
Hasan teyzesinin kızıyla nişanlıdır. Fakat köyün gençleri aynı gece nişanlısını kaçırırlar. Aradan altı ay geçer arada husumet çıkar kızı kaçıranlardan biri bu husumet sonucu yaralanır. Hasan babasıyla birlikte dağa kaçar. Jandarmaya şikâyet ederler. Kuru Kandil denen yaylada jandarma köye giriş yoluna pusu atar. Pusudan haberi olmayan Hasan ve babası teslim ol çağrısına ateşle karşılık verir. Hasan ölür; babası Yusuf bacağından yaralanır. Uzun süren yolculukta kan kaybından ölür. Binboğa dağlarındaki acı, bütün yaylayı kaplar. Hasan’ın anası Elif aşağıdaki ağıdı yakar:
Çoban oturma karşımda
Aklımı aldın başımda
Ben Hasan’a kıyamazdım
Oğlum on yedi yaşında
Yola yakındır düşeği
Kana boyanmış kuşağı
Hükümete vurdurmuşlar
Ölsün emmisi uşağı
Kapımızın önü kavak
Dalın kırdım ufak ufak
Mezarını ayrı kazın
Bunu duyan desin eyvak
Yıldırı kır atı yıldırır
Mavi çuha kol kaldırı
Kim benim yerimde olsa
Vurur kendini öldürür
Dışarıya çıktı bakın
Biri boran biri tipi
Tozlu derer büyük seki
Konmam çoban gelmeyince
Koç boynuzu boğom boğom
Davar dölün döktü bugün
Hasan’ın soysuz anası
Bülbül oldu öttü bugün
Bu gece de nasıl gece
Ülger teraziden yüce
Alnıma yazılmış m’ola
Anandan doğduğun gece
Kapınızın önü kuyu
Kuyudan alırlar suyu
Babasıyla bir vurulmuş
Uyu ergen oğlum uyu
Davalar belden boşandı
Gitti yatağa döşendi
Tez dönesin baş çobanım
Hüseyin’in beli büküldü
Ocağa koydum odunu
Görmedim dünya tadını
Ellerin bebeği olur
Vurular oğlum adını
Aşağıdan gelir kazlar
Kazlar kanadını düzler
Deli deli dolanıyom
Babasız kalmıyor kızlar

