Tövbenin faydası
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Mümin tövbe ettiği zaman, Allah fıskında geçirdiği her güne mukabil bin sene ibadet sevabı yazar, ona bin şehit sevabı verir, kıyamet günü bin taç takar, kabrinde Cennete bin kapı açar, kıyamet günü sağında bir melek, solunda bir melek, arkasında bir melek kalkıp Cennetle müjdelerler.” Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Günahın kefareti pişmanlıktır.”[1] Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Allah Teâlâ kulunun tövbesine kaybettiğini bulması, susuzluktan bitap düşenin suyu bulması, kısır birinin çocuk doğurması sevincinden daha çok sevinir.”[2] Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Kim Allah Teâlâ’ya tövbe-i nasuh ile tövbe ederse, Allah hafaza meleklerine, yeryüzü halkına onun hatalarını da günahlarını da unutturur.” Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Günahından tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”[3] Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: Allah Teâlâ’ya günahına tövbe eden kulunun sesinden daha hoş gelen bir ses yoktur. Kul “Ya Rabbi!” deyince, Rab şöyle cevap verir: “Buyur, ey kulum! Ne dilersen dile. Bazı meleklerim gibi, sen de Benim kulumsun. Ben senin sağındayım, solundayım, üzerindeyim, kalbinin vicdanına çok yakınım. Ey meleklerim! Şâhit olun, Ben onu bağışladım.”[4] Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Tövbeyi geciktirmekten sakınınız. Allah’ın size hilmiyle muamelesine aldanmaktan sakınınız. Biliniz ki, Cennet ve Cehennem size ayakkabılarınızın bağcıklarından daha yakındır. Zerre miktar bir hayır işleyen, karşılığını görecektir. Zerre miktarı şer işleyen de, karşılığını görecektir.”[5] Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Tövbe edenin üzerinde tövbe emaresi görünmedikçe, tövbekâr olamaz.” Hasıl-ı kelam, tövbe Allah Teâlâ’nın bize ihsan ettiği büyük bir nimettir, bir güvencedir, bir sığınaktır, bir karargâhtır, bir mevhibedir. Allah bize geniş lütfu ve rahmeti ile vermiştir. Öyleyse biz, bize tövbeyi emreden, tövbeyi kabul edeceğini vaat eden Rabbimize niçin tövbe etmeyelim ki? Zaten hiç de zor da değil. Tövbe günahtan dönmektir. Kul günah işledikten sonra pişman olup Allah Teâlâ’ya döndüğü zaman, Allah Teâlâ’nın sevdiği “tevvabîn” (:tövbe edenler)den olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّابٖينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرٖينَ “Allah çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.”[6] Allah’ın Nebîsi ve Habîbi (s.a.v) şöyle buyurur: “Pişmanlık tövbedir.”[7] Tövbenin sırrını, faydalarını, kadrinin yüceliğini, helâk edici hastalıkların tedavisindeki tesirini anladınsa, tövbeye sarıl, yaşadığın müddetçe tövbeye devam et. Allah Teâlâ her derde bir deva yaratmıştır. Sen hasta nefsinin tabibi ol. Bu nasihat önce benim çok hatalı nefsime, sonra da mümin kardeşlerimedir. Bu bilgileri tefsir, hadis, tasavvuf, mev’ıza ve emsali muteber kitaplardan Allah’ın yardımıyla, tevfikiyle bin bir türlü meşakkat ve olağanüstü bir gayretle derledim. Şayet Allah’ın yardımı olmasaydı, bir harf bile yazamazdım. Ben uzun yıllar ilim talebinde gayret gösterdim. Ama gaflet sebebiyle çok az bir şey elde ettim. Sonra bâtın ilmini tahsile başladım. Gerçi ondan da çok az nasiplendim. Zâhir ilimden öğrendiklerimi unuttum gitti. Sarf, nahiv, meani, lügat ilimlerini artık bilmiyorum. Fakat Allah Teâlâ bana lügat kitapları verdi. Bu risaleye yazdığım her kelimede manasını anlamak için lügat kitaplarına hep baktım. Okuma yazma bilmez bir ümmi misali, makamımın süfliliğini, ilmimin azlığını itiraf ederek yazdım. Bundan dolayı, bu risalenin telifinde ve derlenmesinde çok ama çok yoruldum. Kapısında dilenen, affını uman bu fakirden kabulünü, ahiret azığı yapmasını, Allah’a mahbup, diğer ümmetlere faziletli, ahirette çeşit çeşit büyük atiyyelerle, ihsanlarla müjdelenen ümmet-i Muhammed’e nasihat olmasını Allah Teâlâ’dan dilerim. Din garip kaldı, şeriatın devam edegelen güzel hakikatleri birer birer söndü, kayboldu, dünyayı mesken edinmeleri, ahirete tercih etmeleri, Allah’ın takdirini bilmemeleri sebebiyle insanların çoğu muameleleri bozuldu. İnsanlar Allah’ın takdirini bilselerdi, Allah katında buğzedilen, dünya da dünya ehli de zemmedilen melun bu dünyayı asla sevmezlerdi, fani ve zail olmasına rağmen biriktirmeye hırs göstermezlerdi, Allah katında sevilen ve övülen baki ahireti terk etmezlerdi. Yukarıda anlatıldığı üzere, dünyayı terk her taatin başı olduğu gibi, dünya sevgisi de her musibetin başıdır. Ehlullahın makamı bunun tam tersidir. Bu zamanda ehl-i hak ve salah ender, ehl-i şer ve fesat ise ekser. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Salih olanlar birer birer gidiyorlar, arpa ve hurma döküntüsü misali, döküntüler kalıyorlar. Bunların Allah katında hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.”[8] Şârih şunu ekler: “Onların kadrini yüceltmez, ağırlıklarını artırmaz.”
