
Haçlı seferlerine katılan Katolik Hıristiyanlar, İstanbul’a gelince Bizans İmparatoru ile aralarında bir anlaşmaya varmışlardı. Bu anlaşmaya göre daha önce Bizans toprağı olup da, Selçuklu Türkleri tarafından fethedilen yerler, Haçlılar tarafından alınırsa, imparatora teslim edilecekti. Hatta, Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos (1081-1118) Haçlı kontlarından kendisine bağlılık yemini bile almıştı. Buna karşılık, Bizans İmparatoru da Haçlılara iaşe ve mühimmat yardımı yapacak ve Anadolu’dan geçerken onlara kılavuzlar verecekti. Türkler Eskişehir yakınlarında Haçlılarla yaptıkları savaşta onları mağlup edemediler[1]. Çünkü Haçlı ordusu çok çok kalabalıktı. Haçlılar, Anadolu içlerine doğru ilerlediler. Antakya’ya ulaşarak orada bir Haçlı Kontluğu kurmak isteyen Haçlıların bir kısmı doğrudan Kayseri, Sarız yolu ile Göksun-Maraş yolunu tercih ettiler.
Antakya’ya ulaşmak isteyen Haçlılar Kayseri-Maraş yolunu tutmuşlardı. Çünkü bu güzergâh üzeri kısmen Türkler tarafından fethedilse de, Bizans İmparatorluğu’na bağlı vasal Ermeni idarecilerin elindeydi. Bu yerli Hristiyanlar, Haçlılara yiyecek yardımı yapabilirler ve onlara kılavuzluk edebilirlerdi. Haçlılara rehberlik yapan Bizanslı kılavuzların itirazlarına rağmen Haçlılardan bir gurup Çukurova’ya girmişlerdi[2]. 10 Eylül 1097’de Haçlı reislerinden Tangred ve Baudouin ayrı ayrı yollardan Toros geçitlerine doğru yürürken, ana ordu ileride Kudüs Kralı olacak olan Godefro komutasında Kayseri’ye doğru yola çıkmıştı. Eylül ayının sonuna doğru Haçlılar Kayseri’ye ulaşmışlardı. Kayseri’den hareketle ileriye doğru devam eden Haçlı ordusu, Danişmendli Türkmenlerinin kuşatma altında bulundurduğu Komana (Şar Köyü) şehrine geldiler ve burasını ele geçirdiler. Bizans imparatorunun hizmetine girmiş olan Provenceli bir şövalye olan Pierre d’Aulpps’u, Tatikios’un tavsiyesi ile vali tayin ettiler. Haçlılar Maraş’a gidecekleri en kısa yolun Göksun üzerinden geçmekte olduğunu biliyorlardı. Bu nedenle Komana’dan sonra Yalak (Yeşilkent) kasabası üzerinden Göksun’a geldiler. Kayseri yolu ile Haçlıların Maraş istikametine doğru ilerlerken Elbistan’ı ele geçirdikleri iddiası gerçeği yansıtmamaktadır[3]. Çünkü Elbistan, bir hayli içeride kalmaktadır. Kaynaklar da bunu doğrular mahiyettedir.
Haçlı ordusu, Komana bölgesinden Maraş sınırına girerek, bugünkü Yeşilkent kasabası üzerinden Göksun’a doğru ilerlemiştir. Haçlıların kendi eserlerinde Cosor veya “Cocson” gibi adlarla anılan Göksun’u Türkler çoktan terk etmişlerdi. Çünkü Haçlıları karşılamak için Emir Buldacı komutasında Anadolu içlerinde düşmanla mücadele halindeydiler. Eskişehir-Porsuk Çayı önlerinden Aksaray’a kadar Haçlı sürüleriyle vuruşarak gelmişlerdi. Göksun’da bulunan Ermeniler dindaşları Hristiyan Avrupalıları-Haçlıları çok iyi karşılamışlardı. Stevan Runcıman; “Ermenilerin oturduğu parlak Kokson, bugünkü Göksun’da, I. Haçlı ordusu 3 gün kalmış, ahali dostça davranmış, Haçlılar seyahatlerinin bundan sonraki ve dağlar üzerinden geçecek kısmı için bol bol yiyecek maddesi satın alma imkânı bulmuşlardır”[4], demektedir. Üç gün Göksun’da kalan Haçlılar, Ermeniler tarafından ağırlanmışlar ve istirahat ederek hastalarını tedavi etme imkânı bulmuşlardır. Haçlılar, burada Maraş’a kadar gidecekleri, yiyecek ve erzak satın aldılar. Bugün bile geçilmesi zor yollardan biri sayılan ve yaklaşık 100 kilometreyi bulan Göksun-Maraş arasını kat etmek için hareket eden Haçlı ordusunu çok büyük engeller beklemekteydi. Onlar bir taraftan Türklerle diğer yandan engebeli kayalık arazi ile mücadele etmeleri gerekiyordu[5].
Göksun-Maraş arası Haçlıların şimdiye kadar karşılaştıkları en zor yol idi. Haçlılar, Avrupa’dan bu tarafa yola çıktıktan bu yana bu kadar sarp dağlardan geçmemişlerdi. Yol coğrafya olarak çok kötüydü. Bu yüzden Göksun ile Maraş arasındaki bu sarp dağlara “Şeytan dağları”, bu yola da “Felâket yolu” adını vermişlerdi. Haçlıların buradan geçişini tasvir ederek, Haçlı kaynaklarından alıntı yapan Stevan Runcıman şu bilgileri vermektedir: “Göksun’dan itibaren başlayan bu yollar, Haçlı ordusu önüne çıkan yolların en çetiniydi. Artık Ekim ayı başında bulunuluyordu. Sonbahar yağmurları başlamıştı. Anti-Torosları kesen yol çok kötü durumdaydı. Yol kilometrelerce dik bayırlıklara tırmanan ve derin uçurumlar yanından geçen çamurlu bir patikadan ibaretti. Atlar bir biri ardından uçuruma yuvarlanıyorlardı. Bir birine bağlı yük hayvanlarından müteşekkil diziler olduğu gibi derinliklere gömülüyordu. Hiç kimse ata binmeye cesaret edemiyordu. Teçhizatların ağırlığı altında inleye sıklaya yaya sürüklenen şövalyeler silahlarını daha hafif mücehhez olanlara satmaya çalışıyor, çoğu zamanda bîtap düşerek bunları fırlatıp atıyorlardı. Bu dağlar üzerine sanki bir lanet çöreklenmiş gibiydi. Dağlar, Haçlılara Türklerin verdirdiği kayıplardan çok daha fazlasına mâl oldular. Ordu nihayet geniş bir nefes alarak Maraş etrafındaki ovaya vardı”[6].
Haçlılar, Göksun’dan sonra Maraş’a doğru hareketle, Taşoluk, Değirmendere, Çinçin Boğazı, Kumarlı, Çukurhisar, Fırnız yolunu takip ederek Maraş’a ulaşmışlardı. Haçlılar Maraş ovasını görünce rahatlamış ve şok sevinmişlerdi. Çünkü onlar Göksun-Maraş arası yollarda sıkntılar ve korkular yaşamışlardı. Maraş yakınlarında Hristiyan köylüler tarafından karşılanan Haçlı ordusu moral bulmuştur. Gesta Francorum’un yazarı, köylülerin Haçlılara bol miktarda mal getirdiklerini, böylece fazla miktarda erzak sahibi olduklarını, mutlu olduklarını ve burada ordudan ayrılan ileride Antakya Kontu olacak olan Bohemond’u beklediklerini yazmaktadır. Haçlı ordusu Maraş’ta birkaç gün dinlendi. Maraş o sırada daha önce Bizans’a tabi Thatul adında bir Ermeni’nin idaresi altına girmişti. Ordudan ayrı hareket eden Bohemond, Maraş’ta Haçlı ordusuna katılmıştır[7]. Haçlılar, Maraş’ta da bir müddet kaldıktan sonra ileriye doğru Antakya istikâmetine yöneldiler.
Sonuç:
Maraş’ı işgal eden Haçlı ordusu 15 Ekim 1097 tarihinde Maraş’tan hareket ederek, Antakya’ya doğru yol almaya başlamıştır. Maraş’tan sonra sırayla; Türkoğlu, Nurdağı, Islâhiye, Hassa ve Kırıkhan istikâmetindeki Amik çukurunu takip ederek ilerleyen Haçlı ordusu, 20 Ekim’de Demirköprü’ye ulaşmıştı. Antakya’ya varmak için geride üç saat sürecek yolları kalmıştı[8]. Haçlılar bu sefer sırasında Bizans devleti ile anlaşarak 1098 yılında Maraş ve havalisinin idaresini Bizans’a teslim etmişlerdir. Komana (Şar köyü) ve Göksun’da, Haçlılar işgal ettikleri yerleri daha evvel kararlaştırdıkları gibi, Bizans İmparatoru’nun temsilcisi olan Tatikios’a teslim etmişlerdi. Ermeni asıllı Bizans valileri idaresinde Maraş’a yerleşen Ermeniler, bir süre sonra Adıyaman (Hısn-ı Mansur) ve Rumkale şehirlerini de ele geçirmişlerdir. Maraş’ın kuzeyinde kalan Elbistan, Afşin (Efsus) ve Göksun ise kısa bir süre Türk hâkimiyetinde kaldıktan sonra 1103 yılında yeniden Hristiyanların idaresine geçmiştir[9].
Maraş’taki Haçlı idaresi döneminde şehre bir yandan Danişmendliler diğer yandan da Selçuklular seferler tertip ettiler. Ayrıca Kilikya Ermenileri de Maraş ve havalisini Haçlılardan almak için saldırılar yapmaktan geri kalmadılar. Çünkü Ermeniler de Haçlı işgalinden rahatsız olmuşlardı. Haçlı ordusu onlara da bölgeye de çok zarar vermişlerdi. 1105 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan tarafından, Afşin, Elbistan ve Göksun yeniden fethedilerek Vezir Ziyaeddin Muhammed’e iktâ edilmiştir[10]. Bu süreç içerisinde Maraş, Göksun, Elbistan ve Afşin havalisi kısa süreler içerisinde sık sık el değiştirecektir. Nihayetinde Maraş, Elbistan ve Göksun havalisi Selçuklu Türklerinin kesin hâkimiyetine girmiştir.
KAYNAKÇA
- GÖKHAN, İlyas; Başlangıç’tan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, Kahramanmaraş, 2011.
- _____________; Selçuklular Zamanında Maraş, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Kahramanmaraş, 2013.
- IŞIN, Demirkent; Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, TTK. Yayınları, Ankara, 1996.
- ÖZTÜRK, Said- SARIKAYA, Ali; Göksun Tarihi, Göksun Belediyesi Yayınları, İstanbul, 2010.
- RUNCIMAM, Stevan; Haçlı Seferleri Tarihi, Terc. Fikret Işıltan, C. I-III, TTK Yayınları, Ankara, 1989.
- ŞAHİN, Muhammet; Uygarlık Tarihi, Yargı Yayınevi, Ankara, 2016.
- YİNANÇ, Mükrimin Halil; Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Bürhaneddin Matbaası, İstanbul, 1944.
- YİNANÇ, Refet; Dulkadir Beyliği, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1989.
[1] İlyas Gökhan, Başlangıç’tan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, s.142-143.
[2]Stevan Runcıman, Haçlı Seferleri Tarihi, (Terc. Fikret Işıltan), TTK Yayınları, Ankara, 1989,C.I, s.146; Said Öztürk, Ali Sarıkaya, Göksun Tarihi, İstanbul, 2010, s.46.
[3] İlyas Gökhan, Başlangıç’tan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, s.144; Said Öztürk, Ali Sarıkaya, Göksun Tarihi, s.47.
[4]Stevan Runcıman, Haçlı Seferleri Tarihi, C. I-III, Terc. Fikret Işıltan, Ankara, C.I, s.147.
[5] Öztürk- Sarıkaya, A.g.e., s.47; Gökhan, A.g.e., s.144.
[6]Runcıman, A.g.e., C.I, s.147; Gökhan, Başlangıçtan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, s.145; Öztürk-Sarıkaya, A.g.e., s.48.
[7] Gökhan, Başlangıçtan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, s.104; Öztürk-Sarıkaya, A.g.e., s.49.
[8]Runcıman, A.g.e., s.148; Öztürk-Sarıkaya, A.g.e., s.49.
[9] Gökhan, Selçuklular Zamanında Maraş, s.35-36.
[10]Runcıman, A.g.e., s.172; Öztürk-Sarıkaya, A.g.e., s.49; Gökhan, Başlangıçtan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, s.104.

