- Rükneddin Süleyman Şah, 1202 yılında Doğu Anadolu Bölgesine bir sefer düzenlemiştir. Saldırılarını giderek artıran Gürcülere bir darbe vurmak ve Doğu Anadolu’daki otoritesini pekiştirmek için düzenlediği bu seferde kardeşi Mugiseddin Tuğrul Şah da yanında bulunuyordu. Sefer sırasında Süleyman Şah, Saltuklu Beyi Melik Aladdin Melikşah’ın[9] kendisini karşılamaya geç geldiğini ve bu konuda gereken hassasiyeti göstermediğini bahane ederek elinden topraklarını almıştır. Böylece Saltuklulara son veren Süleyman Şah, Erzurum’u yanında bulunan kardeşi Tuğrul Şah’a vermiştir (25 Haziran 1202)[10]. II. Rükneddin Süleyman Şah bu hamlesi ile bir taşla iki kuş vurmuştur. Hem Saltukluları ortadan kaldırıp, Selçuklu’nun Anadolu’daki Türk birliğini kurma çalışmalarında önemli bir adım daha atmış; hem de Tuğrul Şah’ı Elbistan gibi son derece verimli ve önemli bir bölgeden uzaklaştırmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu davranış aslında her iki tarafı da memnun etmiştir. Süleyman Şah kendi açısından son derece önemli iki kazanç elde ettiğini düşünürken, Mugiseddin Tuğrul Şah da, Elbistan yerine, çok daha mamur ve geniş bir bölgeye (Erzurum ve çevresine) sahip olduğundan dolayı memnun olmuştur.
ELBİSTAN MELİKİ TUĞRUL ŞAHIN SELÇUKLU TAHT MÜCADELELERİNDEKİ ÖNEMİ
İbrahim BALIK* Mugiseddin Tuğrul Şah, II. Kılıç Arslan’ın 11 oğlundan birisidir. Bilindiği gibi II. Kılıç Arslan, iktidarının son günlerinde ülkeyi oğulları arasında paylaştırmıştı. Bu paylaşımda Mugiseddin Tuğrul Şah’a Elbistan düşmüştü. Bu uygulama eski Türk devlet geleneğine uygun olarak yapılmıştı[1]. Bu paylaşım çerçevesinde II. Kılıç Arslan’ın oğulları “Melik” veya “Şah” unvanlarını kullanmışlar, babalarının yüksek hâkimiyetini tanımak şartı ile kendi adlarına hutbe okutup, para bastırmışlardır[2]. Nitekim Tuğrul’da “Şah” unvanını kullandığı gibi, Elbistan’da kendi adına hutbe de okutmuştur. Erzurum Melikliği döneminde de kendi adına para bastırmıştır[3]. Türk Kültürünün bir gereği olarak hatta bir iyi niyet çerçevesinde gerçekleştirilen bu durum kısa sürede tersine dönmüştür. Paylaşımın yapılmasından kısa süre sonra daha II. Kılıç Arslan’ın sağlığında kardeşler arası mücadele başlamıştır. Bu mücadeleler yüzünden Türkiye Selçukluları, Anadolu’da kendini ispatlama ve önemli bir güç olma aşamasında sıkıntılı bir süreç yaşamıştır. Özellikle III. Haçlı seferinin bertaraf edilmesi ve 1176 Miryakefalon savaşının kazanılmasından sonra hızlı bir yükseliş dönemi beklenirken; devlet bir fetret dönemine girmiştir. Tuğrul Şah, Elbistan’da bulunduğu sırada özellikle Ermeni Kralı Leon ile bazı ilişkiler içine girmiştir. 1195’te II. Leon, kardeşler arasındaki bu mücadeleden faydalanarak Selçuklulara ait bazı yerleri eline geçirmeye başlamıştır. Önce Kayseri Meliki Nureddin üzerine yürüyen Leon, bu bölgede bazı kaleleri eline geçirmiştir. Bu mücadele çerçevesinde Elbistan Meliki Tuğrul Şah’ı da kendisine tabi kılmıştır. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre Tuğrul Şah da bu duruma fazla itiraz etmemiştir. Hatta bu durumu kendi lehine çevirmeye gayret etmiş, zaman zaman bölgedeki varlığını sürdürebilmek için, Leon’dan yardım talebinde bulunmuştur. Nitekim, Sivas ve Aksaray hâkimi olan kardeşi Kutbeddin Melik Şah’a karşı, II. Leon’dan destek almış ve O’nun himayesi ile topraklarını koruyabilmiştir[4]. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kardeşler arası mücadele daha II. Kılıç Arslan’ın sağlığında başlamış; O’nun ölümünden sonra da devam etmiştir. Görüldüğü kadarıyla Mugiseddin Tuğrul Şah ilk dönemdeki bu mücadelelerde kayıtsız kalmış, kendi elindeki Elbistan ile yetinmeyi tercih etmiştir. Bilindiği üzere kardeşler arası bu mücadelede II. Rükneddin Süleyman Şah ön plana çıkmaya başlamış, diğer kardeşlerinin büyük bir bölümünü kontrolü altına alarak Konya’daki kardeşi I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile nihai bir taht mücadelesine girişmiştir. Sonuçta O’nu da mağlup etmeyi başaran II. Rükneddin Süleyman Şah, tek başına Konya’da Selçuklu tahtına oturmayı başarmıştır[5]. Tahtı ağabeyine bırakmak zorunda kalan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, sâbık ve sürgün bir hükümdar olarak Anadolu’da değişik yerlerde dolaşmaya başlamıştır. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, bu sürgün hayatı sırasında bir ara Elbistan’a da gelmiştir. Mugiseddin Tuğrul Şah, küçük kardeşi Gıyaseddin’e gayet iyi davranmış; hatta bu bölgeyi O’na devretmekten de çekinmemiştir. Yapılan bir toplantıda bu durumu açıkça ifade de etmiştir[6]. Tuğrul Şah kardeşine karşı uyguladığı bu olumlu tutumun karşılığını ileride alacaktır. Nitekim, I. Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci kez Selçuklu tahtına oturduğunda o zaman Erzurum Meliki olan Tuğrul Şah’ı yerinde bırakmıştır. Ancak I. Gıyaseddin Anadolu’da gittiği hemen her yerde olduğu gibi, Elbistan’da da kendini güvende hissetmemiş ve kısa süre sonra buradan da ayrılmıştır. Bilindiği gibi bu şekilde Anadolu’da bir miktar dolaşan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, sonunda İstanbul’a gitmiş ve Bizans sarayındaki dayılarının yardımı ile tekrar Anadolu’ya gelip tahtı ele geçirinceye kadar da burada kalmıştır.[7] Bu arada Mugiseddin Tuğrul Şah gerek II. Rükneddin Süleyman Şah’ın diğer kardeşleri ile mücadelesi sırasında ve gerekse I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile giriştiği nihai mücadele sırasında olabildiğince olayların dışında kalmayı tercih etmiştir. Bu mücadelelerde açık bir şekilde taraf olmadığı gibi, mücadele içindekilerden her hangi birinin hoşnutsuzluğuna sebep olacak tavır ve davranışlardan da kaçınmıştır. Nitekim bir taraftan kendisine sığınan kardeşi I. Gıyaseddin Keyhüsrev’i hoşnut edecek tavırlar sergilerken, diğer taraftan Konya tahtını ele geçiren kardeşi II. Rükneddin Süleyman Şah’a hemen bağlılığını bildirmiştir. Muhtemelen, Tuğrul Şah’ın itaatini arz etmesinde, Süleyman Şah’ın saltanatının ilk günlerinde Niksar gibi Danişmendlilerin çok önemli bir merkezini ele geçirmiş olması etkili olmuştur[8]. Sonuçta Mugiseddin Tuğrul Şah, Konya tahtında ortaya çıkan yeni durumda da elindeki Elbistan’ı muhafaza edebilmiştir. Her ne kadar II. Rükneddin Süleyman Şah, kendisine tabiiyetini bildiren kardeşi Mugiseddin Tuğrul Şah’ın elindeki Elbistan’a ilk anda dokunmamış ise de; daha sonra O’nu bir şekilde Elbistan’dan uzaklaştırmış ve bu bölgeyi doğrudan kendisine bağlamıştır. Ancak bu değişim aslında her iki tarafı da mutlu edecek şekilde gerçekleşmiştir.
