
İstanbul’a kardeşinin yanına misafir olarak giden Cengiz, otoardan kendisini alması için ağabeyi Gazi’ye telefon eder. Gazi, arabasıyla kardeşini alır. Eve gelirken marketten bir şeyler almak için arabasını caddenin kenarında durdurur. Yaya olarak dalgın vaziyette karşıdan karşıya geçerken hızla gelen bir otomobil, Gazi’ye çarpar. Gazi iki-üç metre havaya kalkıp yere düşer. Kardeşi Cengiz şaşırır, çırpınmaya başlar. Asfaltın kearında kanlar içinde kıvranan Gazi, oradakilerinde yardımıyla apar topar hastaneye kaldırılır. Daha hastaneye varmadan kardeşinin kucağında ruhunu teslim eder. Cenazesi İstanbul’dan memleketi Arıtaş’a getirilir. Arkasında iki yetim çocuk ve acılı bir dul eş kalır. Ecelin umulmadık yerde yakaladığı bu genç ölüm, bu talihsiz ölüm, önce babsının yüreğine, sonra yakınlarına alevden bir top düşer. Babası Muharrem KÖROĞLU,(Gıplak Muharrem) içindeki sönmeyen yangın aleviyle söyler söyler… Kendisini, öğretmen arkadaşım Durdu GÜLDEN’le ziyaretimiz sırasında çok duygulandı. Gözleri dolu dolu, uzun süre konuşmadı, fakat ısrarlarımıza dayanamayıp. Bizi de kırmak istemeyen Muharrem amca, gözyaşları arasında bize aşağıdaki ağıdı yazdırdı (söyledi). O yanık, alevli, güzel baba sesini ses cihazına kaydetmediğine hala pişman olurum. Sadece kendi yüreğinin yarasını acerlemeyen, bizim de yüreğimizi kanatan ve sohbetimiz sırasında annemin teyzesinin oğlu olduğunu öğrendiğim Muharrem amcayı buj neserin basımında bir ay önce kaybettik. Tarihin canlı tanığına Allahtan rahmet diliyorum.
İçime ataş düştü
Soğuk su verin içeyim
Ebelikli kötü yayla
Başka ayaylaya göçeyim
Mezerini dein eylen
Su serpin de serin eylen
Gomşularım oğlum gelik
Dayıları minnet eylen
Sultan Hatun dul mu galdın
İnce fikire mi daldın
Hiç gözüne güvenmezdin
Niye İstanbul’a saldın
Bacısının adı Döndü
Duyan eller buna yandı
Ben oğluma öldü demem
O gurbetten yeni döndü
Akşam oldu, sabah olmaz
Şu halimden kimse bilmez
Beklerim beklerim gelmez
Gorkuyorum yolu yırak
Mezerine varamadımkine
Mezerini bilemedim
Yıkıldım ve orda galdım
Geri eve dönemedim
Mezerini dein eylen
Su serpin de serin eylen
Gomşularım oğlum gelik
Dayıları minnet eylen
Sultan Hatun dul mu galdın
İnce fikire mi daldın
Hiç gözüne güvenmezdin
Niye İstanbul’a saldın
Bacısının adı Döndü
Duyan eller buna yandı
Ben oğluma öldü demem
O gurbetten yeni döndü
Akşam oldu, sabah olmaz
Şu halimden kimse bilmez
Beklerim beklerim gelmez
Gorkuyorum yolu yırak
Mezerine varamadımkine
Mezerini bilemedim
Yıkıldım da orda galdım
Geri eve dönemedim
Oğlumun da bahtı gara
Açın bakın başı yara
On toktur bir olmuş da
Bulamamış ona çare
Yağdırdın boranı, gışı
Özüme attın ataşı
Gözümdeki ganlı yaşı
Döktürdün neyleyim felek

