
Abdurrahman daha yirmi yaşındadır. Hayatının baharında, muradına ermemiş, bir genç... Askere gider her Türk evladı gibi. o zamanlar ülke fakir ve yoksul, kıtlık da vardır, askerlik zordur. Abdurrahman ince hastalığa tutulur askerde. Şimdiki gibi doktor yok yeterince. Döner askerden dönmesine de dertli döner. Kurtulamaz bu ince hastalıktan ve ölür sonunda. Yürekler dayanır mı ki, bu acıya? Nice ağıtlar yakılır, ağlanır, kara bağlanır, öksüz kuzular kalır arkada babasız. İşte bu ağıtlardan biridir bu:
Kapımızın önü yazı
Yayılır garabak guzu
Avradıyın adı batsın
Fındıklı Goyak’ın gızı
Gapımızın önü bayır
Yağmur yağar kayır kayır
Eğer bize gızdın ise
Ehmet emmim gile buyur
Zekiye görük düşünü
On sekiz derler yaşını
Odaya gaymakam indi
Sallan eşimin başını
Alıyor koca babası
Yandı Kitiz’in ovası
Al gelinim vursun diye
Getirmiş Acem gınası

