Teketek Haber

istanbul evden eve nakliyat, araç kiralama

TAŞRADA EDEBİYAT DERGİCİLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

TAŞRADA EDEBİYAT DERGİCİLİĞİ MÜMKÜN MÜ?
ABDULLAH ALİMPINAR
ABDULLAH ALİMPINAR( alimpinar@outlook.com )
123 views
19 Mart 2019 - 13:39

Kimse kendini taşrada görmek istemez. Kubbealtı lügatinde taşra için, “Bir ülkede başşehir veya diğer önemli şehirler dışında kalan yerler, dışarlık” denilmiş. Biz de taşrayı bu manada kullanıyoruz. Yani mekan olarak düşünüyoruz. Yoksa taşrada olup da “merkez burası” diyen kişilere herhangi bir itirazımız olamaz.

Taşrada edebiyat dergiciliği mümkün mü? Mümkün tabii. Mesela Kahramanmaraş’ta Alkış dergisi var. Yıllardır çıkıyor, çıkmaya da devam ediyor. Bütün ciltleri incelendiğinde Kahramanmaraş’ta kim neyi, ne zaman, neden yazmış gibi sorulara cevap bulunabilir. Bu manada bir nevi şehrin hafızasıdır. Yine Maraş’ta Kuyudaki Koro vardı. İyi bir dergiydi. İlk döneminin editörlüğünü Hayrullah Safa, ikinci dönemininkini Bünyamin K. yapmıştı. Oradan nitelikli şiir, hikâye ve yazılar okuduk. Sonra bir süre Edebiyat Yaprağı çıktı. Editörü Ali Haydar Tuğ’du. Sanırım kapandı. Bunun gibi daha ismini bilmediğim, duymadığım, kendisini görmediğim edebiyat dergileri de mutlaka vardır Maraş’ta. Maraş’ta dergicilik bitmez. Fakat şu bir gerçek; sadece Alkış dergisi uzun ömürlü oldu. Diğerleri onuncu sayıyı bulmadan kapandı. Neden? Taşrada edebiyat dergiciliği mümkün mü diye bu yüzden soruyoruz, bu dergiler neden kapanıyor? Neden örneğin elli sayı çıkmıyor? Çünkü bir dergi elli sayı çıkmadan, içinden herhangi bir genç şair veya yazarın çıkması olası değildir.

Birkaç sebep geliyor aklıma.

1- Maddi imkânsızlıklar.

Derginin tasarımı, kağıdı, kapağı, basımı, dağıtımı… büyük sorunlardır. Bunlarla bir kişinin ilgilenmesi gerekir. Böyle bir kişinin girişimci olması şarttır. Reklam bulmalıdır, en basitinden. Matbaacıları tanımalı, onların yanına sık sık gidip gelebilmelidir. İnsanlarla ilişkisi sağlam olmalıdır. Hal dilinden anlamalı, belediye, valilik, dernekler, esnaflarla içli dışlı olabilmelidir. Yani tuttuğunu koparan, hareketli bir kişi olmalıdır. Ya editör böyle bir kişi olmalıdır ya da böyle bir kişinin editöre tabii olması gerekir. Editörlerimiz genellikle şair veya yazarlardan olur. Ve bu kişilerin arasında yukarıda saydığımız özelliklere sahip neredeyse hiç kimse yoktur. Ortaya eser koymasını beklediğimiz kişilerin valilik, dernekler, belediye, esnaflar odası gibi yerlerde ne işi var? Bunların çoğu “yalnız tip”lerdir. Asosyaldirler, fazlasıyla alıngandırlar, insanlarla ilişkileri zayıftır. Şair olmayan girişimci kişiler ise çok para kazanmayacaklarsa, bir edebiyat dergisi için uğraş vermezler, editörün yönlendirmesiyle hareket etmezler.

2- Verilen sözlerin unutulması. Çabuk sönen heyecan.

Taşrada edebiyat dergileri genellikle çok temiz niyetler doğrultusunda çıkarılmaya başlanır. Mesela Maraş’ın değerlerini merkeze duyurmak için. Değerden kastımız, Maraşlı şair ve yazarların ürünlerini görünür kılmaktır. Bu yüzden bir sürü heyecanlı insan bir araya gelir, bir sürü şey konuşurlar. O kadar heyecanlılardır ki o an ne söylense, onun yapılması herkese çok kolay görünür. Bu yüzden işin başında bir sürü kişi bir sürü söz verir. Örneğin şu gün, şu saate, şurada toplanacağız denilir, ama oraya üç dört kişiden fazlası gelmez. Bu kadar basit bir şey bile ertesi güne kaldığında yapılamaz olur çıkar. Kaldı ki biri tasarımla, diğeri ürünlerin seçimiyle, öbürü dağıtımla ilgilensin. En büyük problem de budur. Duyulan büyük heyecanların ömrü kısa sürer. Gaza gelmiş dostların heyecanı çabuk söner. Verilen sözler unutulur. Ya da ben yapamayacağım galiba denilerek işin en başında kıvırır.

3- Tek kişinin üzerine binen yük.

Edebiyat dergilerinde genellikle bütün yük tek kişinin üzerindedir. Bu kişi editördür. Editör hiç kimse olmasa da bu dergiyi çıkaracağım demeden hiçbir dergi çıkmaz. Çıksa da uzun ömürlü olmaz. Davayı, dergiyi bir kişi omuzlamalıdır. Yayın kurulunu o kişi belirleyecek. Derginin politikasını editör oluşturacak. Dergiyle ilgili konularda zaaf göstermeyecek. Merkezde çıkan dergileri, edebiyat ortamındaki konu ve tartışmaları takip edebilecek. Her zaman ilk söz ve son söz ona ait olacak. Doğru ya da yanlış bütün kararlarının uygulanacağı kişi o olacak. İkinci bir kişi devreye girdiği an, dergi karışır, işler yürümez, yürüyen işler de durur. Bu yüzden her dergi despot bir editör gerektirir. Bunu sağlayamayan editör, iş beceremez, dergiyi çıkaramaz. Editör sözünü dinletebilmelidir. Otoritesini kurmalıdır. Dergicilikte demokrasi diye bir şey yoktur. Vardır ama editörce idare edilen, dengelerin ustalıkla kurulduğu ve kollandığı, yine tek kişinin yönetiminde devam eden bir demokrasi olur bu. Kısaca, editör bütün yükün, sorumluluğun, ağırlığın üzerinde olduğunu bilen, ben bu yükü kaldırıp yürürüm diyebilen kişidir. Editör, bu manada her şeyi kendinden bekler. Başkalarından bir şeyler beklemeye başladı mı, kaytarıyor demektir. Oyunbozanlık edecek demektir. Her şeyi ben mi yapacağım dediği an, çamura yatmış demektir. Öyle olunca dergi yürümez, oflaya puflaya çıkarılır, bunu dergideki ürünlerin tashih hatasından bile anlamak mümkündür.

4- İhanet duygusu.

Herkes birbirini hainlikle suçlar, ihanete uğradığını düşünür. Hesaba katılmadığını, sözünün dinlenmediğini düşünenler de çoktur. Dergi kapandığında herkes birbirine düşman kesilmiştir. Yayın kurulunda olmayan, dergiye dışarıdan destek verenler bile hainlikle suçlanır. Editör yalnız ve yüzüstü bırakılmıştır. Hiç kimse üzerine düşeni yapmamıştır. Verilen sözler tutulmamıştır. Yani herkes birbirini suçlar. Kimse, kendi hatasının olup olmadığını sormaz. Bunun sebebi, 3. maddede incelemeye çalıştığımız hususla ilgilidir. Başkalarından bir şeyler beklersen, en ufak hatada bile onu kolayca suçlayabilirsin. Herkes her şeyi editörden bekler. Bu yüzden küçük bir tashih hatasında bile o suçludur. Editör ise görev verdiği veya vermeden bir şeyler beklediği kişiyi suçlar. Ortada suçlu çoktur. Ama bunu kabul eden yoktur. Bu yüzden üç şair bir araya geldiğinde bir dergi çıkarırlar. Ama dergi kapandığında onlar birbirine düşman üç şair olurlar.

5- Çok söz, az iş. Dedikodu.

Aslında taşrada dergi, yapılan sohbetlerden doğar. O yüzden çok konuşulması, az iş yapılması normal karşılanmalıdır. Zaten konuşmak için dergi çıkarılır. Fakat o kadar çok konuşulur ki artık şiir, hikâye, deneme, söyleşi, kitaplar konu olmaktan çıkar. Boş konuşmalar zihinde dolanıp durur. İşin içine bir de dedikodu girer. Şu yazarın editörle dostluğu sıkı olduğu için ürünleri ön sayfalardadır mesela. Bu kişi, çok abone topladığından veya çayların ücretini ödediğinden dergiye dair ne söylese yapılır gibi. Daha başka dedikodular da vardır, onlara burada girmiyoruz. Kısaca konu dağılır, saptırılır. Dergiyle alakasız konular dillere dolanır. Bu da dergiye zarar verir.

6- Küçük meseleleri büyütmek. Kapris. Kıskançlık.

Neden şu deneme bu kişiye sorulmadan yayımlanmıştır? Veya şu şiirin bu dergide ne işi vardır? Benim yazım neden şu kişinin yazısından sonraki sayfaya konmuştur? Dergi çıktığında neden bana üç tane şuna beş tane verilmiştir? Daha bunlar gibi incir çekirdeğini doldurmayacak bir sürü küçük mesele büyütülür. Sonra da tatsız diyaloglar ortaya çıkar. Restleşmeler başlar. Dergide kimin daha ağır olduğu konuşulur. Kim vazgeçilebilirdir, kim değildir. Bu şekilde on kişiyle işe başlayan dergi bir bakmışsın üç kişiye düşmüştür. Bir de tabii senin şiirin mi iyi benimki mi çekişmesi yürür gider alttan alta. Kim daha çok beğeniliyor, seviliyor? Kollanan şey bu olur. Kırgınlıklar, düşmanlıklar, kinler, hasetler, dedikodular artar. Editör kendini tehlikede hisseder. Hele kendi ürünlerinden daha çok tutulan, ön plana çıkan bir ürün olursa, ben bu dergiyi neden çıkarıyorum, kendi ürünlerim görünsün diye, başka birinin ürünü için niçin kendimi yırtayım, o zaman dergiyi o çıkarsın diyerek aptal durumuna düştüğünü zannedebilir. Öyle ya, şöhretine gölge düşmemelidir. Buna müsaade edemez, gerekirse dergiyi kapatır.

7- Onore edilmek beklentisi.

Editör her daim takdir edilmeyi bekler. Kesinlikle eleştirilmek istemez. Eleştirenler haindir! Öyle ben eleştiriye açığım, her şeyi açık seçik konuşalım gibi olta misali sözlere kanmamak gerekir. Bunlar zarf uzatmaktır. Zarfı yememek gerekir. Editörü boş verin, dergideki herkes onore edilmeyi bekler. Buna herkesten daha fazla hakkının olduğuna inanır. Mesela dergiyi matbaadan alıp postaneye taşıyan kişi, bu fedakârlığının başta editör tarafından sonra diğer yazarlarca görülmesini, takdir edilmesini, ona göre kendine davranılmasını ister. Mesela onun şiiri veya hikâyesi ön sayfalara konulmalıdır. İsmi yayın kurulunda geçmelidir. Her şey bir de ona danışılarak yapılmalıdır. Yoksa bir daha herkes avucunu yalasın. Gelsinler dergiyi postaneye taşısınlar. Kolay şey mi? Taşradaki edebiyat dergileri bu şekilde herkesin egosunu tatmin etmek için uğraştığı araçlar durumuna düşürülür.

Yanlış anlaşılmasın, bu haberimizde Maraş’taki edebiyat dergiciliğini düşünmedik. Maraş bir örnekti. Konya’dan veya Malatya’dan da örnek verebilirdim. Üç aşağı beş yukarı hepsi de aynı özellikleri taşımaktadır. Diğer ifadeyle taşra dergiciliğinde sorun aynı.

Taşrada edebiyat dergiciliği mümkün mü? Mümkün. Fakat yedi maddede özetlemeye çalıştığımız nedenler dolayısıyla bu dergicilik serüvenleri genellikle kısa sürer. Daha başka sebepler de vardır, akılımıza gelen veya gelmeyen. Fakat yukarıdaki hususların baskın olduğunu düşünüyoruz. Keşke bunlar olmasa ve adıyla, çıktığı şehrin özdeşleştiği, yayımı hiç değilse elli sayı sürecek dergilerin sayısı çoğalsa, biz de onları konuşsak.

 

Beylikdüzü escort,istanbul escort