- Hareketi idare etmenizi rica ediyorum, deyince “rahatsızım” demesi üzerine,
- Siz burada harekatı idare ediniz, ben giderim, diyerek hazırlığa başladım. Evliya, kuvvetleri arasında bulunan ve Süleymanlı’dan gelen Çeçen Şahin, Davut, Bat Musa ve bizim siperlerden cesur kimselerle hazırlık yapıldığını seyir iderek, nihayet dayanamayarak;
- Siz giderseniz burası tehlikeli bir yer olur. Burada sizin yerinizi hiç kimse tutamaz, sizin gitmeniz doğru değildir. Madem gitmekte ısrar ediyorsunuz, ben gideyim, diyerek hazır bulunan Ahmet Çavuş’u gönderdi. Palaska ve tüfeğini getirtti.
ŞEHİT EVLİYA EFENDİ DESTANI -5-
MARAŞ HARBİNİN BÜYÜK KAHRAMANI VE ŞEHİDİ İBRAHİM EVLİYA EFENDİ’NİN MUHTEREM KIZI MUAZZEZ KARPUZOGLU HANIMEFENDİ’NİN VEFAT HABERİNİ BÜYÜK BİR TEESSÜRLE ÖĞRENMİŞ BULUNMAKTAYIM. MERHUMEYE ALLAH’TAN RAHMET, BAŞTA AİLESİ OLMAK ÜZERE TÜM SEVENLERİNE BAŞSAĞLIĞI DİLERİM” Şehadetinin 99. Yılı Anısına Şıh Mahallesi Ermeni baskı ve tehdidini en fazla yaşayan yerlerden biri idi. Bir taraftan Bahtiyar Yokuşu’ndaki Protestan Kilisesi, diğer taraftan güneyindeki Katolik Kilisesi ve kuzeyinden Divanlı-Kümbet mıntıkasındaki düşman kuvvetlerinin muvasalatını kesen bu mahalle en kilit noktalardan birisini oluşturuyordu. Şıh Camii çoktan gazi olmuş, Kışladan Fransızların attığı top mermileri kubbesini delik deşik ederken, minare şerefesinin hemen altına kışladan atılan top mermisi bir hançer gibi saplanmışsa da, nice zamandır ezan seslerinin arzdan arşa yükseldiği bu gazi minarede top mermisinin patlamasına ilahi irade müsaade etmemiştir. Kılıç Ali kuvvetlerinin bölgedeki düşman tazyikini kıramaması üzerine, harbin on üçüncü günü Şıh Mahallesine imdad için Fatmalı oğlu Derviş’in evinde Aslan Bey’in başkanlığında bir toplantı yapılır. Toplantıda Şark Cephesi kuvvetlerinin Divanlı Mahallesi’nden, Garp Cephesi kuvvetlerinin de Çarşıbaşı’ndan taarruza geçmesi ve bu şekilde düşmanın iki cephede birden sıkıştırılarak imha edilmesi kararlaştırılır. Evliya Efendi; on günü aşkındır şiddetli soğuk, poyraz, kar ve çamur altında, kurşun vızıltıları, bomba sesleri, yangın alevleri içerisinde gece gündüz demeden mücadele içerisindeydi. Nerdeyse tüm batı cephesini bir baştan bir başa düşmandan temizlemiş, nice kahraman silah arkadaşının gözleri önünde şehit düştüğünü, yaralandığını müşahade etmiş, kazanılan zaferler çetelerinin acısına bir nebze olsun teselli olmuştu. Tüm nâ-müsait şartlara rağmen Maraşlı’nın yek-vücut olarak mücadele vermesi vatanın selametine olan inancı artırıyordu. Üşütmenin ve yorgunluğun tesiri yavaş yavaş kendini hissettirmiş, birazcık rahatı kaçmıştı. Aslında biraz dinlenmeyi de düşünmüyor değildi. Ancak duracak zaman olmadığını çok iyi biliyordu. Canını dişine takmalıydı. İğrenç dişlerini Maraş’ın kalbine saplanmaya çalışan Fransız-Ermeni canavarlarının dişleri sökülmeden sırtını sıcak yatağa koymamaya ahd etmişti, ya da kara toprağa… Bu son harekat planında çetelere önderlik edebilecek iki kişiden biriydi. Diğeri ise Arslan Bey… Rahatsızlığı dolayısıyla Arslan Bey’in harekatı idare etmek istemesini göze alamadı. Arslan Bey’e bir şey olması durumunda kumanda merkezi çökebilir, mücadele akamete uğrayıp, bunca fedakarlık hebâ olabilirdi. Çetelerinin hazırlıklarına baktı, gözleri yaşardı. Rahatsızlığını unutmuş, kendinde bambaşka bir kuvvet, bir iştiyak hissetmişti. Hemen hazırlanmaya başladı… Gönlünde farklı hisler yer almaya başlamıştı. Yerinde duramıyor, biran önce harekat planını devreye sokmaya can atıyordu. Hiç böyle hissetmemişti. Kim bilir, belki harbin başından beri kovaladığı şehadete bu sefer kavuşabilecekti… Her fırsat bir ganimetti… Burada söz, hem tarih yapan hem de yaptığı tarihi yazan Aslan Bey’indir; “ …… Evliya çağrılıp Kılıç Ali ile görüştüğümüzü, Şıh Mahallesini kurtarmak için bugün bizim kuvvetlerimizin Çaşıbaşı’nda ve Arasa Hanı’na karşı taarruz ve harekete geçerek düşmanı tazyik ve imha etmeye ve Divanlı’dan inecek kuvvetlerle iki taraftan çevirme hareketi yapılmasına karar verildiğini belirtip,
