Teketek Haber

İBNU’L-ADîM’İN BUGYE’SİNDE MARAŞ BAHSİ

İBNU’L-ADîM’İN BUGYE’SİNDE MARAŞ BAHSİ
17 Şubat 2018 - 19:36

 

Murat AĞARI[1]

Asıl adı, Ebü’l-Kāsım Kemâlüddîn Ömer b. Ahmed b. Hîbetillâh b. Muhammed el-Ukaylî el-Halebî’dir.(ö. 660/1262) Bugyetü’t-Taleb fi Tarihi Haleb isimli kıymetli eserin yazarı olarak bilinir.  588(1192) yılında Halep’te doğmuştur. 3.(9.) yüzyılda Basra’dan Halep’e göç eden atalarının İbnü’l-Adîm lakabıyla tanındığı bilinmektedir. İbnü’l-Adîm, babası Halep kadısı ve hazine dairesi başkanı Ebü’l-Hasan Ahmed ile amcası Ebû Gānim Muhammed’den ders görerek başladığı tahsilini, Halep’te Ömer b. Taberzed, İftihârüddin Abdülmuttalib el-Hâşimî, Yûsuf b. Râfi‘, Sâbit b. Şeref, Dımaşk’ta Ebü’l-Yümn el-Kindî, Abdüssamed b. Harestânî, Hasan b. Ebü’l-Azâim, İbrâhim b. Abdülvâhid ve Bağdat’ta Abdülazîz b. Mahmûd gibi âlimlerden okuyarak tamamladı. Ardından Hicaz’a giderek oradaki ilim adamlarından da faydalandı ve Kur’an, hadis, fıkıh, tarih ve edebiyat sahalarında zamanın meşhur âlimleri arasına girdi. Hat dersleri de alarak özellikle nesihte devrin en önde gelen hattatlarından biri oldu. Adının duyulmasıyla birlikte henüz 28 yaşında iken Halep Eyyûbî Hükümdarı Melikü’z-Zâhir Gāzî[2] tarafından şehrin Şâdbaht[3] ve Hallâviyye[4]medreselerinin müderrisliğine tayin edildi; ayrıca belli başlı camilerde vaaz verdi. Daha sonra babası ve dedeleri gibi Halep kadılığına getirildi.[5]

İbnü’l-Adîm, teveccühünü kazandığı Sultan el-Melikü’l-Azîz’in[6] (1216-1237) veziri oldu ve makamını II. el-Melikü’n-Nâsır Selâhaddin Yûsuf[7] döneminde de (1237-1260) korudu. Vezirliği süresince Halep Eyyûbî melikliğinin karşılaştığı meselelerin çözümünde büyük gayret sarfetti. Bu amaçla Dımaşk, Antep, Kayseri, Hama, Humus, Kahire ve Bağdat’a özel elçi sıfatıyla seyahatler yaptı ve kendisine verilen bütün görevleri başarı ile yürüttü. İbnü’l-Adîm, İlhanlı Hükümdarı Hülâgû’nun[8] Safer 658’de (Ocak 1260) Halep’i ele geçirmesinden biraz önce el-Melikü’n-Nâsır ile birlikte Filistin’e, arkasından da Mısır’a gitti. Çok geçmeden Hülâgû kendisini bütün Suriye, Musul ve el-Cezîre’nin[9] başkadılığına ve evkaf nâzırlığına tayin ettiğini bildirerek Halep’e çağırdıysa da İbnü’l-Adîm bunu reddetti. Ancak Memlük Hükümdarı Seyfeddin Kutuz’un[10] Moğol ordusunu Aynicâlût’ta[11] bozguna uğratması (Şevval 658 / Eylül 1260) ve Moğollar’ın Suriye’den çekilmesi üzerine Halep’e gitti (660/1262). Fakat doğduğu şehrin tahrip edilmiş ve halkının öldürülmüş olduğunu görünce üzüntüsünü bir kaside ile dile getirdikten sonra artık orada yaşamaya dayanamayacağını anlayarak Kahire’ye döndü; aynı yılın 20 Cemâziyelevvelinde (12 Nisan 1262) vefat etti ve Mukattam dağı[12] eteklerindeki Karâfe Mezarlığı’na gömüldü. Kaynaklar, İbnü’l-Adîm’den iyi bir devlet adamı ve iyilik yapmayı seven bir insan olarak bahseder.[13]

Bugyetü’t-Taleb fi Tarihi Haleb, İbnü’l-Adîm’in en bilinen eseridir. Halep’in tarihi, coğrafyası ve meşhur şahıslarıyla ilgili önemli bir kaynaktır. Eserin Selçuklular’la ilgili bölümü Ali Sevim tarafından neşredilerek Biyografilerle Selçuklular Tarihi adıyla Türkçe’ye çevrilmiş, Fuat Sezgin ise İstanbul kütüphanelerinde bulunan 10 cildi tıpkı basım olarak yayımlamıştır. Ayrıca, bu eser Süheyl Zekkâr tarafından tahkik edilerek son cildi indeks olmak üzere 12 cilt halinde neşredilmiştir. Bir diğer eseri olan Zübdetü’l-Halebmin Tarihi Halebise Bugye’nin özeti şeklindedir ve kronolojik sıraya göre 641’e (1243) kadar gelen olayları kapsar. Eserde Suriye’nin diğer şehirleri, Irak ve Mısır gibi çeşitli yerlerde cereyan eden olaylar, Halep’le herhangi bir şekilde ilgisi olan bölge, şehir ve kaleler, buralarda yaşayan ünlü şahıs, aile ve hânedanlar da anlatılmaktadır.[14] Bunların dışında,

Kitâbü’d-Derârî fî Zikri’z-Zerârî (Tezkiretü’l-Âbâ ve Tesliyetü’l-Ebnâ),

Kitâbü Davi’s-Sabâhfi’l-Hassi‘Ale’s-Semâh,

Kitâbü’l-Ahbâri’l-Müstefâde fî Zikri Benî EbîCerâde,

Kitâbfi’l-Hat

Kitâbü’l-İnsâfve’t-Taharrî

et-Tezkire

Kitâbü Tebrîdi gibi eserleri mevcuttur.[15]

Bugyetü’t-Taleb, klasik coğrafya eserlerine benzemese de Irak ekolü tarzında yazıldığı söylenebilir.[16] Ağırlıklı olarak Halep ve çevresine dair bilgiler mevcuttur. Eser, Halep özelindeki bilgilerle başlar.[17]Halep’in kutsal bir yer olması, mimari yapısı ve kapıları bu pasajlarda geniş olarak anlatılmıştır.[18] Kınnesrîn,[19] Antakya,[20] Menbic,[21] Rüsâfetü Hişam,[22] Hünâsıra,[23] Bâlis,[24] Maârratü’n-Nu’mân,[25] Ma’arratu Mısrîn,[26] Kefertâb,[27] Hama,[28] Massîsa,[29] Aynzerba,[30] Tarsus,[31] Haruniye,[32] İskenderun,[33] Maraş,[34] Hades,[35] Hısnı Mansur,[36] Malatiye,[37] Sümeysat,[38] Dülûk,[39] Ayntâb,[40] Merzübân[41] zikrettiği yerlerden bazılarıdır.

Maraş Bahsi

Halep’e bağlı içerisinde ağaçların, suyun ve ekin tarlalarının bol olduğu bir şehirdir. Sağlam ve iyi korunmuş bir kalesi bulunmaktadır. Saygın, âbid ve ilim sahibi insanlar yetişmiştir. Bunlardan birisi Huzeyfe el-Maraşî’dir.

Ebû Zeyd el-Belhî[42] kitabında Maraş hakkında şöyle der: “Hades ve Maraş mamur 2 şehirdir. Sınır kentlerinden olup ekin tarlaları, bol ağaçlı ve bol suları mevcuttur.”

Rivayete göre; “Hades ve Maraş arasındaki mesafe 8 fersahtır.[43] Günümüzde bunlar Müslümanların elindedir. Nûreddîn Mahmud Zengî,[44] Joselin’i[45] esir aldığında şehri de teslim aldı. Daha sonra H. 656/ 1258 yılında Ermeniler, Rum Kralı(Selçuklu) Keykâvus b. Keyhüsrevb. Keykûbâd’ın[46] elinden alarak istila ettiler.”

Ahmed b. Yahyâ el-Belâzurî[47] Büldân[48] adlı kitabında Maraş hakkında şöyle der:Ebû Ubeyde b. Cerrâh[49] Menbic’de iken Halid b. Velid’i[50] Maraş’a gönderdi. Bunun üzerine Halid, Maraş kalesini fethederek halkı şehirden çıkardı.

Süfyân b. Avf el-Gâmidi[51] H. 30/ 651 yılında Rumlarla savaştığı zaman Rum diyarına Maraş tarafından girdi. Maraş şehrini Muâviye[52] inşa etti. Asker yerleştirdi. Yezîd b. Muâviye[53] öldüğünde Rumların saldırıları çoğaldı. Bunun üzerine Maraş’tan taşınmak zorunda kaldılar.

Abbâs b. Velidb. Abdülmelik, Maraş’a gitti. Orayı inşa ederek koruma altına aldı. Daha sonra insanları şehre yerleştirdi. Kendilerine büyük bir camii ve mescit inşa etti. Her yıl Kınnesrîn[54] halkına heyetler gönderirdi. Mervân b. Muhammed,[55]kendi döneminde Humus halkıyla savaş halindeydi. Bunun üzerine Rumlar Maraş şehrini muhasara etti. Maraş halkı barış yapmak zorunda kalarak şehirden çıktılar. Oradan el-Cezîre ve Cündü Kınnesrîn’e doğru aileleriyle birlikte yola çıktılar. O dönemlerde Mervân’ın valisi Kevser b. Züfer b. Hâris el-Kilâbi’ydi. O zamanın zâlimi Kostantin b. el-Yûn idi. Nitekim Mervân Humus işini bitirdikten ve şehrin surlarını yıktıktan sonra Maraş’ı inşa etmek için ordu gönderdi. Şehir tekra inşa edildi ve şehir eski haline getirildi. Rumlar her yeri tahrip ederek çıkmışlardı. Ebû Ca’fer Mansûr’un[56] hilȃfeti döneminde Sâlih b. Ali burayı inşa etti ve korudu. İnsanlar gelerek buraya yerleştiler. Daha sonra Halife Mehdî[57] döneminde güçlendirilerek korundu.”

Belâzürî’nin Muhammed b. Sa’d’dan,[58] onun da Vȃkıdȋ’den[59] naklettiğine göre; Mihail 80.000 kişiyle Hȃdes yolundan Maraş’a geldi. Müslümanların bir kısmını burada öldürdü, bir kısmını yaktı ve bir kısmını da esir aldı. Maraş kapısına vardı. Ancak Maraş’ta Îsâ b. Ali bulunuyordu. Aynı sene içinde daha önce savaşmışlardı. Böyle olunca Îsâ’nın dostları ve şehir halkı savaşmak için hazırlandılar. Ok ve mızraklarla karşılık vermelerine rağmen düşmanı şehirden uzaklaştıramadılar. Düşman şehre girip Îsâ’nın taraftarlarından 8.000 kişiyi öldürdü. Kalanlar da şehirde korunmaya çalıştı. Ancak onları muhasara altında tuttu. Îsâ, Ceyhan’a kadar çekildi. Bu olayı Dȃbık’ta bulunan Sümȃme b.Velid el-Absî duydu. H. 261/874 yılında Sâife’nin valisiydi. Kendisine çok kalabalık ve atlılardan meydana gelen bir ordu gönderdi. Çok az kişi kurtuldu, çoğu öldü. Bu olayı Halife Mehdî unutmadı ve ertesi yıl H. 162/778 yılında Hasan b. Kahtabe’nin taziyesini yaptı.

Said b. Küseyr b. Ufeyr, Tarih’inde H. 162/778 yılındaki Maraş hakkında şöyle der: “Rumlar Maraş’a saldırdılar ve harap ettiler.”

Dediğim gibi Rumlar Maraş’ı harap ettiler. Seyfüddevle Ebû’l-Hasan Ali b. Abdullah b. Hamdân[60] burayı inşa etti. Dümestak, inşasına engel olmak üzere geldi ancak Seyfüddevle karşı çıktı. Dümestak kaçtı ve Seyfüddevle Maraş’ın inşasını tamamladı. Bununla ilgili olarak Mütenebbȋ[61] şöyle der:

Maraş’a geldiğinde uzaklığı yakın addediyordu

Ancak kaçtığı zaman yakın olanları uzak görmeye başladı

Sanki üzerlerine surlar gelmekte ve gelen surlar

Yıldızlar hizasında bulutları yararak yakınlaşmakta

Rüzgârlar dahi Maraş’tan geçmeye cesaret edemiyordu

Kuşlar dahi üzerinden uçarken avlanacaklar diye uçmamakta

Onu korumak için dağların üzerinde atlı savaşçılar nöbet beklemekte

Ve ne acayip ki Maraş’ı istemeseler dahi inşa etti

Kendisi ile diğer insanlar arasındaki fark

Zorluklar karşısında dimdik ayakta duran biri olmasıdır.[62]

Hades Bahsi

Toprağının kırmızı olması nedeniyle “Hȃdesu’l-Hamrâ” diye bilinir.Ağaçları ve suları boldur. Çevresinde birçok nehir bulunur. Kalesi yıkıldı ve geride şehir kaldı. Günümüze kadar zimmet ehli[63] Ermeniler yerleşikti. Ancak şuanda Müslümanların elindedir. Otlak ve yaylalarına koyunlarıyla birlikte Kürtler inerdi. Ermeniler buraya Keynȗk, Kürtler Hettüh, Araplar da Hades diye isimlendirdiler. Daha önceleri Muhammediye ve Mehdîye diye bilinirdi. Çünkü Halife Mehdî Muhammed b. Mansûr döneminde inşa edildi. Kûfe’denEbû Muhammed Îsâ b. Yunus es-Sebî’îburaya geldi ve ölünceye kadar burada kaldı. Kendisinden sonra da oğlu kaldı. Güney tarafından kendisine bakan dağ Uheydib diye bilinir. Rum diyarına giderken bu dağı gördüm ve burada biraz kaldım.

Habib b. Mesleme,[64]İyâd b. Ganem komutanlığında burayı fethetti.

Ahmed b. Yahyâ Belâzurî’nin telif ettiği Büldân adlı kitapta Hȃdes hakkında Şam ileri gelenlerinin şöyle dediklerini okudum: “Hades kalesini Hz. Ömer döneminde Habib b. Mesleme, İyâz b. Ganem komutanlığında fethetti. Daha sonra Muâviye kendisine ahd verdi. Emevȋler, Hades yolunu uğursuzluğu nedeniyle Derbȗ’s-Selâme diye adlandırdılar. Zira Müslümanlar bu yolda musibete uğradılar. Bundan dolayı insanlar Hades hakkında böyle demeye başladilar.”

Bir topluluk Hades hakkında şöyle der: “Müslümanlar yolda bir delikanlı/hades ile karşılaştı. Arkadaşlarıyla birlikte savaştı. Bu nedenle bu yola Derbü’l-Hades/Hades Yolu denildi.

“Mervân b. Muhammed döneminde fitne zuhur edince Rumlar geldiler ve Hades şehrini yıktılar. Malatya’da yaptıkları gibi halkını şehirden çıkardılar. Ancak H. 161/778 yılında Mihail, Maraş’a geldi. Daha sonra Halife Mehdî, Hasan b. Kahtabe’yi Rum memleketine yönlendirdi. Uyguladığı baskı şehir halkına ağır gelmişti. Öyle ki resmini kilise duvarına dahi çizmişlerdi. Hasan b. Kahtabe, buraya Hades yoluyla geldi. Şehrin olduğu alana baktı ve “Mihail’in buradan çıktığını” halifeye haber verdi. Şehrin bugün bulunduğu yere geldi. Ayrıldığı zaman ise Mehdî kendisinden bir şehir inşa etmesini istedi. Kendisi Tarsus şehrini inşa etti ve aynı zamanda Hades şehrinin de inşası için emir verdi. Burayı Ali b. Süleyman b. Ali inşa etti. Hades, el-Cezîreve Kınnesrîn’in kenarındadır. Buraya Muhammediye ismini verdi. Halife Mehdî, şehrin kurulmasından sonra vefat etti. İşte burası Mehdiye veya Muhammediye’dir. Topraktan kerpiçle inşa edildi. Ölümü H. 169/785 yılında oldu. Yerine oğlu Mûsâ el-Hadi geçti. Mûsâ, Ali b. Süleyman’ı azlederek yerine Muhammed b. İbrâhim b. Muhammed b. Ali’yi el-Cezîre ve Kınnesrîn valisi olarak atadı. Ali b. Süleyman Hades şehrinin inşasını bitirmişti. Daha sonra Muhammed, Şam, el-Cezîre ve Horasan halkının her birine 40 dinar verilmesini ve kendilerine ev tahsis edilmesini ve emirlerine 300 dirhem dağıtılmasını emretti. Bu şehirden çıkışı H. 169/785 yılıydı.

Ebû’l-Hattâb şöyle der: Ali b. Süleyman,Hades’te4.000 kişiye ev tahsis etti. Malatya, Şimşat, Sümeysat, Keysum, Dülûk ve Ra’ban’dan 1.000 kadar kişi getirerek yerleştirdi.”

Vȃkıdȋ şöyle der: “Hades şehri inşası esnasında kış mevsimi girdi. Kar ve yağmur boldu. Nitekim şehrin bu tarihlerde inşa olup olmadığı hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Daha sonra Rumlar şehre geldi. Şehrin içindeki askerler ve diğer bulunanlar dağıldı. Bu durum Mûsâ’ya haber verildi. Bunun üzerine Müseyyib b. Züheyr, Revh b. Hâtimve Hamza b. Mȃlik ile birlikte birer tabur gönderdi. Ancak daha savaşın sonucu belli olmadan vefat etti. Halife Reşid[65]hilafete gelince şehrin tekrar inşasını, güçlendirilmesini, canlandırılmasını ve savaşan Müslümanlara yerler verilmesi emretti.”

Vȃkıdȋ’nin dışında bir başkası Hades hakkında şöyle der: “Rum patriklerinden büyük bir çoğunluk, birçok insanı Hades şehrini inşa etmek için topladı. Evler toprak kerpiçten inşa edildi. Ancak kar buraya zarar verdi. Şehrin âmili ve beraberindekiler kaçtılar. Daha sonra şehre düşman girdi, mescidini yaktı ve tahrip etti. Halkın mallarını götürdü. Halife Reşîd burayı tekrar inşa etti.”

Menbic halkından bazıları bana şunları anlattı: “Yanımızda bulunan şeyhimiz, Halife Reşîd’in Muhammed b. İbrâhim’e işinde dikkatli olmasını bildirdiğini söyledi. Halife Reşîd döneminde onun yöneticiliği devam etti. Daha sonra azledildi.

Söylenildiğine göre, Halife Mehdî gördüğü bir rüya üzerine Hades şehrini inşa etti. Bu bilgiyi Abdullatîf b. Yusuf b. Ali, Ebi’l-Feth b. el-Battî’den aktardı. Ebi’l-Feth bu bilgiyi Ebî Abdullah el-Humeydȋ’den aktardı. O şöyle dedi: Bana Gursu’n-Ni’me Ebû’l-Hasan Muhammed b. Hilâl b. Muhsin b. İbrâhimes-Sâbî aktardı. O da er-ReîsEbû’l-Hasan yani babası Hilâl b. Muhsin’nin tasnif ettiği “Kitabu’l-Menȃmet’ten/Rüyalar Kitabı” aktardı. Hâşimoğullarının mevlâsı Ebû Bekir b. Dakka şunları anlattı: “Halife Mehdî Kınnesrîn ve diğer şehirlere doğru sefere çıkmaya niyet edince rüyasında yanına birinin geldiğini gördü. O kişi kendisine şöyle dedi: “Menbic denilen şehre gideceksin. Bazı mescitlerde ezan okuyan 80 yaşında bir ihtiyara denk geleceksin. Kendisini çağır ve boynunu vurdur. Bu şehirden çıktığın zaman temel izlerine rastlayacaksın. Buraya bir şehir inşa et ve Hades diye adlandır.”

Halife Mehdî, Menbic’e gelince halk huzuruna çıktı. Onlara “Yanınızda mescitlerde ezan okuyan ihtiyar bir adam var mı?”diye sordu. “Evet, 104 yaşında ihtiyar bir adam var. 80 yılı aşkın bir süredir mescitlerde ezan okur.” dediler. Getirilmesini emretti. Adam geldiğinde boynunu vurmak için adama yaklaştı. Adam kendini korkuyla geriye çekti. Kendisini affetmesi için halifeye yalvardı ve diyet ödemeyi teklif etti. Çocuklarının olduğunu, kendisinin de yaşlı bir adam olduğunu söyledi. Halife şöyle dedi: “Bırak bunları! Ben emredildiğim şekilde emri yerine getireceğim. Şayet bana yaptığın hatayı doğru bir şekilde söylersen senin ailene bakar onları korurum. Yok! Doğru söylemezsen onlara da kötülük yaparım.” Bunun üzerine adam şu cevabı verdi: “Mademki böyle, o zaman sana söyleyeyim: Ben 80 yıldır ezan okurken kendi kendime “Muhammed Allah’ın elçisi değildir” diye inkâr ediyorum. Halife bunun üzerine öldürülmesi için emir verdi ve o da öldürüldü.”

İbnDȃkka “bu ihtiyar adamın şair Buhtürî’nin[66] dedesi olduğunu” söyledi.

Rum kralı Dümestak, Seyfüddevle b. Hamdân zamanında muhasara etmek için Hades’egeldi. Ancak Seyfüddevle burayı inşa etmiş ve yapısını sağlamlaştırmıştı. Seyfüddevle karşısına çıkınca kaçarak gitti. Seyfüddevle ile Rumlar arasında bir olay daha meydana geldi. Hades şehrini inşa maksadıyla yola çıktığında, Seyfüddevle yine Rumlarla karşılaştı. Onlardan birçoğunu öldürdü, kalanları da esir aldı. Daha önceki dönemlerde Hades halkı kaleyi bir emanlaRumlara teslim etmişti. Ancak onlar burayı tahrip ettiler.”

Abdülazîz b. Mahmud b. el-Ahdaru’l-Bağdadî kitabındaki bilgiyi, Reis Ebû’l-Hasan Ali b. Ali b. Nâs b. Said’den, o da Ebû’l-Berekât Muhammed b. Abdullah b. Yahyâ’dan, o da Ali b. Eyyûb b. Hüseyin’den, o da Ebû Tayyib el-Mütenebbȋ’den şöyle nakletti: “Kendisi Seyfüddevle’yi şiirinde övdü. Hadesşehrini de övdü. Hades şehrinin inşasını anlattı Daha sonra halkı burayı eman ile Rumlara teslim etti. Mütenebbî, Seyfüddevle’yeşiir okuyarak şöyle seslendi:

Zorluk ehli zorlukları beraberinde getirir

Bütün bunları kerem ve ikram sahibinden gelir

Küçüklerin gözlerinde küçük şeyler büyür

Büyüklerin gözlerinde büyüklükler küçülür

Seyfüddevle ordunun sorumluluğunu üstlendiği sürece

Şiddetli ve kahraman ordular dahi acz içerisinde kalır.”[67]

Dülûk Bahsi

Meşhur bir şehir olup tarihi çok eskilere dayanır. Buradan kitabımızda zikrettiğimiz kimi âlim şahsiyetler çıkmıştır. Mamur/ Bayındır bir şehir idi. İçerisinde Rumlar tarafından taşlardan yapılmış yüksek bir kalesi bulunur. Halife Reşîd bu kaleyi diğerlerinden ayrı tuttu ve Avâsım’a[68] dahil etti. Zira kuzey yönünden, Sugur el-Cezeriyye’den gelen saldırıları önlüyordu. Şehirde, üzerinden suyun akıp yüksek bir köprü vasıtasıyla kaleye getirildiği bir kanal vardır. Çevresinde büyük ve görkemli binalar mevcuttur. Binaların taşları yontulmuş, resimlerle süslenmiştir. Bunların etrafında çok miktarda su kaynakları ve bahçeler vardır. Meyveleri ve üzüm bağları çoktur. Hz. Dâvûd’un makamının burada olduğu, ordusunu Kavras’a burada hazırladığı ve orada Uryâ b. Hannân’ı öldürdüğü söylenmektedir. Ancak kale ve şehir sonraları harabeye döndü. Geriye Ayntâb’a bağlı bir köy kaldı. Şu anda burada çiftçiler yaşamaktadır.

Belâzurî Büldân adlı kitabında Dülûk hakkında şunları söyler: “Ebû Ubeyde, İyâz b. Ganem’i Dülûk ve Ra’bân tarafına gönderdi. Halkıyla Menbic benzeri bir anlaşma yaptı. Ancak onlardan Rumların haberlerini getireceklerine dair şart koştu. Aldığı haberleri Müslümanlara bilgi olarak vereceklerdi.

Menbic anlaşmasına ek olarak cizye vermek veya şehri boşaltmak diye maddeler konuldu.

Nûreddîn Mahmud b. Zengî, Joscelin’i esir alıp şehri teslim aldıktan sonra burayı tahrip etti.” [69]

Antep Bahsi

Yukarıda zikredilen Joscelin’in yaptırdığı surlarla çevrili bir kalesi bulunmaktadır. Nûreddîn Mahmud’a esir olunca tüm yurdu fethedildi. Nureddin b. Mahmud Zengî’nin fethetmiş olduğu yerlerden biri de Ayntâb’dır. Nitekim kendi adamlarını, mühimmatlarını yerleştirdi. Şehri surlarla çevirdi ve imar ederek kendisinden sonra oğluna teslim etti. Öldüğü zaman Atabek Tuğrul ez-Zâhiri, önce Melik el-Azîz Muhammed b. Meliku’z-Zâhir’e, daha sonra da Melik es-Sâlih Ahmed b. Meliku’z-Zâhir’e teslim etti. Kendisi de burada ikâmet ederek Âdar adlı kaleyi inşa etti. Onu güzelleştirdi, altın ve mermerlerle dekore etti. Halkını Rabad denilen yerde inşa ettiği meskenlere yerleştirdi. İçerisinde minareler ve burçlar inşa etti. Tümünü altın ve mermerlerle süsledi. Ayrıca içinde çok çeşitli meyve ağaçları bulunan bir bahçe yaptı. Ahşap malzemeler İrmen ülkesinden ve Maraş’tan getirildi. Bu malzemelerin satışı yapılıp başka beldelere götürülmektedir.[70]

 

BİBLİYOGRAFYA

Ağarı, Murat “Irak ve Belh Coğrafya Ekolleri ve İlk Temsilcileri İbn Hurdazbih-Ya’kubî ve İstahrî”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, C: 14, S: 34, 2007, s. 171

Ahatlı, Erdinç, “Süfyân b. Avf”, DİA, C: 38, s. 21.

Aycan, İrfan, “Muaviye b. EbûSüfyân”, DİA, C: 30, s. 332

Bozkurt, Nahide, “Harunürreşid”, DİA, C: 16,s. 258

Bozkurt, Nahide, “Mansur”, DİA, C: 28, s. 5

Bozkurt, Nahide, “Mehdi-Billâh”, DİA, C: 28, s. 377

Çobanoğlu, Ahmet Vefa,DİA, “Zengîler”, C: 44, s. 274

Çubukçu, Asri, “Habib b. Mesleme”, DİA, C: 14, s. 372

Durmuş, İsmail, “Mütenebbî”, DİA, C: 32, s. 195

Fayda, Mustafa, “Belâzürî”, DİA, C: 5, s. 392

Fayda, Mustafa, “Fütûhu’l-Büldân”, DİA, C: 13, s. 258

Fayda, Mustafa, “Halid b. Velid”, DİA, C: 15, s. 289

Fayda, Mustafa, “İbnSa’d”, DİA, C: 20, s. 294

Fayda, Mustafa, “Vâkıdi”, DİA, C: 42, s. 471

Halaçoğlu, Yusuf, “Fersah”, DİA, C: 12, s. 412

İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb fi Tarihi Haleb, Dâru’l-Fikrts., s. 39

İslam Ansiklopedisi(İA), Milli Eğitim Bakanlığı(MEB) Yay., Eskişehir 1997

İslamAnsiklopedisi(DİA), Türkiye Diyanet Vakfı Yay., İstanbul 2013

Kılıç, Ünal, “Yezid I”, DİA, C: 43, s. 513

Kramers, J. H. “Mukattam”, İA, C: 8, s. 568

Kurt, Hasan, “Mervân II, DİA, C: 29, s. 227

Kutluer, İlhan, “Ebu ZeydBelhi”, DİA, C: 5, ss. 412-414

Kök, Bahattin, “Nureddin Zengi”, DİA, C: 33, s. 259

Özaydın, Abdülkerim, “Aynicâlût Savaşı”, DİA, C: 4, s. 275

Özaydın, Abdülkerim, “el-Melikü’z-ZâhirGāzî”, DİA, C: 29, s. 83

Özaydın, Abdülkerim, “Seyfüddevle el-Kamdânî”, DİA, C: 37, s. 35

Sevim, Ali, “İbnü’l-Adîm”, DİA, İstanbul, 1997, C: 20, s. 479

Sümer, Faruk, “II. Gıyasettin”, DİA, C: 25, s. 325

Şeşen, Ramazan, “Cezire”, DİA, C: 7, s. 509

Tomar, Cengiz, “el-Melikü’l-Azîz”, DİA, C: 29, s. 61

Tomar, Cengiz, “el-Melikü’n-Nâsır, Yusuf”, DİA, C: 29, s. 78

Tüccar, Zülfikar, “Buhtüri”, DİA, C: 6,s. 381

Yaman, Ahmet, “Zimmi”, DİA, C: 44, s. 434

Yıldız, Hakkı Dursun, Avâsım”, DİA, C: 4, s. 111

Yiğit, İsmail, “Kınnesrin”, DİA, C: 25, s. 419

Yiğit, İsmail, “Kutuz”, DİA, C: 26, s. 500

Yuvalı, Abdulkadir,“Hülâgû”, DİA, C: 18, s. 473

[1] Prof. Dr., Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi-Tarih Bölümü. muratagari@karabuk.edu.tr.

[2]Ebü’l-Feth Ebû Mansûr Gıyâsüddîn el-Melikü’z-Zâhir Gāzî b. Salâhiddîn Yûsuf b. Eyyûb’dur. (ö. 613/1216) Eyyûbîler’in Halep kolu hükümdarıdır. (1186-1216) Bkz.: Abdülkerim Özaydın, “el-Melikü’z-Zâhir Gāzî”, DİA, C: 29, s. 83

[3]Halep valisi Şâdbaht’ın 1193’te inşa ettirdiği Şâdbahtiyye Medresesi eyvanlı avlulu bir düzendedir. Yapının üç kemerle avluya açılan camisinde mermer ve porfirden imal edilmiş düğümlü geçmeli süslemeye sahip mihrap önemlidir. Bkz.:Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Zengîler”, DİA, C: 44, s. 274

[4]Halep’te 1124’te yapılan Hallâviyye (Halleviyye) Medresesi, Nûreddin Mahmud Zengî tarafından inşa ettirilmiş bir medresedir. Bkz.:Çobanoğlu, a.g.m., C: 44, s. 273

[5] Ali Sevim, “İbnü’l-Adîm”, DİA, C: 20, s. 479

[6]Ebü’l-Feth İmâdüddîn el-Melikü’l-Azîz Osmân b. Selâhiddîn Yûsuf b. Eyyûb’dur. (ö. 595/1198) Eyyûbî hükümdarıdır. (1193-1198) Bkz.: Cengiz Tomar, “el-Melikü’l-Azîz”, DİA, C: 29, s. 61

[7]Ebü’l-Muzaffer el-Melikü’n-Nâsır Salâhuddîn Yûsuf b. el-Meliki’l-Azîz Muhammed b. el-Meliki’z-ZâhirGāzi’dir. (ö. 658/1260) Eyyûbîler’in Halep ve Dımaşk kolu hükümdarıdır. (1236-1260) Bkz.:Cengiz Tomar, “el-Melikü’n-Nâsır, Yusuf”, DİA, C: 29, s. 78

[8]Hülâgû, İlhanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarıdır (1256-1265).Babası Cengiz Han’ın en küçük oğlu Toluy Han, annesi Kerayit Hükümdarı Ong Han’ın yeğeni Sorgaktani Hatun’dur. Bkz.:Abdulkadir Yuvalı, “Hülâgû”, DİA, C: 18, s. 473

[9]İslâm coğrafyacıları tarafından Yukarı Mezopotamya’ya verilen addır. Bkz.: Ramazan Şeşen, “Cezire”, DİA, C: 7, s. 509

[10]el-Melikü’l-Muzaffer Seyfüddîn Mahmûd b. Mevdûd (Memdûd) el-Muizzî’dir. (ö. 658/1260) Memlük sultanıdır. (1259-1260) Bkz.: İsmail Yiğit, “Kutuz”, DİA, C: 26, s. 500

[11]Memlük ordusuyla Moğol kuvvetleri arasında meydana gelen ve Moğollar’ın ilk defa mağlûp edilerek batıya ilerleyişlerinin durdurulduğu meşhur savaştır.Bkz.:Abdülkerim Özaydın, “Aynicâlût Savaşı”, DİA, C: 4, s. 275

[12] Mısır’da, Nil nehrinin sağ yönünde ve Kahire’nin hemen doğusunda yer alır. Bkz.: J. H. Kramer, “Mukattam”, İA, C: 8, s. 568

[13] A. Sevim, a.g.m, C: 20, s. 479

[14] A. Sevim, a.g.m, C: 20, s. 480

[15] A. Sevim, a.g.m., C: 20, s. 480

[16] Bu ekolün temsilcisi olan yazarlar, Dünya’nın yaşanabilir kısmını bir bütün olarak ele alıp ülkelerin tamamı hakkında bilgiler verirler. Bkz.: Murat Ağarı, “Irak ve Belh Coğrafya Ekolleri ve İlk Temsilcileri İbn Hurdazbih-Ya’kubî ve İstahrî”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, C: 14, S: 34, 2007, s. 171

[17]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb fi Tarihi Haleb, Dâru’l-Fikrts., s. 39

[18]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, ss. 39-69

[19]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 69 vd.

[20]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 79 vd.

[21]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 106 vd.

[22]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 113 vd.

[23]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 115 vd.

[24]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 119 vd.

[25]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 127 vd.

[26]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 133 vd.

[27]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 141 vd.

[28]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 149 vd.

[29]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 153 vd.

[30]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 167 vd.

[31]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 175 vd.

[32]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 219 vd.

[33]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 220 vd.

[34]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 235 vd.

[35]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 239 vd.

[36]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 249 vd.

[37]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 251 vd.

[38]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 257 vd.

[39]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 261 vd.

[40]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 323 vd.

[41]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 325 vd.

[42] Asıl adı Ebû Zeyd Ahmed b. Sehl el-Belhî’dir. (ö. 322/934) 236 (850) yılında Horasan’ın Belh şehri yakınındaki Şâmistiyân köyünde doğmuştur. Filozof, ahlâkçı, tabip ve coğrafyacıdır. Suveru’l-Ekâlim adlı eseriyle bilinir. Bkz.:İlhan Kutluer, “Ebu Zeyd Belhi”, DİA, C: 5, ss. 412

[43]Eskiden kullanılan bir yol mesafesi ölçüsüdür. Kāmûs-ı Osmânî’de 3 mil uzunluğunda mesafeye 1 fersah denildiği kayıtlıdır. Bkz.: Yusuf Halaçoğlu, “Fersah”, DİA, C: 12, s. 412

[44]Ebü’l-Kāsım (Ebü’l-Muzaffer) el-Melikü’l-Âdil eş-Şehîd Nûruddîn Mahmûd Zengî b. İmâdiddîn Zengî b. Kasîmiddevle Aksungur’dur. (ö. 569/1174) Dımaşk ve Halep atabeğidir. (1146-1174) Bkz.: Bahattin Kök, “Nureddin Zengi”, DİA, C: 33, s. 259

[45] Kastedilen Urfa Haçlı Kontu II. Joscelin’dir. ll. Joscelin’in elinde bulunan bölgeleri almak için sefere çıkan Nureddin Mahmud ağır bir yenilgiye uğradı. Yenilginin ardından ll. Joscelin’i yakalayıp kendisine teslim etmeleri konusunda bölgedeki Türkmenler’le anlaştı. Nureddin bu amacına ulaştı ve teslim aldığı (Muharrem 545/ Mayıs 1150) Joscelin’i bir rivayete göre ölünceye kadar Halep Kalesi’nde tuttu. Bkz.: Bahattin Kök, a.g.m., DİA, C: 33, s. 260

[46] II. Keykavus,  Anadolu Selçuklu sultanıdır. (ö. 677/1278-79) 1246-1249 müstakil, 1249-1262 müşterek olarak saltanata çıkmıştır. Muhtemelen 633’te (1235) doğdu. II. GıyâseddinKeyhusrev’in büyük oğludur. Annesi Berdûliye Hatun bir Rum papazının kızıdır. Bkz.: Faruk Sümer, “II. Gıyasettin”, DİA, C: 25, s. 325

[47] Asıl adı Ebü’l-HasenAhmed b. Yahyâ b. Câbir b. Dâvûd el-Belâzürîdir. (ö. 279/892-93)Tarihçi, nesep âlimidir. Bkz.: Mustafa Fayda, “Belâzürî”, DİA, C: 5, s. 392

[48]Belâzürî’nin (ö. 279/892-93) İslâm fetihlerini ve bu fetihlerden sonra gerçekleştirilen imar, iskân ve kültürel faaliyetleri anlatan eseridir. Bkz.:Mustafa Fayda, “Fütûhu’l-Büldân”, DİA, C: 13, s. 258

[49]EbûUbeyde Âmir b. Abdillâh b. el-Cerrâh el-Fihrî el-Kureşîdir. (ö. 18/639)Aşere-i mübeşşereden olan kumandan sahâbîdir. Bkz.: Ahmet Önkal, “EbûUbeyde b. Cerrah”, DİA, C: 10, s. 249

[50]EbûSüleymânSeyfullāh ve Fârisü’l-İslâm Hâlid b. el-Velîd b. el-Mugıre el-Mahzûmî el-Kureşîdir. (ö. 21/642) Hz. Peygamber’in seyfullah unvanı verdiği meşhur kumandan sahâbîdir. Bkz.: Mustafa Fayda, “Halid b. Velid”, DİA, C: 15, s. 289

[51]Muâviye b. EbûSüfyân’ın en gözde kumandanlarından biridir. Ezd kabilesinin Benî Gāmid koluna mensup olup Humusludur. İbn Hacer el-AskalânîGāmidî’nin yanı sıra Eslemînisbesiyle de anıldığını bildirmektedir. Bkz.:Erdinç Ahatlı, “Süfyân b. Avf”, DİA, C: 38, s. 21.

[52]EbûAbdirrahmânMuâviye b. EbîSüfyânSahr b. Harb b. Ümeyye el-Ümevî el-Kureşî’dir. (ö. 60/680) Sahâbî ve Emevî hilâfetinin kurucusudur. (661-680) Bkz.: İrfan Aycan, “Muaviye b. EbûSüfyân”, DİA, C: 30, s. 332

[53]EbûHâlidYezîd b. Muâviye b. EbîSüfyân el-Kureşî el-Ümevî’dir. (ö. 64/683) Emevî halifesidir. (680-683) Bkz.: Ünal Kılıç, “Yezid I”, DİA, C: 43, s. 513

[54]Kınnesrîn, Kuzey Suriye’de tarihî bir şehirdir. Bkz.: İsmail Yiğit, “Kınnesrin”, DİA, C: 25, s. 419

[55]EbûAbdilmelikMervân b. Muhammed b. Mervân b. el-Hakem el-Hımâr el-Ümevî el-Ca‘dîdir. (ö. 132/750) Son Emevî halifesidir. (744-750) Bkz.: Hasan Kurt, “Mervân II, DİA, C: 29, s. 227

[56]Ebû Ca‘fer el-Mansûr Abdullāh b. Muhammed b. Alî el-Hâşimî el-Abbâsî’dir. (ö. 158/775) Abbâsî halifesidir. (754-775) Bkz.:Nahide Bozkurt, “Mansur”, DİA, C: 28, s. 5

[57]Ebû Abdillâh Muhammed el-Mehdî-Billâh b. Abdillâh el-Mansûr b. Muhammed el-Hâşimî el-Abbâsî’dir (ö. 169/785) Abbâsî halifesidir. (775-785) Bkz.: Nahide Bozkurt, “Mehdi-Billâh”, DİA, C: 28, s. 377

[58]Ebû Abdillâh Muhammed b. Sa‘d b. Menî‘ el-Kâtib el-Hâşimî el-Basrî el-Bağdâdî’dir. (ö. 230/845) Tabakat kitabıyla tanınan hadis, siyer, tarih ve ensâb âlimidir. Bkz.: Mustafa Fayda, “İbnSa’d”, DİA, C: 20, s. 294

[59]EbûAbdillâh Muhammed b. Ömer b. Vâkıd el-Vâkıdî el-Eslemî el-Medenî’dir. (ö. 207/823) Megāzî müellifi, İslâm tarihçisi, muhaddis ve kadıdır. Bkz.: Mustafa Fayda,”Vâkıdi”, DİA, C: 42, s. 471

[60]Ebü’l-HasenSeyfü’d-devle Alî b. Abdillâh b. Hamdân b. Hamdûn et-Tağlibî el-Hamdânî’dir. (ö. 356/967) Hamdânîler’in Halep kolunun kurucusu ve ilk emiridir. (944-967) Bkz.: Abdülkerim Özaydın, “Seyfüddevle el-Hamdânî”, DİA, C: 37, s. 35

[61]Ebü’t-Tayyib Ahmed b. el-Hüseyn b. el-Hasen b. Abdissamed el-Cu‘fî el-Kindî el-Mütenebbî’dir. (ö. 354/965) Arap şairidir. Bkz.: İsmail Durmuş, “Mütenebbî”, DİA, C: 32, s. 195

[62]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, ss. 235-238

[63]İslâm devletiyle yaptıkları zimmet antlaşmasına dayanarak İslâm ülkesinde (dârül islâm) vatandaş olarak yaşayan zimmîlere verilen addır. Bkz.: Ahmet Yaman, “Zimmi”, DİA, C: 44, s. 434

[64]Ebû Abdirrahmân (Ebû Mesleme) Habîb b. Mesleme b. Mâlik el-Fihrî’dir. (ö. 42/662) Suriye ve Anadolu fetihlerine katılan sahâbîdir. Bkz.: Asri Çubukçu, “Habib b. Mesleme”, DİA, C: 14, s. 372

[65]Ebû Ca‘ferHârûn er-Reşîd b. Muhammed el-Mehdî-Billâh b. Abdillâh el-Mansûr’dur. (ö. 193/809) Abbâsî halifesidir. (786-809) Bkz.:Nahide Bozkurt, “Harunürreşid”, DİA, C: 16,s. 258

[66]EbûUbâde el-Velîd b. Ubeyd b. Yahyâ et-Tâî’dir. (ö. 284/897) el-Hamâse adlı eseriyle tanınan Arap şairidir. Bkz.: Zülfikar Tüccar, “Buhtüri”, DİA, C: 6,s. 381

[67]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, ss. 239-246

[68]İslâm devletleriyle Bizans İmparatorluğu arasındaki müstahkem sınır bölgelerine verilen addır. Bkz.: Hakkı Dursun Yıldız, Avâsım”, DİA, C: 4, s. 111

[69]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, ss. 261-262

[70]İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-Taleb, s. 323