- Basileios dönemi Doğu Anadolu’daki siyasî dengelerin tamamen değiştiği bir dönemdir. Ermenilerin bahususBagratlıların istikrarsız itaat meselesini kökünden halletmek isteyen II. Basileios, 1015 yılında Bulgar meselesi ile iştigal ederken bir ordu gönderip Abhazya (Gürcistan) kralı I. Giorgi’yi kesin tabiiyet altına alarak, diğer Ermeni derebeylerine de önemli ikazda bulundu. Bu cümleden olarak II. Basileios I. Giorgi’nin elinde bulunan Tao ve Pasin bölgelerini ilhak etti.[12] Bulgar meselesi nedeniyle bizzat Doğu Anadolu ile ilgilenemeyen imparator bu işi 1018 yılında kanlı bir şekilde hallettikten sonra 1021 yılında çok kalabalık bir ordu ile önce Müslümanların elinde bulunan Malazgirt’e geldi ve burayı ilhak etti.[13] Daha sonra ise Erzurum üzerinden Pasin bölgesine gelerek I. Giorgi’nin üzerine yürüyüpGürcü ordularını mağlup ve bu bölge halkını Hâlidiyye(Khaldia) bölgesine tehcir ettikten sonra kışı geçirmek için Trabzon’a gitti.[14]
MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ ÖNCESİ ANADOLU’YA YAPILAN SELÇUKLU/TÜRKMEN AKINLARININ MARAŞ’IN SİYASÎ DURUMUNA ETKİSİ
Yrd. Doç. Dr. Kemal TAŞCI* İslam-Bizans ilişkilerinde önemli bir yere haiz olan Maraş bölgesi Müslümanlar ile Hıristiyanları birbirinden ayıran suğurve avasım hattının güney kısmında bulunmaktaydı. Abbâsîler devrinde sık sık el değiştiren Maraş, Makedonya hanedanının güçlenmesi ve Abbâsî Hilâfetinin zayıflamaya başlamasıyla beraber Bizanslıların eline geçti. Bizans ilerlemesi sadece sugur ve avasın hattında değil bu hattın doğusunda de hissedilmeye başladığında X. asrın başlarında Selçuklu Oğuz Türkmenleri Doğu Anadolu’da görülmeye başladılar. Çağrı Beg’in 1018 yılındaki Doğu Anadolu seferiyle başlayan bu süreç Yabgûlu, Nâvekiyyeya da Irak Oğuzları olarak tesmiye edilen Türkmenlerin Azerbaycan, Doğu Anadolu ve el-Cezîre bölgelerinde siyasî bir unsur olarak ortaya çıkmalarıyla devam etti. Horâsân’da Selçuklu Devletinin tesis edilmesiile beraber akın akın Horasan’a gelen Türkmenler Anadolu’ya yönlendirildiler. Ayrıca bu bölgede Horâsân’dakiMikailoğullarınatâbi olmak istemeyen Yabgûlu Türkmenlerinin de uğrak yeri haline geldi. Melik Hasan, İbrahim Yinâl, Salâr-ı Horâsân, Sunduk Beg, Gümüş Tegînve Bekçioğlu Afşin gibi Türkmen begleri kendilerine tâbi Türkmen obalarıyla beraber Anadolu’ya göç ederek burayı yurt tutma isteklerini gösterdiler. İbrahim Yinâl’in 1048 yılındaki Hasankale zaferi ve Tuğrul Beg’in 1054 yılındaki Doğu Anadolu seferinden sonra düzenli orduların ve devlete tâbi Türkmen beglerinin Doğu Anadolu üzerindeki hâkimiyeti iyice hissedilmeye başladı. Türkmen beglerinin özellikle Ahlât’ıaskerî üs yaparak Anadolu içlerine sefer tertip etmeleri Doğu Anadolu’daki ırkî unsurların güney bölgelere göç etmelerine neden oldu. Çukurova’ya açılan bir kapı olması hasebiyle Ermeniler tarafından denetim altına alınmak istenen Maraş’ta Türkmenler ile şiddetli mücadeleler yaşanmaya başlandı. Bizanslı bir Ermeni olan Philaretos Brakhamios, Maraş merkezli bir Ermeni derebeyliği tesis ederek bazen Selçuklu bazen de Bizans hâkimiyetinitanımak şartıyla burada yarı bağımsız idare oluşturmaya çalıştı. İlk olarak 637 yılında Hâlidb. Velid eliyle İslâm Devletinin hâkimiyetine giren Maraş bölgesi, Hûlefâ-i Râşidîn, Emevîlerve Abbâsîler devrinde sürekli olarak Müslümanlar ile Bizanslılar arasında el değiştirdi.[1]Esas itibariyle Erzurum-Malatya-Tarsus’tan oluşan sugurve avasımhattının güneyinde Malatya-Tarsus arasında yer alan Maraş bölgesi umumiyetle İslâm hâkimiyetinde kaldı.[2] Fakat sugurve avasımhattı üzerinde yer alması, mezkûr dönemlerde Maraş ve çevresinin Müslümanlar ve Hıristiyan Rumlar arasındaki tampon bölge olması, nüfusunun azalmasına ve diğer bölgelere nispeten az mesken tutulmasına neden oldu. Bu durum Makedonya hanedanının Bizans tahtını ele geçirmesiyle ters yüz olmaya başladı.[3] Samerra döneminden sonra Bağdâd’daki Abbâsî Hilâfetinin Şiî Büveyhîlerin tahakkümüne girmesi merkezdeki bu istikrarsız ortamın hilâfetin sınır bölgelerinde kendini daha etkili bir şekilde göstermesine neden oldu. Hilafetin birçok yerinde valilik yapan kişilerin aileleri birer hanedan kurdular. Bu cümleden olarak el-Cezîre, Ermeniyye, İberya (Gürcistan) ve Azerbaycanbölgelerinde bağımsız olarak Musul ve Haleb’de Mirdâsoğulları, Diyâr-ı Bekr’de Mervânoğulları, Musul’da Hamdânoğulları ve Ukayloğulları, Hille’de Mezîdoğulları, Harran, Suruç ve Caber’de Numeyroğulları, Malazgirt’te Kaysoğulları, Tiflis’te Caferoğulları, Errân’da Şeddâdoğulları, Tebriz’de Revvâdoğulları gibi mahalli Arap emirlikleri tesis edildi.[4]Birbirleri ile mücadele içine giren bu Arap emirliklerinin bu rahat tutumlarından istifade eden Bizans Devletinin Makedonyalı imparatorları Nikephoros II. Phokas (959-969) ve IoannesI. Çimiskes (969-976) bu durumu fırsata çevirerek el-Cezîreve Ermeniyye bölgelerinde Müslümanların hâkimiyetindeki şehirleri ele geçirmeye başladılar.[5] İmparator II. Basileios (976-1025)’un saltanatının ilk yıllarındaki Bardas Skleros ve Bardas Phokas’ın isyanları NikephorosII. Phokas ve IoannesI. Çimiskes dönemindeki başarıların kesilmesine ve sonuçsuz kalmasına sebep oldu.[6] Bizans Devleti, 959-976 yılları arasında Müslüman Araplar ile mücadelede sürekli bir istikrarsızlık misali olan Ermenileri baskı altına almaya başlamıştı.[7] Bu cümleden olarak Nikephoros Phokas ve Ioannes Çimiskes dönemlerinde Bizans Devleti, sadece el-Cezîreve Çukurova bölgesindeki İslam hâkimiyetine son vermekle kalmadı ayrıca Doğu Anadolu’da her an Müslümanlar ile ittifak yapma temayülündeki Ermenileri de baskı altına aldı. Muş (Taron) bölgesini Ermeni derebeylerinden alınarak buraya bir vali tayin edildi. Ayrıca Doğu Anadolu’daki diğer Ermeni derebeyleri de bu şekilde ikaz edilmiş oldular.[8] Bizans Devleti’nde doğu sınırlarındaki Ermenileri göç ettirmek ve Gregoryen Ermenileri Ortodokslaştırmak için yer değiştirmek mutad bir usul idi.[9]Mezkûr iki imparator da el-Cezîre, Çukurova ve Doğu Anadolu’daki İslâmhâkimiyetini sonlandırmak için geniş çaplı bir harekât uygularken burada istikrarsızlık abidesi olan Ermenileri de yer değiştirerek itaat altına almaya çalıştılar.[10] Bardas Skleros isyanında II. Basileios’u destekleyen Ermenilerin yetki sahaları genişletilip unvanları yükseltilirken Bardas Phokas isyanında muhalifler tarafında yer almaları Ermenilerin Doğu Anadolu’dakivarlıklarının sonlandırılmasına giden yolun kapısını açmış oldu. İmparator II. Basileios 1001 yılında Doğu Anadolu seferinden sonra kendine itaat arz etmeyen Ani Bagratlı kralı I. Gagik’in gözünü korkutmak için Tao bölgesindeki ileri harekâtında buradaki kale ve şehirleri ele geçirdikten sonra yanına topladığı Ermeni asilzâdelerini beraberinde İstanbul’a götürdü. Onların yerlerine ise Rum kökenli komutan ve memurlar tayin ederek Doğu Anadolu’da önemli bir hâkimiyet alanı tesis etti.[11]
