Site icon Teketek Haber

MARAŞ VE RUHÇULUK

( Necip Fazıl Kısakürek’in bir Maraş kurtuluş günüde verdiği hitabe ) Maraşlılar! Memleketinizde doğmadım. Fakat babadan oğula, oranın eski bir familyasından geliyorum. Kendimi, yüzde yüz Maraşlı sayabilirim. Maraşa ekleyebilecek hiçbir şerefim yok. Fakat Maraşlı olmaktan gelen bir şeref taşıyorum. Bu şerefi, içimde rastgele bir duygu değil, sistemli bir şuur halinde besledim. Sultanlık günlerinde, sultanın verdiği en büyük rütbelerden birini taşıyan büyük babam, bana her fırsatla şöyle derdi: ‘’Büyük babanın memuriyet ve mevkiile iftihar etmiyeceksin; ancak, onun, içinden geldiği yer ve o yerdeki itibar derecesi ile öğüneceksin!’’ Ve büyük babam bana, gözleri derin bir daüssıla çukuruna kaçmış, Maraşı, Maraşlıyı, Maraşın taşını toprağını, bağını bahçesini, suyunu havasını, anlatır, dururdu. Maraşlılar! Memleketiniz tâ o zamandanberi gözümde harikalar vatanıdır. Harikalar vatanı… Efsane diyarları ve o diyarların insan aklını iflâs ettiren mefkûrevî hayatı gibi, âdî zaman ve mekân ölçülerinin dışına çıkmış, kuru hayat çerçevelerinin maverasına ulaşmış hareketler ve hadiselerin yatağı… Bu hareketler ve hadiselerin izahı, mucizelerin tarifi gibidir. O, izaha girmez, tarife sığmaz, mantığın ağına yakalanmaz. Kanunları meçhul, saikleri gizli, sebepleri gaiptir. Bu cinsten hadiselerin kurduğu âlem, içinde yaşadığımız maddi dünya ile iç içe, fakat ondan başka bir dünyadır. Ve insan oğlu, dünyasının içindeki bu başka dünyalara o kadar muhtaçtır ki, yer yüzüne indiği gündenberi bütün gayreti, yalnız onları aramaktan ibarettir. Onun içindir ki insan oğlunun, görmeğe ve yapmağa en muhtaç olduğu şey mucizedir. Mucizelerinse çeşitleri var. Herkes, kendi yaratılış bünyesi içinde, bir mucize nevine namzet değilse bile, mütehassir gezer. Kendi kendisini aşmak, bir derece ilerisine varmak; hiçbir merhalede duraklamıya razı olmadan, sonsuz mesafeler içinde, ebedi bir tekâmül incizabına kapılmış yürümek, insan, cemat, hayvan, nebat bütün tabiat azasının tek gayesidir. Yer yüzünün bütün kavgaları, ayni cinsten iki unsur arasında, birbirinin tekâmül kanununa engel olmaktan doğar. İşte kâinatın en büyük mümessili olan insan, kendi nefsile ve herkesle ve her şeyle mücadelesinde tek bir âlet kullanır ki, o da ruhudur. Bizi küflü bir madde olmaktan ruhumuz kurtarıyor, fenaya mahkûm cesedimizin encamını o teselli ediyor, bizi tabiat üstü bir hayata o talip kılıyor ve maddeyi bir oyuncak gibi irademiz altına almanın fennini o öğretiyor. Bütün kudretlerin menbaı ve bütün mucizelerin anası ruhdur. Herkes istediği gibi düşünsün; ve devirler, dilediği prensipler etrafında dönsün; ben ruhcu doğdum ruhcu öleceğim. Bütün bunları Maraş için söylüyorum. Çocukluk günlerimden beri, masalını dinlediğim yiğitler yatağı ve destanlar memleketi Maraş, meğer bir rüya âlemini yer yüzüne kabul ve tastik ettirecek olan yermiş… Meğer Şirin için dağları delen Ferhaddan miras, Anadolulu ruh, orada ve en ağır hakaretler altında kaldığı devirde, eşsiz tecellilerinden birine kavuşacakmış… Meğer, bütün imanlarını kendi elile yonttuğu çelik makanizmalara kaptıran Avrupalı, orada, bütün icatları ve cihazlariyle birden iflâs edecekmiş… Maraş benim için yapmacıksız ve tasannûsuz, doğrudan doğruya içinden gelme bir hamleyle, beşikteki çocuğundan koltuktaki ihtiyarına kadar harbetmiş ve düşmanını kovmuş bir memleket olmaktan ibaret değildir. O, bu meşkûk ruh muadelesinin yirminci asırda hallini becerdi ve cevabını verdi. Bu cevabı verdikten sonra da, izahını ne kendisi yaptı, ne de başkalarına yaptırdı. Vazifesini başarmış olgun insanların vakar ve sessizliğine bürünmüş, tabii hayatını yaşamağa koyuldu. Zira asîl ruhlar mahçup doğar ve nefs mevzuunda fazla didişmekten haz duymaz. Maraş da, büyük ve hakikî kahramanların çok sevdikleri bir bucak olan meçhulün kıyısında ve tam kendisine denk bir çehre ifadesi içinde oturuyor. İşte karşısında olduğumuz Maraş, bu Maraştır. Onun bu vasıflara lâyık olup olmadığını ispat için, yaptığı fevkâlâdelikleri sayıp dökmek benim vazifem değil. Vakalar yerli yerinde duruyor. Merak edenler baksın! Dava, vakaların çizgilerinden, delâletlerine nüfuz edebilmekte… Bu çizgilerin delâletinde şöyle bir hitap yatıyor: Ruhun çocukları! Hâlâ ateşi kanla, kurşunu etle ve kılıcı kemikle önlemenin ve bütün bu kuvvetlileri, bütün bu zayıflara yendirmenin sırrını elinizde tutuyorsunuz. Artık maddenizi teçhize muhtaç olduğunuz kadar ruhunuza ait teçhizlerden hiçbir zerreyi feda etmemeyi bilecek; ve daima maddenizi, ruhunuzu emrinde çalıştırmak kanunundan dönmiyeceksiniz. Öyle ki yeni iman ve yeni nizamını kurmak için, yarasalar gibi çırpınan, başını taştan taşa vuran, fakat bir türlü derdine, çare bulamayan garp cemiyetleri, öz elleriyle yonttukları çelikten putların sahte tesellisini artık kabul edemeyecekleri gün, sizden bir şey öğrenmeye geleceklerdir. Bu şey, ne büyük şey olacaktır! Maraş, o çok mütevazi şekil ve kıtası içinde, belki bütün dünyanın en muhtaç olduğu sır anahtarını taşıyor.  

This website uses cookies.

This website uses cookies.

Exit mobile version