Herkese merhaba; bugün hayatın en bildiğiniz yerinden fakat hiç umursamadığınız bir sapağından bahsedeceğim: yalnızlık. Evet, evet, çok doğru duydunuz; tam olarak yalnızlık. Peki ya bilmediğinizi söylediğim sapak ne o hâlde? Hemen açıklıyorum, hiç telaşa mahal yok.
Sandığınız bir yalnızlık değil bu. Hani cuma akşamı evde tek başına kalınca üzerine yapışan o geçici sessizlik var ya, işte o değil. Bu, kalabalıkların ortasında insanın kendine çarpıp durduğu, sesin olduğu ama temasın olmadığı bir hâl. Herkes konuşuyor, herkes anlatıyor, herkes bir yerlere yetişiyor ama kimse kimseye denk gelmiyor gibi.
mostbetİşte hayatın tabela koymadığı o sapağı tam burada başlıyor. Çünkü yalnızlık çoğu zaman eksiklikten değil, fazlalıktan doğuyor. Fazla insan, fazla ses, fazla beklenti ve insanın kendine ayıracak bir nefes aralığı kalmayışı.
Bu yüzden yalnızlık bazen bir çöküş değil, bir geri çekilmedir. Kendini kurtarmak için yapılan küçük ama cesur bir manevradır. Kimsenin fark etmediği o virajda durup “Ben neredeyim?” diye sormak cüretidir bazen.
Ve itiraf etmeliyim ki o sapaktan bir kez giren, eskisi gibi kalabalık sevemez. Çünkü insan kendisiyle ilk kez orada karşılaşır. İlk defa orada tartar iletişimin neden eksildiğini, insan ilişkilerinin kalitesiz, tehditkâr zeminini.
Yalnızlık sanıldığı gibi bir boşluk değildir; aksine insanın içinin ilk kez dolmaya başladığı yerdir. Çoğu kez kalabalıklar insanın üstünü örterken yalnızlık üstünü açar ve saklanan, ertelenen, “sonra bakarım” denilen ne varsa görünür olur.
Bu yüzden çoğu insan yalnızlıktan korkmaz aslında, kendisiyle baş başa kalmaktan korkar. Sessizlik konuşmaya başladığında onu susturacak kimse yoktur. Telefonlar susar, mesajlar biter, roller düşer ve geriye sadece insanın çıplak hâli kalır.
İşin tuhafı şudur ki o sapağa giren herkes oraya isteyerek gelmez. Bazen bir kırılma getirir seni oraya; bir kayıp, bir hayal kırıklığı ya da “artık olmuyor” cümlesi. Hayat insanı nazikçe değil, iterek sokar yalnızlığa. Hayatta en az birkaç kez deneyimler herkes bunu.
Ama tam da orada şunu öğrenirsin: yalnızlık her zaman terk edilmek değildir. Bazen insanın kendini geri çağırmasıdır; dağıldığı yerlerden toparlanıp “biraz da kendimle kalayım” demesidir.
Ve evet, kabul edelim, yalnızlık her zaman romantik değil. Can yakar, ağırdır, uzun geceleri vardır ama bir şeyi de öğretir: kimsenin yokluğunda ayakta durabilmeyi.
Öyle ya, bir merhabaya koca bir yalnızlık sığdırdık bugün. Demek ki sapak burasıydı. Merhaba ile hoşça kal arasındaki o hızlı geçiş, insanın payına düşen yalnızlığı burada bırakıyordu. Hoş geldin.

