- yüzyılın ikinci yarısında Malatya çevresinde Danişmentliler ve Selçuklular ile Türk hakimiyeti belirdi. İleride Anadolu’yu yurt edinmek amacıyla bir keşif mahiyetinde olmak üzere Çağrı Bey öncülüğünde 1016-1021 yılları arasında Anadolu’ya akınlar düzenlendi. Bu akınlar ileride Anadolu’ya yapılacak olan ciddi seferler için Türklerin bu toprakları daha iyi tanımaları açısından son derece önemlidir. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasından sonra Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Selçuklu şehzade ve emirlerini Anadolu’nun fethiyle görevlendirerek bundan sonra Anadolu’ya yapılan Türkmen akınlarının devlet kontrolünde gerçekleştirilmesini sağladı. Böylece Anadolu’ya büyük kitleler halinde yönelen Türkmen kuvvetleri Doğu Anadolu’da etkili olmaya başladılar.[5]
MALATYA TARİHİ
Miladın ilk yıllarında yaşamış olan ünlü Eski Çağ coğrafyacısı Amasyalı Strabon eserinde Malatya’nın Caterie ve Fırat Nehri arasında kurulmuş bir şehir olduğunu, Kommegene yakınında bulunduğunu, askerî bir garnizon halinde Romalı askerlerin yerleştirilmiş olduğunu yazmaktadır. Halkının Kappadokia halkından ayrı ve farklı olup bu bölgenin ormanlarla kaplı olduğundan söz etmektedir. Malatya’nın kurulduğu ovanın adının Caterie olduğunu yazan Strabon, bölgede 2 önemli kaleden söz etmektedir. Bunlardan birisinin Daskartum (Arapkir), diğerinin ise Tanrisa Kalesi olduğunu bildirmektedir.[1] Malatya, İmparator Titus devrinde bir Roma lejyonuna karargâh oldu. Bu askerî kuvvete verilmiş olan ve daha ziyade cengâverlik vasıflarını belirtmesi lazım gelen ünvanın İmparator Marcus Aurelius zamanında bunların tamamiyle Hristiyanlardan mürekkep olması neticesinde, savaş meydanında düşmanlarının ilahi bir müdahale, gökten inen yıldırım ile imha edilmesi suretinde tenvil olunduğu malumdur. Procopius’e nazaran, Melitene Trajanus devrinde büyüyerek şehir haline geldi. Yani, muhtemel olarak tahkimat ile korundu. Diocletianus zamanında ehemmiyeti arttı. İmparator Cosntence’ın yaptırdığı surlar, 532’de İmparator Justinianus tarafından tamamlandı. Ve şehir III. Ermeniye’nin eyaletine merkez oldu.[2] Roma İmparatorluğunun MS. 395 tarihinde ikiye ayrılması ile Malatya Doğu Roma’nın payına düşmüştür. Roma’nın doğu hududu MS 363 tarihinden 603 tarihine kadar Fırat Nehri’nin batı kıyısından geçmekte idi. Malatya gerek Romalılar ve gerekse Bizanslılar zamanında hudut şehri özelliğini taşımıştır. Bundan dolayı şehir, daima harp sahası içinde yer almıştır.[3] Roma devrinde Malatya’nın önemi imparatorluğun hudutları yakınında yer almış olması ile izah edilir. Bu durumda Malatya I-VII asırlar arasında, bilhassa Sasani İmparatorluğu’na karşı bir hudut kalesi oldu. Sürekli hücumlara uğradı ve son olarak Jüstinyan’ın şehri kuvvetlendirmesinden yarım asır geçmemişken Malatya civarında büyük zaiyata uğramış bulunan I. Hüsrev tarafından intikam maksadı ile yıkıldı. VII. asrın ortalarından itibaren Fırat boylarında Roma İmparatorluğu’nun karşısına İslam orduları çıktı. Hz. Ömer devrinden itibaren halifelerin ülkesi ile Bizans topraklarını birbirinden ayıran bölgeye avasım adı verilmiştir. Avasım kelime anlamı ile “koruyanlar, istihkâmlar” manasına gelmektedir. Malatya asırlar boyunca elden ele geçti. Birçok defa tahrip edilmekle beraber yeniden canlanmak suretiyle sınırlar üzerindeki rolünün önemini kaybetmedi. Abbasi hilafetinin ve Doğu Roma İmparatorluğu’nun kuvvetten düştüğü çağlarda zaman zaman bu ara bölgede kurulan geçici küçük devletlerin idaresine girdi.[4]
