- Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında (1205-1211) Halep Eyyûbî Melikliği Selçuklulara bağlandı. I İzzeddin Keykâvus (1211—1220) ise Samsat Eyyûbî Meliki Erdal’ı de yanına alarak Halep ve çevresini de denetim altına almak için sefere çıktı. Fakat başarısız oldu. 1220’de I. İzzeddin Keykâvus’un ölümü ile yerine geçen I. Alâeddin Keykubad döneminde (1220—1237) Anadolu’nun birlik ve beraberliğine daha fazla önem verildi. Bu dönemde yapılan fetihlerle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde Selçuklu hâkimiyeti yayıldı[5].
TÜRKİYE SELÇUKLULARI İLE EYYUBİ İLİŞKİLERİ
Anadolu’nun Türkleşmesi ve bölgede Türk birliğinin sağlanmasını amaçlayan Türkiye Selçuklu Devleti, komşu devletlerle bazen dostane bazen de hasmane ilişkiler içine girdi. Buna dair en güzel örneği bir Türk beyliği olan Zengiler ’in devamı niteliğinde olan Eyyubiler ile olan münasebetleri görebiliriz[1]. Adını kurucusu Selahattin Yusuf b. Eyüp’ün babası Necmettin Eyyub b. Şadi’den alan Eyyubiler 1175-1260 yılları arasında merkezi Mısır olmak üzere Şam ( Suriye, Ürdün, Lübnan), el- Cezire ( Yukarı Mezopotamya), Diyarbakır ve Kuzey Irak’ta hüküm sürmüş Müslüman bir devletti[2]. Tarihi kaynanaların verdiği bilgiye göre İlk Selçuklu-Eyyubi ilişkisi 1176’da Halep’in fethi sonucunda yapılan anlaşma ile gerçekleşti. Bu hadiseden kısa bir süre sonra II. Kılıç Arslan’ın 1176’da gerçekleşen Miryokefalon savaşında Bizanslıları yenmesi üzerine zaferini Selahattin Eyyubi’ye bildirmek için gerçekleşti. Fakat iki taraf arasında başlayan bu dostluk ilişkisi II. Kılıç Arslan’ın (Anadolu Türk birliğini sağlamak için) doğuya yönelmesi ve burada yaptığı askeri faaliyetler tarafların arasının açılmasına neden oldu. Eyyubi-Selçuklular arasında ilk siyasi gerilim Raban’ın hâkimiyeti üzerinde zuhur etti. Raban’ı kuşatan Selçuklu ordusu Eyyubi ordusu karsısında dağılarak kaçtı[3]. Raban hadisesinden sonra başka bir anlaşmazlık meydana geldi. Bu anlaşmazlık II. Kılıç Arslan’ın damadı Nurettin Muhammet yüzünden meydana geldi. Hısn-ı Keyfa sahibi Nurettin Muhammet b. Kara Arslan b. Davut b. Artuk, II. Kılıç Arslan’ın kızı Selçuk Hatun ile evlendi. Sultan Selçuk Hatun’a çeyiz için birkaç kale verdi. Fakat Nurettin Muhammet II. Kılıç Arslan’ın kızı Selçuk Hatundan uzaklaşıp bir şarkıcıyla evlendi. Böylece ülkeye ve hazineye o hâkim oldu. Sultan bu durumu öğrenince damadına bir elçi göndererek çeyiz olarak verdiği kaleleri geri istedi. Aksi takdirde Artuklu ülkesini elinden alacağını söyleyip Harput havalisindeki bazı yerleri de ele geçirdi. Durumun ciddiyetini anlayan Nurettin Muhammet, Selahattin Eyyubi’den yardım istedi. Bundan dolayı Selahattin Eyyubi, II. Kılıç Arslan’a elçi ve mektup göndererek saldırgan tutumundan vazgeçmesini istedi. II. Kılıç Arslan ise Nurettin Muhammet’in kusurlarını saydıktan sonra “ ben sadece kızımla evlendiği zaman ona verdiğim kaleleri geri istiyorum” dedi. Bunun üzerine Selahattin Eyyubi “ ona dokunamazsın onunla anlaştık himayemize aldık. Eğer üzerine yürüyecek olursan atlarımızın dizginlerini onun yardımına çeviririz” cevabını verdi. Böylece yeni bir gerginliğe girildi. Fakat II. Kılıç Arslan’ın veziri İhtiyarettin Hasan Gafnas’ın araya girmesiyle sorun kendi aralarında çözüme kavuştu. Bu olaydan sonra II. Kılıç Arslan ile Selahattin Eyyubi arasındaki ilişkiler dostane bir şekilde devam etti[4].
