- Vehbi, bir dil ve söz ustasıdır. Yaşlılığında bile zevk ve eğlenceye düşkün bir delikanlı hayatı yaşamıştır. Edebi kişiliğini de yansıtan böyle bir yaşam felsefesini bir beytinde şöyle ifade eder:
MUASIR İKİ ŞAİRİN MÜNACATI: SÜNBÜLZADE VEHBİ VE ŞİNASİ
Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Fetih YANARDAĞ Giriş Münacat şiir türünün divan şiirinde ve Tanzimat dönemi şiirindeki kullanımına kısaca bakmak gerekir. Hemen hemen bütün divan sahibi olan divan şairleri bu şiir türünde şiirler yazmış ve divanlarının baş kısmına koymuşlardır. Tanzimat şairlerinin bir kısmı da yenileşen şiirimizin örneklerini nazım şekli ve türü aynı kalarak sadece içerikte değişikliğe giderek vermişlerdir. Şinasi’nin kaleme aldığı Münacat şiiri bunun en güzel örneklerinden birisidir. Şinasi’nin kaleme aldığı Münacat şiirinde dikkati çeken en önemli husus söyleyiş ve görüş farklılığıdır. “Şinasi şiirinde bizi varlıkla beraber Allah’ın karşısına çıkarıyor. Gökyüzünü ve yıldızları seyrediyor, onlarda Allah’ın kudret ve aydınlığını görüyoruz. Şinasi’nin Allah’a ve onun eseri olan kâinata hayran olduğu aşikârdır. Şinasi’ye göre; kâinat güzel ve manalı, insan günahkâr ama Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir. Şinasi’nin Münacat şiirinin divan şiirindeki örneklerinden dolayısıyla S. Vehbi’nin şiirinden farkı eski edebiyat ile yeni edebiyat arasındaki ayrılığı gösterir. Eski edebiyat yokluğu, yeni edebiyat ise varlığı esas alır. Eski edebiyat, ahrete yönelen bir medeniyetin, yeni edebiyat ise dünyaya dönüşün bir ifadesidir. Şinasi’nin kâinatı ve kâinat içinde Allah’ı anlatması büyük bir mana taşır. Dini dünya görüşünden çıkmıyor, fakat dine bakış tarzı değişiyor. Allah sadece ölümü yaratan bir ilah değil, aynı zamanda ve özellikle hayat ilahıdır. Ahret inkâr edilmemekle beraber, dünyanın harikuladeliği üzerinde durulur. Şinasi’nin manzumesi, geleceğe doğru açılan büyük bir yolun başlangıcı gibidir. Şinasi’den sonra diğer Tanzimat şairlerinin hayat dolu gür seslerini duyarız. Şinasi’nin bu şiirinde ele aldığı tem dinidir. Tem eski olduğu için burada yeni bir şey yok sanılabilir. Bu şiirin değerini ortaya koymak için onu eski münacatlarla mukayese etmek lazım gelir” (Kaplan, 1985 s. 31- 32). Bu çalışmada Sünbülzade Vehbi’nin Münacat şiiri ile Şinasi’nin Münacat şiiri arasındaki ilişki değerlendirilecektir. Önce Sünbülzade Vehbi hakkında bilgi verilecek daha sonra kısaca Şinasi tanıtılacak, her iki şairin Münacat şiirleri ile ilgili bilgiler verilecek ve iki eser arasındaki ilişkiyle ilgili tespitler yapılacaktır. Sünbülzade Vehbi Asıl adı Mehmed bin Raşid bin Mehmed olan şairin mahlası Vehbi’dir. O zamanlar Osmanlı’nın bir sancağı olan Maraş’ta Sünbül- zadeler diye bilinen köklü bir aileye mensuptur. Dedesi devrin Maraş müftülerinden Mehmet Efendi olup Saçaklı- zade ile asırdaş ve komşudur. Babası Raşid Efendi de âlim ve şair bir zattır. “Bir rivayete göre babasının, Halep’te “Vehbi-i Evvel” diye tanınan şair Seyyid Vehbi’nin yanında bulunduğu sırada doğum haberi geldiğinden, kendisine Seyyid Vehbi’nin arzusu üzerine Vehbi adı verilmiş, gerek divanında ve gerekse diğer eserlerinde şair bu adı mahlas olarak kullanmıştır.” (Alıcı, 2011: 23) Kesin olmamakla beraber doğum tarihinin 1132/1133 (1718/1719) olduğu tahmin edilmektedir. Çocukluğunun ve gençliğinin bir kısmını Maraş’ta geçiren Sünbülzade Vehbi Efendi iyi bir tahsilden sonra İstanbul’a gider. İstanbul’da eğitim hayatı devam eder. Kadılık ve müderrislik görevlerini yerine getirir. Zamanın ileri gelenlerine kasideler sunarak onlarla dostane ilişkiler kurmuştur. Bunun sayesinde Rumeli ve Anadolu’nun birçok yerlerinde kadılıklarda bulunma imkânına kavuşur. Yaş ve Bükreş’te on yedi yıl kadılık yapmıştır. Ayrıca Eflak, Boğdan ve Siroz’da da bulunmuştur. Kadılık mesleğini oldukça uzun bir süre devam ettirir. 1768’de Sultan III. Mustafa zamanında kadılıktan haceganlık (mali işler) mesleğine terfi etmiştir. Bu meslekte yedi sene görev yapan Vehbi Efendi, başta Sultan I. Abdülhamid olmak üzere saray ve çevresinde büyük itibar kazanmıştır. Bu güven sayesinde İran’da baş gösteren huzursuzlukları gidermek üzere 1776’da İran’a elçi olarak gönderilir. Bağdat valisi Ömer Paşa’nın Vehbi hakkında saraya gönderdiği olumsuz rapor üzerine Sultan I. Abdülhamid Vehbi’nin öldürülmesi için ferman çıkarır. Vehbi dostlarının haber vermesi üzerine gizlice İstanbul’a gelir ve bir evde gizlenir. Kaleme aldığı bir kasidede padişaha olan bağlılığını belirtir ve I. Abdülhamid’in affına mazhar olur. İran elçiliği sonrasında geçim sıkıntısı çeker. Sadrazam Derviş Mehmed Paşa’ya sunduğu kasidesiyle bir görev talebinde bulunsa da karşılık görmez. Hiç olmasa eski mesleği olan kadılığın iadesini ister. Yedi sene bir bekleyişten sonra eski mesleği olan kadılığa geri döner. Vehbi Slistre niyabetine tayin edilir. Avusturya seferi sırasında asker ile birlikte Edirne, Sofya, Niş havalisinde dolaştıktan sonra, dönüşünde Eskizağra kadılığına getirilir. Yine yakın çevresinin hakkında olumsuz konuşmaları üzerine kadılıktan azledilir. Vehbi, Sultan selim’den tekrar görev talebinde bulunur. Vehbi üç lisan üzerine yeniden tertip ettiği Divanını Sultan III. Selim’e sunar. III. Selim’de karşılık olarak Vehbi’ye birçok hediye verir. Vehbi, III. Selim döneminde hayatının en parlak yıllarını yaşar. Bu zamanda, “sultan’üş-şuara” unvanını alır. Vehbi bu devrede Manisa ve Siroz’da kadılık yapmıştır. Manastır kadılığına tayin edilen Vehbi’ye son olarak Bolu kadılığı görevi verilmiştir. Ömrünün kalan kısmını zevk ve eğlenceden geri kalmadan İstanbul’da geçiren yaşlı şair, nikris (mafsal romatizması) hastalığına yakalandıktan sonra iki seneden fazla hasta yatar ve 28 Nisan 1809 tarihinde bu dünyadan göçer. Edirnekapı’sı haricinde Topçulara defin edilmiştir. Öldüğünde yaşı 90’ı aşkındır. Sünbül-zade Vehbi, bir asra yaklaşan uzun ömründe III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman, III. Mustafa, I. Abdülhamid, III. Selim ve IV. Mustafa olmak üzere sekiz Osmanlı sultanının devrini idrak etmiş bir şairdir. Sünbülzade Vehbi’nin; Divan, Lutfiyye, Tuhfe-i Vehbi, Nuhbe-i Vehbi, Şevk-engiz, Münşeat adlı eserleri vardır. Divan’ında Arapça şiirleri, Farsça Divançe’si ve Türkçe şiirleri bulunan şair bu dillerde şiir söyleyebilecek derecede her üç dile de hâkimdir. Bu eserlerinin dışında manzum hikâyeciliğin tipik örneklerinden olan Şevk-engiz mesnevisi ve nasihat-name türünde yazdığı Lutfiyye mesnevisiyle bu alanlarda da varlığını ortaya koyan şair münşeat ve hezeliyatlarıyla da adından söz ettirmiştir. Genel olarak şiirlerinin lirizmden yoksun olduğu değerlendirilmekle beraber kolay söyleyen bir şair olduğu belirtilmektedir. Teknik bakımından oldukça sağlam olan şiirlerinde dili genellikle sade ve akıcıdır. Kafiye bulmakta zorlanmayan şairin kafiyeleri de oldukça başarılıdır. Vehbi, devrinin hemen hemen bütün sadrazamlarına ve şeyhülislamlarına kasideler sunmuştur. Bu bakımdan S. Vehbi için bir kaside şairi denilse yeridir. Şairin manzum tarih düşürmede de oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Divan’da 37 adet manzum tarihi bulunan şairin İstanbul’un birçok mimari eserine tarih düşürdüğü görülür.
