- yıl münasebetiyle; kalıcı, görsel ve tesiri muvakkat olmayacak eserler vücuda getirelim. İşte bunlardan naçizâne bir kaçı;
MARAŞ İSTİKLÂL HARBİ’NİN 100. YILINA YÖNELİK BİR KISIM PROJE ÖNERİSİ
Maraş’ın işgalinin üzerinden bir asır geçti. Nasib olursa birkaç ay sonra da (Ocak-Şubat 2020) harbin ve kurtuluşun 100. yılı… Geçtiğimiz yüz yılda çok şeyler geldi geçti, sayısız gelişmeler yaşandı. Maraş; herkesten daha çok hak ettiği “Kahraman” ünvânı gecikmeli de olsa 1973 yılında alarak, kendini günümüze bir Müslüman Türk şehri olarak taşımayı başardı. Galiba, 1920 ruhunun da en temel dinamiği bu kimliğin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması idi. Maraş Harbinin en küçük gazileri olup; “Kaç Kaç” hadisesinde, bırakıldığı karlar içerisinden sağ olarak kurtarılıp, hayata tutunanların bile son nesilleri artık aramızdan çekilmişlerdir. Babası aziz vatan uğruna şehid düştüğünde 2,5 yaşlarında olan Şehid Evliya Efendi merhumun kızı Muazzez hanımın (Karpuzoğlu) birkaç ay evvel vefatı, aslında bir devrin son sayfalarının kapanışı idi. Merhûme sessiz sedâsız bu alemden giderken; bu gidiş, birkaç kişi dışında kimsenin farkında olmadığı bir şehid teberriğinin gidişi oldu. Kahramanmaraşlı geçen bir asırda ne kendisine yaşatılan vahşeti unuttu, ne de verilen mücâdele ve fedâkarlıkları unuttu. Kurtuluş gününden beri yapılan kutlamalar, anma törenleri, temsiller, yazılıp çizilenler, camilerine, okullarına, çeşmelerine, parklarına, belediyelerine, mahalle, cadde ve sokaklarına İstiklâlle ilgili verilen isimler bir vefa borcunun tezâhürleri idi. Son yıllarda çeşitli etkinlik, film, sempozyum, anıtsal yapılar gibi çeşitli alanlarda da çalışmalar yapıldı ve yapılmaya devam etmektedir. Konuyla ilgili bir kısım hatırat zaman içerisinde yayınlanarak ilim dünyasının ve okuyucunun hizmetine sunuldu. Bu konuda yapılanlara müteşekkir olmak her vatan evladının vazifesidir. Harpten beri en az üç nesil geçti, dördüncü ve beşinci kuşak geldi. Gelen her nesilde Maraş Millî Mücadelesinin ifade ettiği mana peyder-pey azaldı. Hisler tarihe yabancılaştı, nesil değişti. Üstelik teknolojik gelişme ile birlikte gelen modernizm; hayatımızın her alanını etkisi altına alarak hepimizi ve her şeyi değiştirme ve dönüştürme konusunda sınırsız ve mes’ûliyet kabul etmez bir tarzda her şeye hakim oldu. Hayatımız renklenirken; bize ait ve bizden olan çok şey de, ya yok olup gitti, ya da içi boşalarak anlamsızlaşan, değerini yitiren nostaljik bir kimliğe büründü. İşte tam bu süreçte Maraş İstiklâl Harbi’ne ait duygularımızın da iyice renksizleşip, bir şey ifade etmeyen silik hatıralara dönüşme tehdidi ile karşı karşıyayız. Çocukken büyüklerimizin dizleri dibine oturur, anlatılanları can kulağı ile dinlerdik. Kurtuluş etkinliklerini izler, coşar, kahramanlarımızla gururlanırdık. Geçti, gitti o günler. Artık yeni nesil için bu metod hiçbir tesir ve ilgi meydana getirmiyor. Hz. Ali (k.v)’nin; “Evlâdlarınızı zamanınızın şartlarına göre yetiştirmeyin. Zira onlar sizden bir sonraki zaman için yaratılmışlardır” sözü burada daha da büyük bir anlam taşıyor. Evet, gelişen tekno-iletişim ve ulaşım, nesillere aileleri dışındaki tüm dünya ile aynı anda iletişim ve etkileşim sürecini birlikte yaşatıyor. Buna, ekonomik olarak kendi kendine yetebilir hâle geliş ve bütün bunların sonucu bireyselleşmenin yaygınlaşması da eklenince; millî-manevî ve kültürel saîklerin tesir sahası oldukça daralmış oluyor. Hayatlarını görsel ve sanal dünya şekillendiriyor. İlgileri ve değerleri buna göre şekilleniyor. Sizin çabanız havanda su dövmekten ileri gitmiyor. Maraş İstiklâl Harbi’ni anlatan eserler ve sempozyumlar bu ve benzer sebeplerle yeni kuşaklar için ilgi çekici gelmiyor. Yanlış anlaşılmasın, bu etkinlikler yapılmasın demek istemiyorum. Tam tersi, daha da yoğunlaşarak, yeni belge, bilgi ve bulgularla desteklenerek envânterin geliştirilmesi ilmî bir vazifedir. Lakin, yeni nesil ancak, görselden ve sanal alemden edinmiş olduğu sahte kahramanlarını kendine idealleştirmektedir. Biz kendi hakiki kahramanlarımızı neslimize yeterince tanıtıp, kalplerine yerleştiremez isek, onlar; Ronaldoların, Messilerin, müzik endüstrisinin(!) ilahlaştırılmış sapkınlarının, youtube kahramanlarının ve daha bilmem ne acaib gayr-i müslimlerin peşinden gide gide bizim ve bizden olmaktan çıkıp gitmektedirler. Bu kısa girizgâhtan sonra hülâsatan derim ki! İstiklâlin yüzüncü yılına yönelik birçok alt yapı çalışmalarının resmi kurumlarımız ve gayretkeş isimlerimiz tarafından hâlen yapılmakta olduğu muhakkaktır. Çalışmalarının bereketleri ve hayrıyla memleketimize kazandırılmasını en temel dileğimizdir. Bununla birlikte, memlekete dair hamiyyetimiz ve ecdâda olan vefâ borcumuzun tesiri ile, zihnimizde hasıl olan bir kısım projeyi ricâl-i devletimize ve imkân sahibi gayretkeş hayırseverlerimize acizâne beyân etmeyi millî ve tarihî bir vazife bildim. Çünkü bu tip projeler ancak kurumsal yetki ve imkânlarla gerçekleştirilebilir. Ayrıca mali açıdan şehrimizin hamiyetperver hayırseverlerinin de ciddi katkıları sağlanabilir.
