- Sünbülzade Vehbî Divanında Yazı ve Yazı İle İlgili Unsurlar
SÜNBÜLZÂDE VEHBÎ DİVANI’NDA YAZI VE YAZI İLE İLGİLİ UNSURLARIN SEMBOLİK KULLANIMI
GİRİŞ İnsanı diğer yaratılanlardan ayıran en önemli özelliklerinden biri, iletişim aracı olarak dili kullanmasıdır. Dil, tarih öncesi devirlerden günümüze dek varlığını gelişerek sürdürmüştür. Dilin dört temel becerisi bulunmakta olup bunlardan konuşma ve dinleme doğuştan gelirken, anlamaya yönelik bir dil becerisi olan okuma ve anlatmaya yönelik bir dil becerisi olan yazma sonradan öğrenilmektedir. Bu becerilerin içerisinde yazma becerisi insanlık tarihine yön vermiş ve modern dünyanın temelini atmada önemli bir rol üstlenmiştir. İnsanlık tarihi, yazıdan önce ve yazıdan sonra olmak üzere iki bölümde incelenmektedir. Yazı, Türkçe Sözlük’e göre “düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi, yazma işi”[1]dir. Tarihi M.Ö. 3200’lere dayanan yazı, ideogram, piktogram, damga ve çivi yazısı gibi evrelerden geçerek modern yazı formuna kavuşmuştur. Yazma eylemi ilahi bir vergi olarak görülmüş ve yazı, tarihi süreçte bir iktidar aracı ve güç sembolü olarak kullanılmıştır. Yazının bu sembolik kullanımı dinî metinlere de yansımıştır. Kullarına ilk emri “oku” olan Allah, Kur’an-ı Kerim’de ayetler vasıtasıyla yazıya verdiği önemi göstermiştir. Ayrıca kalem, mürekkep ve hokka (nûn) gibi yazı vasıtaları da okumak gibi üstün görülmüş ve methedilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Kalem suresinin birinci ayetinde[2] ve Alak suresinin dördüncü ayetinde[3] yazı, ilahi kudretin temsili olarak belirtilmiştir. Âl-imrân suresinin kırk dördüncü[4] ve Lokmân suresinin yirmi altıncı ayetlerinde[5] kalem ve mürekkep sözcükleri geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’de yazıya verilen bu önem İslam medeniyetinde “hat sanatı” adıyla güzel yazı sanatını doğurmuş; yazı ve yazı ile ilgili unsurlar Türk, Arap, Fars, Hint ve Urdu edebiyatlarında sembolik bağlamda kullanılmıştır. İslam sancağını devralmasıyla askerî ve siyasi açıdan bu dine büyük hizmetler eden Türk milleti, bu hizmetlerini sanat vasıtasıyla da sürdürmüştür. Sanatsal bir üslupla estetik açıdan geliştirilen İslami yazı, Türk sanatkarların elinde bir şiir gibi işlenmiş; Allah kelamının bu yazıyla yazılmasından dolayı yüceltilmiş ve saygı duyulmuştur.[6] Osmanlı döneminde hat sanatı, saray muhitinde de layık olduğu değeri görmüş, büyük hattatlar Enderun ve Sibyan okullarında güzel yazı dersleri vermiştir.[7] Osmanlı topraklarında Bursa, Edirne ve Amasya şehirleri güzel yazının gelişmesi bakımından önemli rol oynamış, bu şehirler içinde Amasya en önemli hatt üstatlarından Şeyh Hamdullah’ı yetiştirmiştir.[8] Muhtevasını bir yönüyle İslam’a, dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’e ve Hadislere dayandıran Klasik Türk şiirinde yazı ve yazı ile ilgili unsurlar, zaman zaman Hz. Muhammed’in, Hz. İsa’nın Hz. Musa’nın ve diğer peygamberlerin mucizelerini; Harut ile Marut hikayesi gibi Kur’an-ı Kerim’deki birtakım kıssaları telmih yoluyla hatırlatır. Divan şairleri sevgilinin yüzünü mushafa, kâğıda, sayfaya; kaşlarını kaleme, yüzündeki ayva tüylerini yazıya, ağzını hokkaya, saçlarını mürekkebe benzetirler. Yazı ve yazı ile ilgili sözcükler Utarid, Bircis gibi kozmik unsurlarla ilgili de kullanılmıştır. Yazı yazma aracı olan kalem bazen ölümsüzlük ve canlandırma özelliği taşıyan âb-ı hayata, bazen de sevgilinin hasretinden figan eden neye benzetilmiştir. Yaptığımız araştırma sonucunda yazı ve yazı ile ilgili unsurlar üzerine yapılan çalışmaların genellikle hat sanatı kapsamında değerlendirildiğini tespit ettik. Bununla birlikte Divan şiirinde “kalemiyye” adında bir şiir türünün bulunması dolayısıyla kalem üzerine de birçok çalışma mevcuttur. Bu çalışmalardan Mahmud Bedreddin Yazır’ın üç ciltlik “Medeniyet Âleminde Yazı ve İslam Medeniyetinde Kalem Güzeli”[9] adlı eseri, yazının tarihî süreci, hat sanatı ve bu sanatın güzel sanatlar içindeki yeri, hattatlık ve yazı çeşitleri ve hat sanatında kullanılan malzemeler gibi konular hakkında bilgi vermesi bakımından önemli bir eserdir. Ali Alparslan’ın “Osmanlı Hat Sanatı” adlı eserinde yazı, yazı çeşitleri ve hat sanatı en ince ayrıntısına kadar incelenmiş, Osmanlı topraklarında yaşamış hattatlar hakkında önemli bilgiler verilmiştir.[10] Editörlüğünü Ali Rıza Özcan’ın yaptığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yayımladığı “Hat ve Tezhip Sanatı” adlı eserde de çeşitli araştırmacılar tarafından yazılan makaleler yer almaktadır.[11] Muhiddin Serin, “Hat Sanatımız Tarihçesi-Malzeme ve Âletler-Meşkler” adlı eserinde Mahmud Bedreddin Yazır’ın eseri kadar kapsamlı olmamakla birlikte aynı konulara değinmiştir. Yazar, on dört asırlık bir maziye sahip olan hat sanatı ile ilgili sınırlı bilgiler veren eserlerin bulunduğunu ancak yazı tarihi tetkikleri konusunda tatminkar bir eserin yazılmadığını ifade etmektedir.[12] Serin, ayrıca hat sanatı ile ilgili başlıca eserler hakkında da kısa bilgiler vermiştir. Bu eserler şulardır: Menâkıb-ı Hünerverân (Gelibolulu Mustafa Âli), Gülzâr-ı Sevâb (Nefes-zâde İbrâhim), Devhat-ül Küttâb (Suyolcu-zâde Mehmed Necib), Tuhfe-i Hattâtin (Müstakim-zâde Süleyman Sa’düddin), Tuhfe-i Küttâb ve Minhat-ut Tullab (Mustafa Kadı-zâde), Mizan-ül Hat Alâ Vaz’ı Üstad-ıs Selef (Hattat-zâde Mustafa Hilmi), Hat ve Hattâtan (İranlı Hâbib), Mir’at-ı Hattâtin (Süleyman Edendi), Yazının Usûl-i Tedrisi (İsmail Hakkı), San’at (İsmail Hakkı), Resis-ül Hattâtin Kamil Akdik (Melek Celâl), Eski Yazıları Okuma Anahtarı (Mahmud Yazı), Şeyh Hamdullah (Melek Celâl), Hekimbaşı ve Hattât Kâtib-zâde Mehmet Refî, Hayatı ve Eserleri (Süheyl Ünver), Eyüblü Hattâtlar (Nurullah Tilgen), Fâtih Devri Hattâtlar ve Hat San’atı (Ekrem Hakkı Ayverdi), Türk Yazı Çeşitleri ve Fâideli Bâzı Bilgiler (Süheyl Ünver), Son Hattâtlar (Mahmud Kemal İnal), Türk Yazı San’atıda İcâzetnâmeler ve Taklid Yazılar (Uğur Derman), Medeniyet Âleminde Yazı ve İslam Medeniyetinde Kalem Güzeli (Mahmud Bedreddin Yazır).[13] Osmanlı Devleti, askerî ve siyasi başarılarına paralel olarak kendi kültür ve sanat medeniyetini kurmuş; bu bağlamda çok değerli eserler vücuda getirilmiştir. Devletin askerî ve siyasi açıdan duraklama ve gerileme dönemlerinde yazı sanatı gelişimini sürdürmüş, özellikle 18. yüzyılda hat sanatı sülüs, nesih ve celîde Mustafa Râkım Efendi’yi, ta’likte Yesârîzâde Mustafa İzzet’i yetiştirerek en parlak devrini yaşamıştır[14]. Divan şiirinin de son büyük üstatlarını yetiştiren bu yüzyıl, şiirde nicelik bakımından zengin bir dönem olmuştur. Sünbülzâde Vehbî Efendi de böyle bir sanat ortamı içerisinde yaşamış, döneminin önde gelen şairlerinden biri olmuştur. Bu çalışmada Sünbülzâde Vehbî’nin divanında, Türk-İslam medeniyetinde önemli bir yere sahip olan yazı ve yazı ile ilgili unsurlar incelenmeye çalışılmış, elde edilen bulgular başlıklar altında örnek beyitlerle açıklanmış ve bu unsurların kullanım sıklığı, ilişkili olduğu edebî sanatlar ve sözcükler sayısal verilerle anlamlandırılmaya çalışılmıştır.
