Lûtfiyye hakkında iki manzum medhiye
Lûtfiyye-i Vehbî’nin bazı yazma nüshalarında birinin mahlası belli, diğerinin belirsiz iki şair tarafından övüldüğüne rastlanır. “Nûrî” mahlasını kullanan 18. asrın son çeyreği veya 19. asır şairlerinden biri, Vehbî’nin Lûtfiyye’sini kaside şeklindeki bir manzumesinde şöyle övmektedir:
“Ne güzel tuhfe-i zîbâdır bu
Hibe-i Vehbi-i dânâdır bu
Eski Hayriyye-i Nâbî’den de
Dahi ra‘nâ dahi a‘lâdır bu
Lûtfu Lûtfullâh’a mahsûs değil
Cümleye ni‘met-i uzmâdır bu
Olamaz böyle nev-âyîn sühan
Eser-i pîr-i sühanhâdır bu
Sımt-ı elfâza çekilmiş gûyâ
Lü’lü-i lücce-i ma‘nâdır bu
Sünbülistân-ı hüner sünbülüdür
Diyemem bir gül-i ra‘nâdır bu
Şer‘ u kānûna mutâbık sözler
Hep halîmâne edâhâdır bu
Sünbül-i Hindi değil ey Attâr
Misk-i Rûmî-i ıtır-sâdır bu
Çelebi vehb-i İlâhî’dir hep
İ‘tibâr etmeye ahrâdır bu
Okuyan âgehi bînâ eyler
Tev’em-i mu‘ciz-i ulyâdır bu
Kudemâ tarzı gibi köhne değil
Tâze bir tuhfe-i ra‘nâdır bu
Nûriyâ şerbet-i İstambul’dur bu
Asel-i Kandiye’den ahlâdır bu”[1]
[Günümüz Türkçesiyle: Ne güzel, ne süslü bir armağandır bu!.. Bilgili Vehbî’nin bağışıdır bu! Eski Nâbî’nin Hayriyyesinden de daha güzel, daha yüksektir bu! Bu eserin iyiliği sadece Lûtfullâh’a has değil, herkese büyük bir nimettir bu! Böyle yeni üslûplu bir eser olamaz!.. Söz söyleyen pirin eseridir bu!.. Sanki söz dizisine çekilmiş mana engin suyunun incisidir bu! (Dışı sarı, içi kırmızı renkte olan) güzel güldür diyemem; hüner sümbül bahçesinin sümbülüdür bu! Hep dine ve kanuna uygun sözler, halim selimce ifadeler, üslûplardır bu!.. Ey Attâr, Hind sümbülü değil, ıtır gibi Anadolu miskidir bu!..[2] Çelebi, bu eser, tamamen Allah vergisidir; ondan dolayı değer ve ehemmiyet vermeye (diğer nasihatnamelerden) daha lâyıktır. Okuyan bilgili ve uyanık kişiyi, görücü eder. (Onun gözünü açar). (Bu bakımdan denebilir ki, Hz. İsa’nın) pek yüce mucizesinin eşi, benzeridir bu!..[3] Eskilerin ifadesi gibi köhne değil, yeni ve güzel bir armağandır bu!.. Ey Nûrî, bu, İstanbul şerbetidir, Kandiye balından daha tatlıdır!..]
Mahlasını bildirmeyen başka bir şair de kıt’a şeklindeki manzumesinde Vehbî ve onun Lûtfiyye’sini şöyle övmektedir:
“Âferîn Vehbi-i hoş-güftâra
Nazm edip böyle müferrih gevher
Etdi mahdûmuna hem ahbâba
Nush u pend ile niçe dürlü iber
Hak bu kim böyle baba-yı âlem
Herkese şefkat ü ihsân eyler
Olsa şâyeste misâl-i incü
Gerden-i akl ü şuûra zîver
Kilk-i iz‘ân ile ben de etdim
Levh-i sînemde yazıp hoş ezber
Olsa târîhi mücevher ne aceb
Aña hem-kıymet olur mu cevher”[4]
[Aferin güzel söz söyleyen Vehbî’ye!.. Böyle iç açıcı bir inci (gibi güzel ve parlak sözler) nazmedip hem oğluna, hem de dostlarına nasihatla çok çeşitli ibretler, dersler verdi… Doğrusu şu ki, böyle âlemin babası (sayılacak derecede dünyayı gezip görmüş, tecrübeli ihtiyar) herkese şefkat ve iyilik eder. (Bu eser) akıl ve şuur boynuna inci gibi zinet olsa, yakışır… Anlayış kalemiyle ben de onu göğüs levhamda yazıp güzelce ezberledim. (O eserin sonundaki tamamlanış) tarihi “mücevher”[5] olsa, şaşılır mı? Cevher, onunla aynı değerde olabilir mi?!.]
[1]Nûrî, [Lutfiyye Hakkında Manzum Medhiye], Süleymaniye Ktp. İzmirli İsmail Hakkı, nr. 3664, vr. 109a.
[2]Şairin Attâr’a hitap etmesinin sebebi, onun Farsça, manzum bir Pendnâme yazmış olmasıdır.
[3]Hz. İsa’nın mucizelerinden biri de anadan doğma körü, Allah’ın lûtfuyla iyileştirmesidir. (Kur’an, 3/49, 5/110).
[4] Süleymaniye Ktp. Esad Efendi, nr. 3695, 98b-99a. (Lutfiyye’nin Hacı Mahmud Efendi nr. 5306’da bulunan nüshası sonunda da bu kıt’a vardır).
[5] Tarih düşürme sanatında sırf noktalı harflerin ebced hesabına göre değerinin toplandığı tarihe “mücevher tarih” denir. Lutfiyye’nin sonundaki tarih de “mücevher”dir.