- yüzyılın ilk yarısında başlayan Türkmen akınlarının Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasından sonra artarak devam etmesi ve Bizans İmparatorluğu’nun bu gidişata son verme girişiminin 1071 Malazgirt Meydan Savaşıyla sonuçsuz kalması, Anadolu’nun Türk iskânına açılmasını sağlamıştı. İmparator IV. Romanos Diogenes ile Sultan Alparslan arasında yapılan antlaşmanın, Bizans İmparatoru’nun tahttan indirilmesiyle hükmünü yitirmesi yeni bir süreci başlattı. Sultan Alparslan’ın emri üzerine harekete geçen Türkmen beyleri Anadolu’yu fethe girişti. Bu harekât sırasında Çavuldur Bey’in 1071-72’de Maraş ve Sarız taraflarını feth ettiği ileri sürülür[2]. Ancak bu fetihten ziyade bölgeye yapılan keşif amaçlı bir sefer olmalıdır. Çünkü Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra bölgede Philaretos liderliğinde Maraş merkezli bir Ermeni prensliği kurulacaktır[3].
MARAŞ VE YÖRESİNDE SELÇUKLU HÂKİMİYETİNİN KURULMASI SÜRECİNE DAİR
Prof. Dr.Yusuf AYÖNÜ[1] Anadolu’yu Mezopotamya’ya bağlayan önemli bir ticaret güzergâhında bulunan ve askerî-stratejik bir konuma sahip olan Maraş ve yöresi, tarih boyunca pek çok devletin hedefinde yer aldı. İslam ileri harekâtı Anadolu’ya ulaştığında 637/638’de Hâlid b. Velid tarafından alınan Maraş, zaman zaman Bizans’ın saldırılarına maruz kalıp, taraflar arasında el değiştirse de, uzun yıllar Müslümanların hâkimiyetinde kalmıştır. 962 yılında Bizans İmparatorluğu topraklarına dâhil edilen Maraş ve yöresi, Anadolu’ya düzenlenen Türkmen akınları sırasında da Bizans İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında bulunuyordu.
