SÜNBÜLZÂDE VEHBÎ DİVANI’NA GÖRE VEHBÎ’NİN HAYATINDAN KESİTLER
GİRİŞ Edebî metinler, yazıldıkları döneme ait birçok bilgiyi barındırır. Ayrıca kendilerini kaleme alan şairlerin ve yazarların yaşamından da izler taşır. Eserlerde, şairlerin duyguları, düşünceleri, yaşam mücadeleleri, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik durumları gibi birçok olay ve olgular hakkında da ipuçları bulunabilir. Vehbî Divanı’nda Maraşta’ki yaşamı ve eğitimi, İstanbul’daki devlet görevleri, Osmanlı coğrafyasında farklı bölgelerdeki kadılığı ve başka görevleri, görevlere gelmesi, görevlerinden ayrılması ve bu esnada yaşadıklarını görebilmekteyiz. Şiirlerinde şairin hayatındaki kesitlerde, tarihi bilgi ve belge olmanın yanısıra Vehbî’nin bir birey/insan olarak nerede durduğu, psikolojik olarak neler yaşadıklarına özellikle acılarına şahit oluruz. Çalışmamızda Vehbî’nin kendi yaşamı hakkında biraz ironik biraz da dramatik olan bazı ifadelerine yer verilecektir. Çalışmamız, şairin Bolu Kadılığı ve ekonomik sıkıntıları, Siroz kadılığı, Ordu-yı Hümayun’daki görevleri, Hacegânlığı, Eski Zağra günleri hakkında kendi kaleminden yazdığı hayat hikâyesinden müteşekkildir. Tabii ki şairin hayatı bunlarla sınırlı değildir, ama bu kadarı bu çalışmaya dâhil edilmiştir. 1.Hacegânlık Görevi Vehbî bir ara, bugün Gelir İşleri/Mali işler olarak bilinen Hacegânlık görevinde bulunur. Fakat bu görevinden kendi isteğiyle ayrılır. Bir dönem eleştirisi niteliği taşıyan manzumede bireysel olarak Vehbî’nin şahsiyeti hakkında da ipuçları vardır. Bu ifadelerinde Vehbî, varlık olarak görünen geçici kazançlardan meded ummadığını açıkça ifade eder: Bu sîne-i sâf ile ‘aceb ehl-i safâyız Âyîne-i rûşen-güher-i ‘aşk-ı Hudâyız Edhem gibi terk eylemişiz mülk-i fenâyı Şâhâne tefâhürle deriz kim ne gedâyız Bir hırka-i peşmîne ile âl-i ‘abâ-veş Pür-zîb ü tecemmül görünen ehl-i kabâyız Baht-ı siyehiñ sâyesi tâc-ı serimizdir Âsûde-i minnet-keşî-i bâl-i Hümâ’yız Hâkisterimiz kül savurur çeşm-i hasûda Rûşen-nazarân dîdesine kuhl-i cilâyız Her kâmeti mevzûn güzele vâlih ü hayrân Berceste-edâ mısra’a mâ’il şu’arâyız Sahbâ ile seylâba verip kasr-ı riyâyı Kurduk yeñiden kûy-ı harâbâta binâyı (D. s. 297-298) 2.Bolu Kadılığı Vehbî bir ara maaşının azlığından, ekonomik sıkıntılaırndan dolayı maaşı dolgun olan Bolu’ya tayinini istemektedir: Hayli sapdırdı felek câdde-i âmâlimden Bu tarîk ile reh-i şekveyi tutsam yolu var Başıma ‘âlemi teng etdi belî zîk-i ma’âş Vüs’at-i hâle medâr olmaga ammâ Bolu-vâr (D. s. 303) Şair, Bolu’ya atanır ama orada onu başka sıkıntılar beklemektedir. Bundan dolayı da şair oradan kurtulmanın yollarını arar. Aşağıdaki dizelerde Vehbî, aklı olanın parasından dolayı Bolu gibi yerleri tercih etmemesini de tavsiye eder. Kendisi de bu sıkıntıları çekmiş biri olarak kimsenin bu hatalara düşmemesini belirtir. Dizelerde şairin Bolu öncesi ve sonrası çektiği acılar görülür: Dâr-ı dünyâda olup zîk-i ma’âşa râzî Etmesin ‘aklı olan meyl-i temennâ-yı Bolu Vüs’at-i hâl hayâliyle tara düşmüşdüm Başıma ‘âlemi teng etdi eşirrâ-yı Bolu (D. s.304) 3.Ekonomik Sıkıntıları Vehbî, değişik zamanlarda çeşitli ekonomik sıkıntılara maruz kalmıştır. Aşağıdaki dizeler, onun Darendeli Mehmed Paşa’ya yazdığı kasidesindendir. Burada Vehbî’nin içine düştüğü ekonomik sıkıntıların boyutlarını daha açık bir şekilde görmekteyiz. Şair, o kadar çaresizdir ki kendisinin emsali olan kişilerin aldığı maaşın bile çok altında bir ücrete bile razı olduğunu belirtir: Ne çâre böyle oldu hükm ü imzâ-yı kazâ derdim Eger ednâ ma’îşetle rızânıñ olsa imkânı Bakıp kurs-ı meh ü hurşîde rûz u şeb tehassürle Temâşâ eylerim bâm-ı felekde sûret-i nânı Zarûret ol kadardır kim kazâya râzıyım şimdi Getirmem ‘akl u fikre gayret-i emsâl ü akrânı (D. s. 172) 4.Siroz Kadılığı Vehbî’nin Siroz kadılığını talep ettiği ifadeleri de görülmektedir. Vehbî, kendisinin başka yerde çile çekerden cahillerin Siroz’da kadılık yaptığını bu durumunda kendisini üzdüğünü belirtmektedir: Ben çekip rûzî-i yek-rûze içün çille-i gam Gayrılar kâdî-i Siroz olalar tafra-künân Hased etmem bilirim câh ile / câhile rif’at gelmez Kalb olunsa yine nâdân olur ammâ nâdân (D. s. 248) Vehbî yeter şikâyet-i bahl-i zamâne kim İste murâdıñı o şeh-i kâmrân verir Bir nutku ile saña o şâh-ı civân-baht Bu pîrlikde kuvvet-i baht-ı civân verir Siroz’u kilk-i himmeti hattıyla medd edip Bu çille-i keş-â-keş-i gamdan âmân verir (D. s.318) Siroz Kadılığı için de buradaki görevin veya yaşamın zorluğundan şikâyetçi olan Vehbî’nin ifadeleri şöyledir: Ser-levha-i eşrâf dahi çille-keşândır Siroz içün kırk sene sıklet çekilir mi Bârî çekelim minnetini tezkireciniñ Matlabcı-ı bed-lehçeye rişvet çekilir mi (D. s.305) Vehbî, belli bir süre, Ordu Kadılığı görevinde bulunur. Kendisinin ifadelerine bakılırsa bu görev ona mutluluk ve huzur getirmez. Vehbî şair Sabit’in “Dil-i virânımı yapsan da yıkılsam gitsem” dizesini tazmin/tahmis ile bu görevden alınıp başka bir yere atanmayı ttalep eder. Acınacak durumda olan Vehbî ironik bir söylemle kendisinin bu görevde çok kaldığını aşağıdaki ifadelerle belirtmektedir: Ahd ü peymân-ı vefâyı eyüce berkitsem Evliyâ-yı ni’amı Hakk’a emânet etsem Rehber olsa keremiñ kûy-ı merâma gitsem Himmet olmazsa bu günlerde ne yapsam n’etsem “Dil-i vîrânımı yapsañ da yıkılsam gitsem” II Seni ma’mûr ede dâ’im umarım Bârî’den Beni âzâd ede lutfuñ bu giriftârîden Kesmem ümmîdimi ihsân-ı himemkârîden Kurtarıp fikr-i mecâzât-ı Sinimmârîden “Dil-i vîrânımı yapsañ da yıkılsam gitsem” III Olmayıp defter-i kassâm-ı kazâya râzı Gâh bu hâl ile nâ’ib oluruz geh kâzî Nef’-i müstakbel içün ‘ömrümüz oldu mâzî Besdir ammâ beni ta’mîre kerem enkâzı “Dil-i vîrânımı yapsañ da yıkılsam gitsem” IV Bendeñi hâne-harâb eyledi mi’mâr-ı ezel Gayrı âbâd olamaz külbe-i berbâd-ı emel Ya’nî te’sîs-i mebânî edemem geldi kesel Demesinler kuluña bunda bırakdıñ mı temel “Dil-i vîrânımı yapsañ da yıkılsam gitsem” V Nice bir nâle-i cângâh ile feryâd etsin Himmetiñ Vehbî-i nâ-şâdıñı dilşâd etsin ‘Ömrü oldukça du’â ile seni yâd etsin Hak seniñ hâne-i ikbâliñi âbâd etsin “Dil-i vîrânımı yapsañ da yıkılsam gitsem” (D. s.307) Vehbî’nin hayatının en önemli kesiti belki de Eski Zağra günleridir. Burada yaşadıklarını 54 beyitlik (138-142) bir kasidesinde dile getirir. Vehbî’nin ifadelerine göre, mahkemesi basılmış ve kendisine çokça eziyet edilmiştir: Bu dizelerde Vehbî, İstanbul’a hasret kalışını Âdem peygamberin Cennet’e hasret kalışı ile eşdeğer görmektedir. Şaire eziyet edenlerin onu tilki gibi soydukları, evlatlarına yetim muamelesi yaptıkları çekilen eziyetler sonucu kendisinin de ölümle burun buruna geldiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, olaylar esnasında yaşadığı korku ile Hz. Musa’nın Mısır’dan kaçarken Firavun’dan olan korkusu, gördüğü işkenceler ile Hz. İsa’nın yaşadıklarından daha vahim olduğu da yine Vehbî’nin aşağıdaki dizelerinde görülmektedir. Şairin bunu yapanların hesabının sorulması talebi de şiirde görülür: Eşkiyâ basdı gelip mahkememi hâkim iken Buña râzî mi olur Kâdî-i Hâcât-ı Hakîm Sitte kâdîlerine şeş cihet-i ‘âlemde Bu kâzâ gibi ‘aceb oldu mu bir hükm-i vahîm Soydu dilki gibi Eskizagara halkı beni Çıkarıp postum edince yakamı böyle dü-nîm Mülk-i sâmânıma Tâtâr verip çâpûlu Gitdi yagmâya bütün raht u bisât-ı zer ü sîm Kîne-i kavm-i Hülâgû düşürüp mehlekeye Etdiler sûret-i tesmîm ü helâkim tasmîm Sayd-ı Şâhîngirây’a nice kıydıñ diyerek O çakır pençeliler gördü baña kayd-ı ‘azîm Fursatım buldular ulaşdırıp ol hûnîler Kafes-i gamda tutuldum ne şefîk ü ne hamîm Kanadım yok ki uçup cân atayım bir tarafa Böyle bir dâma düşürdü beni bu baht-ı zemîm Uçmaga lâne-i tenden per ü bâl açmış iken Kuşca cânım hele kurtardı o Hallâk-ı Rahîm Bâg-ı cennet gibi İstânbul’a hasret kodular Eyledi Âdem’e ancak bunu şeytân-ı racîm Bu kadar âteş-i derd ü gama tuş olmuş mu Nâr-ı Nemrûd’a düşünce ‘acabâ İbrâhîm Çekmedi vak’a-i Kıbtî’de bu rütbe havfı Kavm-i Fir’avn’ıñ elinden dahi Mûsâ-yı Kelîm Baña etdiklerini etmedi ‘Îsâ’ya Yehûd Çıkdı eflâke figânım bilir ol Rabb-i ‘Alîm Peder-i pîri Tatar kurdu helâk etdi deyü Kanlar aglatdılar etfâlime mânend-i yetîm Ka’be-i kalbimi huccâc-ı sitem yıkdı meded Kıl o vîrâneyi lutf ile efendim tersîm Hazret-i vâlid-i magfûr ile ‘ammim merhûm Kuluñu kılmış iken mazhar-ı eltâf-ı ‘amîm Ne revâdır ki zamânıñda amân hünkârım Ola pâ-mâl-i erâzil bu emekdâr-ı kadîm İntikâmım koma haşre meded ey şâh-ı cihân Cümle düşmenleriñi kahr ide Kahhâr-ı ‘azîm (D. s. 141-142) * Ardahan Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, e-mail: ahmeticli@ardahan.edu.tr .
