BIST 100
14.458,98 2,34%
DOLAR
47,9535 0,06%
EURO
56,0682 0,15%
GRAM ALTIN
6.968,61 0,00%
FAİZ
40,87 -0,22%
GÜMÜŞ GRAM
103,75 0,45%
BITCOIN
69.532,00 0,71%
GBP/TRY
65,3910 0,22%
EUR/USD
1,1677 0,00%
BRENT
91,89 0,29%
ÇEYREK ALTIN
11.393,68 0,00%
İstanbul Açık
İstanbul hava durumu
23 °

Hayat ve İnsan

WhatsApp Image 2026-08-19 at 15.52.53

Hayatın bazı dönemleri vardır; insan o dönemlerden geçerken kendisini bir dizinin başrolü zanneder. Hani fonda hafif dramatik bir müzik çalar, kamera yavaşça yüzüne yaklaşır ve sen derin bir nefes alıp “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,” dersin.

Olur.

Ertesi sabah kalkarsın, kahvaltıda ne yiyeceğini düşünürken bütün o hayat sorgulaman biraz askıya alınır.

Çünkü insan ne kadar derin düşünürse düşünsün, acıkınca yine buzdolabının karşısında kalıyor.

Hayatın zorlayıcı aşamaları da biraz böyle. Büyük büyük dersler vermeye çalışıyor ama biz çoğu zaman o dersi pijamayla, saçımız tepemizde, elimizde kahveyle alıyoruz.

Çocukluk zaten başlı başına bir hazırlık kampı. Önce “Büyüyünce her şeyi kendim yapacağım,” diyorsun. Sonra büyüyorsun ve elektrik faturası geliyor. Bir anda çocukluğunu özlemeye başlıyorsun.

Çocukken en büyük derdin, annenin “Misafir gelecek, odanı topla,” demesiydi. Yetişkin olunca misafir gelmese bile evi toplaman gerektiğini öğreniyorsun. Daha kötüsü, artık bunu sana söyleyen bir annen de yok. Kendi kendine “Şu koltuktaki yastıkları düzelt” diyorsun.

Ve kendine kızıyorsun.

Çünkü insanın yetişkinlikte en büyük şoku, emir veren kişinin de kendisi olduğunu fark etmesi.

Sonra iş hayatı giriyor devreye.

Çalışırken para kazanacağımızı sanıyoruz. Meğer çalışırken sadece başka insanların da çalıştığını ve herkesin bir yerlere yetişmeye çalıştığını öğreniyoruz. Pazartesi sendromu diye bir şey var sanıyorduk; meğer haftanın tamamı biraz pazartesiymiş.

Cuma günü geliyor, insanın yüzüne bir mutluluk yerleşiyor. “Bu hafta bitti,” diyorsun.

Sonra pazar akşamı oluyor.

Saat 20.00 civarında içinden küçük bir ses yükseliyor:

“Yarın pazartesi.”

İşte o anda hafta sonunun bütün neşesi bir anda çekiliyor.

Hayatın başka bir zor aşaması da ilişkiler.

İnsan gençken aşkı çok romantik zannediyor. Çiçekler, güzel sözler, uzun bakışmalar… Sonra gerçek hayat başlıyor.

“Ne yiyeceğiz?”

“Bilmem.”

“Sen seç.”

“Ben her şeyi yerim.”

“Tamam, bugün de pizza söyleyelim.”

“Pizza istemiyorum.”

İşte gerçek aşk burada başlıyor.

Bir insanın yanında yıllarca yaşayıp hâlâ “Akşama ne yiyeceğiz?” sorusuna cevap bulamamak, bence modern çağın en büyük gizemlerinden biridir.

Evlilik de insanı hayata başka türlü hazırlıyor. Birlikte yaşamanın romantik tarafı elbette var ama bir süre sonra karşındaki insanın havlu asma biçimi bile karakter meselesine dönüşebiliyor.

“Neden ıslak havluyu yere atıyorsun.”

“Ne var bunda?”

“Neyse kaldırdım, bir şey yok.”

Ama vardır.

Hem de çok şey vardır.

Çünkü mesele havlu değildir.

Mesele, yıllardır birikenlerdir.

Bir de insanın kendisiyle mücadele ettiği dönemler var. Yaş ilerledikçe insan başkalarını değiştiremeyeceğini öğreniyor. Bu çok kıymetli bir farkındalık.

Ama hemen ardından daha zor olanı geliyor:

Kendini de değiştirmek zorundasın.

İşte burada işler karışıyor.

Çünkü insan başkasına tavsiye vermekte müthiş başarılı. Arkadaşına “Boş ver, takma kafana,” demek dünyanın en kolay işi. Aynı şey kendi başına gelince gece saat 02.17’de tavana bakıp hayatının son on yılını zihninde tekrar oynatabiliyorsun.

Üstelik beynin sana sormuyor bile.

Eski bir konuşmayı getiriyor.

“Burada neden öyle söyledin?”

Sonra başka bir konuşma.

“Buna neden cevap vermedin?”

Ardından 2009 yılında yaptığın bir saçmalık.

Beyin gerçekten acımasız bir arşivci.

Hayatın en zor aşamalarından biri de kayıplar. İnsan bazı şeylerin biteceğini biliyor ama bilmekle yaşamak arasında kocaman bir uçurum var.

Bazı insanlar gidiyor.

Bazı hayaller gerçekleşmiyor.

Bazı kapılar kapanıyor.

Bazı cevapları da hiçbir zaman alamıyoruz.

İşte insan buralarda büyüyor biraz.

Çünkü hayatın her şeyi açıklamak gibi bir sorumluluğu yok. Bazen sadece oluyor. Biz de olanın içinden kendimize yeni bir yol çıkarmaya çalışıyoruz.

Ama bütün bunların arasında şunu da unutmamak gerekiyor: Hayat sürekli ciddi bir sınav değil.

Bazen saçmalamak lazım.

Bazen plansızca gülmek, gereksiz bir şey satın almak, sevdiğin şarkıyı bağıra bağıra dinlemek, hiçbir işe yaramayan bir videoya yarım saat gülmek lazım.

Çünkü insan sadece güçlü olarak yaşamıyor.

Bazen dağınık, yorgun, kararsız, huysuz, komik ve biraz da saçma olarak yaşıyor.

Ve belki de hayatın bize verdiği en büyük ders şu:

Her şeyi kontrol edemeyeceğiz.

Herkesi memnun edemeyeceğiz.

Her istediğimizi zamanında alamayacağız.

Bazen çok çalışacağız ve yine de olmayacak.

Bazen hiçbir şey yapmadan güzel bir şey olacak.

Bazen “Ben artık bittim,” dediğimiz yerden yeniden başlayacağız.

Hatta bazen hayat bizi öyle bir yerden yakalayacak ki, bütün felsefi düşüncelerimizi bırakıp “Ya bunun daha kolay bir yolu yok muydu?” diyeceğiz.

Yok.

Muhtemelen yok.

Ama zaten mesele de bu.

Hayat kusursuz bir yolculuk değil. Yer yer çukurlu, bazen virajlı, kimi zaman da navigasyonun bile “Ben de bilmiyorum abla,” dediği bir yol.

O yüzden her zor dönemde kendimize biraz daha anlayışlı davranmak gerekiyor.

Çünkü hepimiz ilk kez yaşıyoruz bu hayatı.

Kimsenin elinde kullanım kılavuzu yok.

Hepimiz bir yerlerde deniyoruz, yanılıyoruz, toparlanıyoruz, yeniden dağılıyoruz ve sonra tekrar toparlanıyoruz.

Bazen ağlayarak.

Bazen gülerek.

Bazen de “Neyse, yarın bakarız,” diyerek.

Ve galiba büyümek biraz da bunu öğrenmek:

Her şeyi çözmek zorunda değiliz.

Bazı şeyleri yaşayacağız.

Bazılarını atlatacağız.

Bazılarına güleceğiz.

Bazılarını da yıllar sonra hatırlayıp “Ben bunu nasıl atlattım?” diyeceğiz.

Sonra büyük ihtimalle yine kahvemizi alıp günlük hayatımıza devam edeceğiz.

Çünkü hayat, bütün zorluğuna rağmen devam ediyor.

Biz de ediyoruz.

Hem de çoğu zaman sandığımızdan çok daha iyi.

Bari arada kendimize gülmeyi unutmayalım.

Sonuçta hayat zaten yeterince ciddi.

Biz biraz da kendimizle dalga geçelim.

İyi geliyor.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?