
Hz. Muhammed (S.AV.)’in İslam dinini tebliği etmesinden sonra İslamiyet’in daha geniş yerlere yayılması, cihad fikrini de doğurmuştur. Bu nedenle ortaya çıkan İslam fütuhatı ruhu Hz. Muhammed (S.AV.) döneminden başlayarak şahlanmış ve kendisinden sonra da devam etmiştir. İmparator Herakleios ülkesinin doğu sınırlarında Sasani tehlikesini bertaraf edip kaybettiği yerleri yeniden almanın sevincini uzun süre yaşayamamıştır. Çünkü bu olayların hemen ardından aynı sınırlarda Müslüman Arapların saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştır. Sasanilerle yapılan savaşlarda yıpranan Bizans ordusu Müslüman Araplar karşısında büyük yenilgiler almıştır. İmparator Herakleios Suriye, Filistin, Mısır, Kudüs gibi önemli yerleri kaybederek İstanbul’a geri dönmek zorunda kalmıştır[1].
Suriye ve çevresinde hâkimiyet kuran İslam ordularının bundan sonraki hedefi Anadolu olmuştur. Hz. Ömer’in ünlü komutanlarından Ebu Ubeyde b.Cerrah, Halep’i ve Antakya’yı ele geçirdi ve Suriye’nin kuzeyinde Fırat’a kadar olan yerlerde Müslüman Araplar hâkimiyet kurdular. Bundan sonra Ebu Ubeyde yetenekli kumandanlarından Halid b. Velid’i Maraş üzerine gönderdi. İslam ordularının Maraş’a girmesi üzerine halkın bir kısmı kaleye çekilerek direnmesine rağmen bir kısmı da kaçmıştı. Ancak güçlü ordular karşısında direnemeyen halk şehri teslim etme kararı alarak yapılan bir anlaşmayla 637 yılında Halid b. Velid’e teslim olmuştur[2]. İslam dinine göre eğer bir yer aman dileyerek teslim olursa o şehirde halka herhangi bir zorluk çıkarılmazdı. Bu nedenle şehirde yaşayan halk serbest bırakılmış, canlarına ve mallarına dokunulmamıştır. Şehri terk eden Hıristiyanların yerine Müslümanlar yerleştirilmiş ve burası askeri bir üs haline dönüştürülmüştür. Buraya Kınnesrin[3] bölgesinden her yıl yoğun bir şekilde asker takviyesi yapılmıştır[4]. Bu dönemde önemli bir İslami yerleşim merkezi olan Maraş, aynı zamanda önemli bir ticaret ve pazar merkezi olmuştur[5].
İslam fetihlerinden kısa bir süre sonra Maraş, yeniden Bizans’ın eline geçti. Ancak 651 yılında Hz. Osman’ın kumandanlarından Süfyan b. Avf el-Amidî tarafından yeniden ele geçirildi. Bu sırada Anadolu’da yoğun bir şekilde devam eden İslam-Bizans çatışmaları sırasında harap olan kenti dönemin Şam valisi Muaviye yeniden inşa ettirmiştir. Burayı yeniden askeri bir garnizon haline getirdi. Böylece hem Bizanslıların Suriye sınırlarına olası saldırıları engellenmiş oluyor hem de Müslümanların Anadolu içlerine yapacakları seferlerde yeni bir üs elde edilmiş oluyordu. Nitekim bütün hedefi İstanbul’u ele geçirmek olan ünlü kumandan Muaviye’nin bu tarz bir yol izlemesi o dönemde Maraş kentinin stratejik önemini de açık bir şekilde gözler önüne sermektedir [6].
Dört Halife döneminin çalkantılı yıllarında Hz. Ali ile Şam valisi Muaviye arasında mücadeleyi fırsat bilen Bizanslılar 659 yılında Maraş’ı yeniden ele geçirdiler ve Suriye sınırlarına dayandılar. Ancak Muaviye 661 yılında Şam merkezli Emevi Devleti’ni kurunca Bizans’a karşı yeniden mücadeleye başladı. Bu dönemde Anadolu’ya giren Araplar Maraş dahil birçok kenti yeniden ele geçirdiler. Konstantinopolis şehrine kadar ulaşan Emeviler burayı kuşatma girişiminde bulunsalar da erzak yetersizliği, hastalık gibi sebeplerden dolayı başarı sağlayamadılar[7]. Ancak Araplar, Bizans topraklarına akınlarını düzenli olarak devam ettirmişler ve bu yıllarda Bizans doğu sınırlarında yoğun bir şekilde bu akınları durdurmak için çaba sarf etmiştir. 680 yılında Muaviye’nin ölümü üzerine yerine oğlu Yezid geçmişti. 683 yılında Yezid’in de ölümü üzerine Emeviler arasında bir saltanat kavgası zuhur etmişti. Bunu fırsat bilen Bizanslılar saldırıya geçtiler. Bu saldırılar sırasında Malatya gibi önemli şehirleri tahrip eden Bizans ordusu Müslümanların Maraş’ı terk etmesini sağladı ve Emeviler 689 yılında Bizans ile ağır vergiler içeren bir anlaşma yapmak zorunda kaldılar[8].
685-698 yılları arasında Bizans tahtında bulunan II. Justinianos, Emevilerden aldığı Kıbrıs haracının yeni darb edilen ve üzerinde haç işaretinin olmadığı Arap sikkeleri ile ödenmesine karşı çıkarak barışı bozdu[9]. 692-693 yıllarında yapılan savaşta Bizanslılar ağır bir yenilgiye uğradılar ve doğu sınırlarında birçok yeri kaybettiler. 694 yılı Ağustos ayında Bizanslılar Maraş’tan hareketle Suriye’ye saldırdılar. Eban b. Velid b. Ukbe kumandasındaki Arap orduları ile Bizanslılar Maraş vadisinde karşılaştılar. Bizanslılar burada da ağır bir yenilgi aldılar. Müslümanların ordusunda bir kumandan olan Dinar b. Dinar daha sonra kaçan Bizans askerlerini takip ederek onları Göksu Nehri üzerinde bulunan Yağra köprüsünde mağlup ederek Maraş’ı terk etmelerini sağladı (695). Abbas b. Velid kumandasındaki kuvvetler Maraş’a girerek orada daha önce olduğu gibi bir garnizon kurdular ve Kınnesrin bölgesi halkının her yıl belirli sayıda asker göndermesini zorunlu hale getirdiler. Aynı zamanda burada büyük bir cami inşa edildi[10]. Görüldüğü üzere Anadolu’da önemli bir müstahkem mevki olan Maraş şehri ve çevresi Müslüman Araplar ile Bizans arasındaki mücadeleye sahne olmuştur. Maraş ve çevresi bu savaşlar sırasında büyük bir olasılıkla oldukça tahrip olmuştur.
717-741 yılları arasında Bizans İmparatorluğu tahtına Maraş kökenli III. Leon çıktı[11]. Bu dönemde Bizans-Arap savaşları yeniden başladı. III. Leon doğduğu şehri yeniden ele geçirmek için harekete geçti. Emeviler içinde yaşanan iç karışıklıkları fırsat bilerek 746 yılında şehri ele geçirdi ve tüm Müslüman ahaliyi şehirden çıkardı. Maraş’a ise askerlerini ve civardan topladığı Hıristiyanları yerleştirdi[12].Theophanes’in kaydettiğine göre Maraş’ı ele geçiren Bizans ordusu buradan Doulikhia (şimdiki Gaziantep ve çevresi) ve Suriye’ye saldırdı[13]. Ancak iç meseleleri yoluna koyan Emevi halifesi II. Mervan şehri yeniden ele geçirerek Müslüman ahaliyi yeniden iskan etti ve şehrin etrafına surlar inşa etti. Bu surlara halifenin isminden dolayı “Mervanî” denilmiştir[14]. Bu dönemde birkaç kez Bizans ile Araplar arasında el değiştiren şehir 746 yılında Emevilerin son dönemlerinde yapılan bir saldırıyla yeniden Bizanslıların eline geçti. Bizanslılar burada kendi mezheplerinden olmayan Monofizit Hıristiyanları Trakya’ya göç ettirirken, Müslümanları da şehri terk etmeye zorladılar[15].
İslam dünyasında Emevilerin yıkılıp Abbasilerin ortaya çıkmasıyla birlikte bölge bu kez Bizans-Abbasi çatışmasının önemli bir sahası haline gelmiştir. Abbasiler Maraş ve çevresini elde tutmaya önem göstermişlerdi. Bu bölgeyi elde tutmadan Suriye’nin güvenliğini sağlamak mümkün değildi. Aynı şekilde Bizans İmparatorluğu da kendi sınırlarında güvenliğini sağlamak için bu bölgeye özel bir önem atfediyordu. 770-778 yılları arasında her iki taraf arasında yapılan savaşlarda Bizans İmparatoru IV. Leo (775-780) galip geldi. Maraş’ı ele geçiren imparator bu bölgeden birçok insanı Trakya’ya sürgün etmiştir.778 yılında Abbasi kumandanı Hasan b. Kahtaba et Tâi tarafından ele geçirilen şehir Harun Reşid (786-809) zamanında sürekli Müslümanlar ve Bizanslılar arasında çatışma alanı olmuştur. Aynı yıl Bizans kumandanı Lakhanodrakon yeniden saldırıya geçse de başarılı olamamıştır. Ernst Honıgman’ın ifadesine göre Maraş bu dönemde her iki tarafın da ısrarla ele geçirmek istediği yerlerden biri olmuştur[16]. Harun Reşid döneminde Müslümanlar Anadolu’da etkin rol oynamaya başlamış ve her yıl iki kez Anadolu’ya sefer düzenlemişlerdir. Abbasiler ele geçirdikleri bölgelere yeni kaleler inşa ederken bir yandan da İran ve Türk ülkelerinden getirdikleri askerleri buralara yerleştirmişlerdir. Nitekim Maraş da bu Avasım şehirlerinden biridir[17].
841 yılında Bizans İmparatoru Theophilos kısa bir süreliğine Maraş’ı ele geçirdiyse de yeniden Müslümanların eline geçti. 877 yılında I. Basileos doğu seferi sırasında Maraş’ı kuşatmış ancak başarıya ulaşamayınca çevre yerleşmeleri yakıp yıkarak geri çekilmiştir[18]. 904 yılında Bizans kumandanı Andronikos, Maraş ve Tarsus çevresini işgal etti. 915-916 yıllarında Bizanslılarla ittifak halinde olan Ermeniler Maraş ve çevresini yağmaladılar[19]. Bölge 935’te Ihşîdler sonrasında Hamdanilerin idaresine girmiştir. Hamdaniler döneminde 944 yılından itibaren Bizanslılar ile Sugûr[20] bölgesinin hakimiyeti için yoğun bir mücadele dönemi başlamıştır. 949 yılında Maraş’ı alan Bizanslılar, 952 yılında Fırat’ı geçmeyi başardılar. Ancak 952-953 yıllarında Bizans’ı ağır bir yenilgiye uğratan Hamdani hükümdarı Seyfüddevle Maraş ve çevresinde yeniden kontrolü ele geçirdi[21].
Bizans İmparatoru Nikephoros Phokas (963-969) tahta çıktıktan sonra Seyfüddevle ile mücadele etmeye başladı. Maraş, Raban ve Dülük’te hâkimiyet sağlayan imparator Halep’e doğru ilerledi[22]. Bizanslılar bu tarihten itibaren 1086 yılında Türkler tarafından fethedilinceye kadar bölgeyi ellerinde tutmayı başardılar. Ancak asırlar boyunca süren Bizans-İslam mücadelesi Anadolu’nun büyük bir kısmının tahrip olmasına, nüfusunun azalmasına ve kültürel, ekonomik çöküntülere yol açmıştır[23]. Ne yazık ki bundan sonraki dönemlerde de Maraş ve çevresi dâhil olmak üzere tüm Anadolu Bizans’ın desteklediği Ermeniler, Türkler ve Haçlılar arasındaki mücadeleye sahne olmaya devam etmiştir.
Sonuç
Tarihi devirler öncesinden beri önemli bir yerleşim yeri olan Maraş, stratejik önemi dolayısıyla da birçok devlet tarafından sahiplenilmek istenilen bir bölge olmuştur. Nitekim önceleri Hititler, Asurlular ve Romalılar gibi büyük devletlerin hâkimiyet sınırları içerisinde yer alan Maraş sonraki dönemlerde de el değiştirmeye devam etmiştir. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde kalan Maraş, Bizans-Sasani çekişmelerinin önemli bir sahnesi haline gelmiştir. Bizans İmparatoru Herakleios’un Sasani tehlikesini bertaraf etmesinden sonra bölge Müslüman Arapların saldırısına uğramıştır. Öncelikle bu sahada Emeviler ile mücadele eden Bizans, Emevilerin Abbasiler tarafından yıkılmasından sonra Abbasiler ile mücadele etmeye başlamıştır. Bu dönemde Maraş ve çevresi sürekli olarak el değiştirirken, büyük tahribatlara da uğramıştır. Aynı zamanda bölge halkının şehri ele geçirenler tarafından göçe maruz bırakılması ve iskân politikaları da şehrin sosyal ve kültürel yapısının da sık sık değişmesine neden olmuştur.
Tarihsel süreçte Maraş ve çevresinin bu kadar savaşlara ve saldırılara maruz kalmasının en önemli nedeni stratejik konumu olmuştur. Nitekim Suriye ve çevresinde hâkimiyet kuran medeniyetler bu bölgenin kuzeyinde Anadolu içlerinde hâkim olanlar tarafından tehdit altında kalabiliyorlardı. Aynı şekilde Anadolu’da hâkim olanlar da Suriye ve çevresinden gelen tehlikelere maruz kalabiliyorlardı. Bu nedenle her iki coğrafyada hüküm sürenler bulundukları yerde varlıklarını sağlamlaştırmak adına birbirlerine saldırıyorlardı.
Suriye’nin kuzey bölgesinde Maraş ve çevresi bu nedenle önemli bir müstahkem kale konumundaydı. Nitekim burada hâkimiyet kuran Bizanslılar, Sasaniler ve Müslüman Araplar burada bir garnizon kurarak çevre şehirlerine askeri takviye dahi yapılmasını sağlamışlardı. Maraş ve çevresine sahip olmak, Bizans için çok önemli olan Mezopatamya, Suriye, Filistin ve Mısır gibi bölgelerde hâkimiyet kurmak anlamına gelmekteydi. Aynı şekilde bu bölgelerde hâkim olanlar için ise Maraş ve çevresine sahip olmak, Anadolu içlerine, güney ve batı kıyılarına hatta Konstantinopolis’e ulaşmak ve cihan hâkimiyeti kurmak anlamına gelmekteydi. Özellikle Müslüman Araplar için Hz. Muhammed (S.A.V)’in işaret ettiği hadisine ulaşmak, yani cihad sayesinde manevi bir güce sahip olmak demekti. Bu nedenlerle asırlar boyunca Maraş ve çevresinin hâkimiyeti için mücadele edildi. Nitekim çalışmamıza konu olan dönemden sonra Türklerin eline geçen bölgede bu mücadelelerin ardı arkası kesilmemiş, bölge savaşlar sahası olmaya devam etmiştir.
KAYNAKÇA
Kitaplar
BASIK Celaleddin, Hiç Bizans Olmadı, C.1, Türkmen Kitabevi Yay., İstanbul-2013.
BLÖMER Michael-WİNTER Engelbert, Toros ve Fırat Arasındaki Tanrılar Ülkesi Kommagene, Homer Kitabevi Yay., İstanbul,2011.
GÖKHAN İlyas-KAYA Selim, İlkçağdan Dulkadirlilere Kadar Maraş, Ukde Yay., Kahramanmaraş,2008.
GÖKHAN İlyas, Başlangıçtan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, Ukde Yay., Kahramanmaraş, 2011.
İPLİKÇİOĞLU Bülent, Eskiçağ Tarihinin Anahatları, Bilim Teknik Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 2013.
İPLİKÇİOĞLUBülent, Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları, Arkeoloji ve Sanat Yay., İstanbul, 2015.
KAEGİ Walter E., Bizans ve İlk İslam Fetihleri, Kaknüs Yay., İstanbul-2000.
MACQEEN J.G., Hititler ve Hitit Çağında Anadolu, Arkadaş Yay., Ankara, 2013.
NORWICH John Julıus, Bizans(Erken Dönem MS 323-802), Kabalcı Yay., İstanbul,2013.
EGER Asa, TheSpacecBetweenTheTeeth:Envıronment, Settlement, AndIntereactıon On TheIslamıc-ByzantıneFrontıer, TheUnıversıty Of ChıcagoDoctorThesis, Chıcago, Illınoıs, August 2008.
OSTROGORSKY Georg, Bizans Devleti Tarihi, (Çev., Fikret Işıltan), TTK Yay., Ankara,1999.
SEVİM Ali, Türkiye Tarihi, TTK Yay., Ankara,1989.
TEKİN Oğuz, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İletişim Yay., İstanbul, 2016.
UMAR Bilge, Kommagene& Kuzey Mesopotamia, İnkılâp Yay., İstanbul, 2008.
Makaleler
ACARA Meryem, “Bizans Dönemi’nde Maraş”, Dağların Gazeli Maraş, Yapı Kredi Yay., İstanbul-2010.
ÇAPAN Fatma, “Bizans İmparatoru Herakleios Döneminde Arap-Bizans İlişkileri”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S.222, İstanbul,2016.
DARKOT Besim, “Maraş”, İslam Ansiklopedisi, Milli Eğitim Bakanlığı Yay.,C. VII, İstanbul,1969.
EKER Fevziye, Kahramanmaraş’ın Tarihi Coğrafyasına Bir Bakış, KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Kahramanmaraş- 2013, C.10, S.2.
HONIGMANN Ernest, “Maraş”, İslam Ansiklopedisi, Milli Eğitim Bakanlığı Yay., C. VII, İstanbul-1969
UÇAR Şahin, Anadolu’da İslâm-Bizans Mücadelesi, İşaret Yay., İstanbul-1990.
Özden Ürkmez, “Eski Çağ’da Maraş ya daMarqaŠtiGermanicia”, KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Ekim 2014, C.11, S.2.
Kronikler
MARCELLINUS Ammianus Marcellınus, The Later Roman Empire(M.S 354-378), Penguın Books, London, 2004.
Maurice’s Strategikon,(Translatedby George T. Dennıs), University of Pennsylvania Press, Philadelphia, 1984.
TheCronicle of Theophanes(A.D. 602-813), Editedand Translatedby Harry Turtledove, University of Pennsylvania Press, Philadelphia, 1982.
İnternet Siteleri
http://www.eskieserler.com/Eski/Eserler/Sehir/159/Kinnesrin.asp 15.11.2016.
http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Tarihi-Ansiklopedisi/Detay/SUGUR-VE-AVASIM/633 15.11.2016.
[1] Theophanes, a.g.e.,s.38-39;Ostrogorsky, a.g.e., s.103-104;Walter E. Kaegi, Bizans ve İlk İslam Fetihleri, Kaknüs Yay., İstanbul-2000, s.109-111; Şahin Uçar, Anadolu’da İslâm-Bizans Mücadelesi, İşaret Yay., İstanbul-1990, s.63-65;Fatma Çapan, “Bizans İmparatoru Herakleios Döneminde Arap-Bizans İlişkileri”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S.222, İstanbul,2016, s.13.
[2] Gökhan, a.g.e., s.73;Eger, a.g.e., s.497;Honıgmann, a.g.e., s.36;Blömer-Winter, a.g.e., s.24.
[3] Hz. Ömer zamanında Ebu Ubeyde b. Cerrah tarafından fethedilen şehir Halep’in 28 km. güney batısındadadır. O dönemde Suriye-Arabistan sınırındaki idari bölgeye adını veren şehir Antakya’dan Fırat’a Tedmür’e kadar uzanan savunma hattında stratejik bir konumda bulunuyordu. Aynı zamanda verimli toprakları nedeniyle önemli bir ticaret ve tahıl pazarı konumundaydı. Bkz.http://www.eskieserler.com/Eski/Eserler/Sehir/159/Kinnesrin.asp
[4] Gökhan, a.g.e., s.74;Eger, a.g.e., s.497.
[5] Eger, a.g.e., s.497.
[6] Gökhan, a.g.e., s.74;Eger, a.g.e., s.497;Ostrogorsky, a.g.e., s.108.
[7] Uçar, a.g.e., s.76-83;Ostrogorsky, a.g.e., s.115-116.
[8] Eger, a.g.e., s.497;Uçar, a.g.e., s.91-93;Ostrogorsky, a.g.e., s.121.
[9] Uçar, a.g.e., s.95-96.
[10] Uçar, a.g.e., s.96-98;Gökhan, a.g.e., s.75;Eger, a.g.e., s.497.
[11] Theophanes, a.g.e., s.85;Osrogorsky, a.g.e., s.145.
[12] Eger, a.g.e., s.498.
[13] Theophanes, a.g.e., s.112.
[14] Gökhan, a.g.e., s76-77;Eger,.a.g.e., s.498.
[15] Eger, a.g.e., s.497;Gökhan, a.g.e., s.77;Ostrogorsky, a.g.e., s.155;Uçar, a.g.e., s.125.
[16] Gökhan, a.g.e., s.78-80;Theophanes, a.g.e., s.138;Honıgmann, a.g.e., s.39.
[17] Gökhan, a.g.e., s.81;Eger, a.g.e., s.498;John JulıusNorwıch, Bizans(Erken Dönem MS 323-802), Kabalcı Yay., İstanbul,2013, s.302-304;Honıgmann, a.g.e., s.39.
[18] Honıgmann, a.g.e., s.61-62.
[19] Eger, a.g.e., s.499;Honıgmann, a.g.e., s.65.
[20] Hz. Ömer döneminden itibaren Bizans ile İslam Devleti’nin sınırlarını birbirinden ayıran Suriye ile Anadolu arasındaki sınır müdafaa sahalarına verilen isimdir. İslam ordularının Bizans ile mücadelesi de Sugûr-us Sâmiye ve Sugûr-ulCezeriyye adı verilen Adana, Maraş ve Malatya sınırı üzerinde gerçekleşmiştir. Bkz. http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Islam-Tarihi-Ansiklopedisi/Detay/SUGUR-VE-AVASIM/633.
[21] Ostrogorsky, s.263;Acara, a.g.m., s.213;Eger, a.g.e., s.499.
[22] Ostrogorsky, a.g.e., 265.
[23] Gökhan, a.g.e., s.90;Blömer-Winter, a.g.e., s.24;Ali Sevim, Türkiye Tarihi, TTK Yay., Ankara,1989, s.105-106;Osman Turan, Türkler Anadolu’da, Hareket Yay., İstanbul, 1973, s.45-55.

