
Elbistan’ın Büyük Yapalak kasabasından Şerif SEZGİN’in oğlu-(1960 doğumlu- Hacı İbrahim SEZGİN, Edirne/Süloğlu 4. Tabur 2. Bataryada 1982 yılında vatanî görevini yapmaktadır. 23.09.1982 Perşembe günü, bayram arifesinde (bayramdan iki gün önce) tatbikat dönüşü Lalapaşa girişinde, Kördere mevkiindeki köprüden geçerken; nöbetçi çavuşu olduğu için en geriden gelen Hacı İbrahim’in üzerinde bulunduğu 155 mm’lik obüs topu, şöförün acemiliğinden, aracın sağ paletinin köprüye tam basmaması yüzünden dereye yuvarlanır. Takla atan aracın altında kalan çavuş Hacı İbrahim SEZGİN ile bir onbaşı ve bir er şehit olur; bir erin de ayakları kopar. Şair baba, gerisini şöyle anlatmaktadır:
“O tarihte ben Elbistan’da Taşkınlar’ın yanında çalışıyordum. Olay, sabahleyin köyde duyulur. Bir haberci köye gitmem gerektiğini söyledi. ‘Hayırdır inşallah!’ dedim: ‘Hanımınız bahçeye giderken kaza geçirmiş, yaralanmış!’ dedi. ‘O zaman ben niye köye gideyim, yaralıysa hastaneye gelmesi gerekmiyor mu?’ diye düşünerek: ‘Yoksa hanım öldü mü?’ diye sordum, cevap vermedi, Elbistan’da dört çocuğum okuyordu, onları acele okullarından alarak Yapalak’a gittim. Köy girişindeki mezarlığa baktım, bir faaliyet yok. Eve vardığımda kız çocuklarım bayram için ev temizliği yapıyorlardı. Sordum: ‘Anneniz nerde?’: ‘Ne var ki?’ dediler. ‘Kaza yapmış!’ dedim. Sesime hanım çıktığında evde bir figan koptu, komşular toplandı. Yapalak’ın posta memuru geldi. ‘Korkma, bir şeyi yokmuş, yaralıymış. Edirne Devlet Hastanesi’ndeymiş; yalnız senin gelmeni istemiş..’ dedi. Rahmetli abim Yemliha bir taksi ayarladı, yola çıktık. Bayram öncesi yurt içi ve dışından gelenlerin yoğunluğundan yollar çok kalabalıktı. Ben acele ediyordum; 100 km. hızla araba, bana göre sanki hiç yürümüyordu. Telaşımı gören abim Kayseri’den uçakla gidelim dedi. Kayseri’ye vardık uçak yok. ‘Ankara!’ dediler; Ankara’ya vardık, oradaki uçakta da yer yok. Şoför dayattı: ‘Yollar çok sıkı, öldürseniz gitmem! İşte araba, parada istemem; şoför bulun götürün!’ dedi. Ankara’dan bir yakınımız arabasıyla bizi götürdü. Sabah 8’de Edirne’ye vardık ki cenaze töreni düzenliyorlar. Velhasıl Elbistan askerlik şubesinde teslim ettiğim Hacı İbrahim’imin cenazesini bayram akşamı teslim aldım. O gün benimle beraber çocuklarının cenazesini alan iki baba daha vardı. Onlar Tunceli ve Darende’ye gitmek üzere peş peşe yola çıktık. Bayram günü köye geldik; ne biz bayram ettik, ne de Yapalaklılar…“Devlet, memleketinden teslim aldığı ana kuzularını yine memleketine götürmek adına son bir görev yapamaz mıydı şehitlerine! Oysa biz devleti eli kolu uzun biliriz. O günkü şartlarda en azından Malatya’ya uçakla getirip, bize teslim edemezler miydi?

