiirsiz ve türküsüz ve duygusuz üstelik zamansız kaldık…