
Ahmed Kuddûsî Efendinin en önemli eserlerinden birinin, belki de birincisinin Hazînetü'l-esrâr ve ganîmetü'l-ebrâr adlı eseri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Kanaatimizce Divan’ı Kuddûsî’nin gönül dünyasını, Hazînetü'l-esrâr ve ganîmetü'l-ebrâr’ı ise irfan deryasını ilmî derinliğiyle yansıtır.
Kuddûsî çoğu yerde risale olarak isimlendirse, bibliyografik kaynaklarda risale olarak anılsa bile, hem Kuddûsî’nin kendi ifadesiyle hem hacmi ve muhtevası itibariyle eseri kitap olarak tanımlamak daha doğrudur.
Müellif kitabın muhtevasını üç bölüme ayırır. Birinci bölüm ilim, ikinci bölüm namaz, üçüncü bölüm ise zikirdir. Yalnız birinci bölüm ve ikinci bölüm hacim itibariyle eserin yaklaşık onda birine tekabül ettiği için, ilgili konuların önemine işaretle iktifa edildiği söylenebilir. Eserin ana konusu zikirdir, yani tasavvuftur. Eser irşad özelliğinin yanı sıra, tasavvufun fıkhî tartışma konularına da yer verir.
Eserde ayet ve hadislerin yanı sıra, mantık örgüsüyle inci misal dizilen evliya sözleri her insanın dinî, ahlakî ve tasavvufî hayatına hitap eden kelam-ı kibar kabilindendir. Kuddûsî hazretlerinin özellikle konu sonlarındaki hitabe türü samimi tavsiyeleri, kitabın özgünlüğünü artırır.
Maraşîzâde Ahmed Kuddûsî hicri 1241, miladi 1825 tarihinde kaleme aldığı eserinde fesad-ı zaman olarak nitelediği olumsuzluklara karşı iyiliği emredip kötülükten nehyetme görevini ifa sadedinde ümmet-i Muhammed’e eserle hâdim olmayı hedefler. Biz değerlendirmeyi başka bir çalışmaya havale ederek, burada müellifin yaşadığı dönemle ilgili teşhisini, çözüm önerisini, kitabın telifindeki gayretini ve duasını kendi ifadelerinden derleyerek sunuyoruz.
Kuddûsî Hazretleri kitabın yazılış gerekçesini eserin mukaddimesinde şöyle ifade eder: Niğde'nin Bor kasabasında doğmuş, “İbnü’l-Maraşî” lakabıyla şöhret olmuş, Gani olan Allah'a her an muhtaç olan fakir İbrahim oğlu Ahmed şöyle söyler: Zamanımız cahillik, tembellik, fâni dünyanın bâki ahirete tercih edildiği, taat, zikir, iyiliği emir ve kötülükten nehyin, müslümanlara nasihatin terk edildiği; gıybet, hezeyan, laf taşıma, kaş göz işaretiyle ayıplama, zina iftirası, kötülüğü emir ve iyilikten nehyin arttığı, din işlerine, dinin direği, müminlerin en faziletli ameli namaza maalesef önem verilmediği bir zamandır.
Kuddûsî Efendi aynı temayı metin içerisinde şöyle vurgular: İçinde yaşadığımız bugün öyle bir gün olmuş ki, cehalet kol geziyor, şer yaygın, fesat almış başını gidiyor, tembellik hat safhada, mal ve makam sevdası herkesi kuşatmış, din ve ahiretle ilgili işlere önem verilmez olmuş, aksine dünya işlerine ve nefsani arzulara önem verme oldukça yaygınlaşmış.
Allah korkusu kaybolmuş, hayâ kalkmış, iyiliği emir ve kötülüğü nehiy terk edilmiş, ulu’l-emre itaat edilmez olmuş, âlimlerden ve sâlihlerden nefret edilip fâsıklar ve şairler sevilmeye başlanmış, büyüğe saygı kalmamış, küçüğe sevgi kalkmış. Avamın kalbi kas katı kesilmiş, fuhşiyat, bidat ve fücur yayıldıkça yayılmış. Dinin böylesine gurbet yıllarında âlimlerin ve evliyanın akılları şaşkın şaşkın kala kalmış. Artık insanların çoğu dünyayı tamire, ahireti tahribe başlamış, insanlar ilim ve vaaz meclislerine uğramaz olmuşlar. Ehli sünnet ve cemaat akait ilmini, ahlak ilmini, fer’i şer’i ahkâm-ı lazime-i mühimme meselelerini bile öğrenmemişler.
Allah’ın yardımıyla, Allah’a sâlikleri üç şeye teşvik eden bir risale yazmaya karar verdim. Esasen bu üç esas, din işlerini de ahiret eşlerini de tanzim eder. Bunlar ilim, namaz ve zikirdir. Bu risalede ilim, namaz ve zikrin faziletlerini ve hikmetlerini anlattım.
Bil ki, bu risaleyi tertip etmekten maksad, ihvânı ilim ve namaza teşvikten sonra zikrullaha da teşvik etmektir. Çünkü bu üçü, kulu makamların en yücesine, derecelerin en yükseğine, gayelerin en zirvesine ulaştırır, her şeyin halikına yakınlaştırır.
İlim ve namazın fazileti, şerefi, kadrinin yüceliği açık olduğu için bu risalede faziletlerini uzun uzun beyana ihtiyaç yok. Benzer faziletler ve özellikler zikirde de bulunsa, havas-avam herkese faydası dokunsa, Allah’a giden yolların en yakını olsa bile, yine de tartışanlar, inkâr edenler, mani olanlar, alay edenler, kin besleyenler, boş konuşanlar maalesef daha çok olmuştur. Çünkü şeytan en kısa zamanda ve en kısa yolla Allah’a yaklaştıklarını bildiği için müminleri Allah’ı zikirden gaflete düşürmeye çabalıyor, zâkirlerle diğer zahid kurra müminler arasına kin ve nefret ekmeye çalışıyor. Doğrusu cahil tembel müminler de bunlara tabi oluyor. Sonuçta aralarında düşmanlık, bela okuma, kınama meydana geliyor.
İşte bütün bunlardan dolayı, muteber kitapları mütalaa ettim. Kitaplarımın azlığına rağmen bütün gayretimi gösterdim. Zâkirlerin gâfillere, âşıkların münkirlere karşı delillerini takviye edenleri, müminleri âlemlerin rabbini zikre devam etmeye teşvik edenleri, insanların kınamasına, tasasına, cefasına, yalanlarına, kinlerine, inkârlarına karşı tarikat dervişlerini teselli edenleri, talipleri ariflerin yöntemine teşvik edenleri, müridlere irade şartlarını, sülûk adabını öğretenleri, kalplerini harekete geçirenleri, mücahede, sabır ve teslimiyetlerini şevklendirenleri, dünya ziynetlerinden nefret ettirenleri, gönüllerin Allah’tan gayrısına yönelmesini kökünden sökenleri teker teker hepsini burada derledim.
Ben uzun yıllar ilim talebinde gayret gösterdim. Ama gaflet sebebiyle çok az bir şey elde ettim. Sonra bâtın ilmini tahsile başladım. Gerçi ondan da çok az nasiplendim.
Zâhir ilimden öğrendiklerimi unuttum gitti. Sarf, nahiv, meani, lügat ilimlerini artık bilmiyorum. Fakat Allah Teâlâ bana lügat kitapları verdi. Bu risaleye yazdığım her kelimede manasını anlamak için lügat kitaplarına hep baktım. Okuma yazma bilmez bir ümmi misali, makamımın süfliliğini, ilmimin azlığını itiraf ederek yazdım. Bundan dolayı, bu risalenin telifinde ve derlenmesinde çok ama çok yoruldum.
Bu risalem esrarı, faydaları ve hikmetleri ihtiva eder. Kim mütalaa eder, içindeki nefis cevherlere, paha biçilmez faydalara muttali olursa, inşallah istifade eder.
Ey aziz kardeşim!
Bu risaleyi mütâlaa edip muhtevasıyla amel etmen gerekir. Her ne kadar muhtasar bile olsa, yine de bu risale sâliki hacimli, detaylı kitapları incelemeden müstağni kılacak, inşallah sâlike büyük fayda sağlayacaktır.
Kapısında dilenen, affını uman bu fakirden kabulünü, ahiret azığı yapmasını, Allah’a mahbup, diğer ümmetlere faziletli, ahirette çeşit çeşit büyük atiyyelerle, ihsanlarla müjdelenen ümmet-i Muhammed’e nasihat olmasını Allah Teâlâ’dan dilerim.
Bu hizmetimizi kabul edenden, bu kitabımla nasihat edenden, bundan faydalanandan, istifade etmeleri için bu eserin Arap ve Acem ülkelerinde yayılmasına çalışandan Allah razı olsun.

