KÜÇÜK AHMET’İN AĞIDI
Beyceğiz Mahallesi’nde oturan Türkan Hanım’ın beş yaşındaki oğlu sünnet olmak için bıçak altına yatar. Erkek olmaya adım atan küçük Ahmet sünnet olur olmasına ama bir türlü yarası iyileşmek bilmez. Aksine daha da kötüye gider ve beklenmedik bir zamanda akılda yokken iyileşeceği kanaati hâkimken birden hayatını kaybeder. Gözü yaşlı, yüreği kanlı anne, susuz toprağa can veren yağmur misali yüreğine bir nebze olsun teselli vermek istercesine bu hüzünlü ve dramatik ağıdı yakar. Kalem koydum pencerenin ucuna “Hani yavrun?” deseler gider zoruma Hasret kaldım ben körpecik kuzuma Bu acı beni bu derde bağladı Portakalı sarı sarı soyardım Soyardım da başucuna koyardım Yavrusuz anneyi öldü sanardım Bu dert beni bu hastalığa bağladı Ayağıma diken battı Duramıyom sızısından On beş sene yol gözledim Haber gelmez kuzusundan Çarşıya inesim geldi Servise binesim geldi Kınamasın komşular beni Yavrumu göresim geldi Yörü bire yalan dünya Yalan dünya değil misin Beş yaşındaki yavrumu Alan dünya değil misin
