
1940’lı yıllar… Erçeneli Hüseyin, yokluğun getirdiği sıkıntıyla umudu gurbete çıkmakta bulur. Çocuklarını da yanına alarak Adana-Ceyhan’da çalışmaya koyulur. Ne yazık ki, kötü talih ve yoksulluk orada da onların yakasını bırakmaz. Oğullarından Hasan ve Hüseyin çaresiliğin ve yoksulluğun pençesinde, verem hastalığına yenik düşer ve gurbette hayatlarını kaybederler. Yüreği yaralı baba Hüseyin ve kızı ağaşıdaki ağıdı yakarlar:
BABASI
Kalk kuzum yaylaya göçek
Ciğerime vurdun bıçak
Emmi, dayı gerek oldu
Kuzulara kefen biçek
KIZI
Gidemem babam gidemem
Çifte kardaş olmayınca
Anam evde deli olur
Bir çift oğlu varmayınca
BABASI
Kuzular benzer almaya
Gücüm yetmedi Mevlâ’ya
Bura sehil dayanamam
Kalk kuzum gidek yaylaya
KIZI
Ağlama babam, ağlama
Kalk gidelim mezarına
Kardaş garip olduğuna
Gül dikelim üzerine
BABASI
Adana’ya kurdum düğün
Berk çabalar derdi yığın
Biri evli, biri bekâr
Öğün kara toprak öğün
KIZI
Kardaş aşiret güzeli
Böyledir hakkın yazısı
İki kardaş bir de bacı
Baba üç eyle mezarı
BABASI
Adana’nın bayırına
At bağladım çayırına
Ünü büyük Güveloğlu
Kefen sardı hayırına
KIZI
Hüseyin belim büküldü
Kis binam himden söküldü
Zorumuş ciğer acısı
Ala gözden kan döküldü

