BIST 100
15.062,65 0,15%
DOLAR
45,3796 0,05%
EURO
53,4809 0,59%
GRAM ALTIN
6.835,36 -0,59%
FAİZ
40,65 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
118,32 0,97%
BITCOIN
80.601,00 -0,14%
GBP/TRY
61,7296 -0,25%
EUR/USD
1,1758 -0,25%
BRENT
105,54 4,20%
ÇEYREK ALTIN
11.175,81 -0,59%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
16 °

İSLÂM’IN TİCARETE GETİRDİĞİ AHLÂKİ YÜKÜMLÜLÜKLER

 Bireyleri bencil olan bir toplumda, ticaret ve ahlâk yan yana gelmesi zor olan iki kavramdır. Genellikle ahlâkın olduğu yerde iyi bir ticaret olmuyor veya ticaretin olduğu yerde ise ahlâka gereğince riayet edilmiyor. Bunun için bu iki kavramı barıştırmak ve bir daha ayırmamak gerekiyor. Hele bu günümüz şartlarında çok gerekli bir konudur. Yapılacak bir işte başarılı olmanın sırrı, ahde vefa, sözleşmeye sadakat, kârda kanaat ve imalatta dürüstlük gibi ahlâk ölçülerine bağlı hareket etmekte gizlenmiştir. Kâr uğrunda utanmayı, çıkar sağlayacağım diye merhameti, servet yolunda şeref ve haysiyeti feda etmemelidir. Ticaret ahlâkını ayaklar altına atarak kazanç elde etmeye kalkışan kimse, cevahiri verip, cam kırığı satın alan gibi hatalı bir yol tutmuş olur, harama ve faize düşer de haberi olmaz. Bu konuda sahabenin şu tavrı çok önemlidir; ‘Bizler harama düşmek korkusuyla helallerin onda dokuzundan kaçındık; yani yüz dirhem gümüş alacağı olan bir kimse 99 dirhem alırdı; ağır gelmek korkusundan, hepsini almazdı.’

Bizim dünya ve ahiret mutluluğumuzu hedefleyen yüce ve yüceltici dinimiz İslâm; her konuda olduğu gibi, ticaret hayatımızla ilgili de ölçüler koymuştur. İslâm, insanın Yaratanı ile toplum ve eşya ile ilgisi arasında mutlak bir bağ görür. İnsanın Yaratanı ile ilişkisi Rab-kulluk ilişkisidir ki, buna ibadet denir. İnsanın bir toplumsal varlık olarak, insanlarla, diğer varlıklarla, eşyayla ilişkisinin adı da muamelattır. İslâm'da muamelatla ibadet bütünlüğü vardır. ‘Hayatını İslâm'a göre yaşama’ gayretinde olan, haramı helali bilip ona göre alış-veriş yapan bir Müslümanın yaptığı her şey ibadet sayılır. Çünkü geniş anlamıyla ibadet Yüce Allah (c.c.)’ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamına alır. Kişinin kazancını helal yoldan, İslâmî ahlâk ve fazilet ölçüleri içinde elde etmesi de bir ibadettir. Elbette ticaretimizin ibadet olabilmesi için neyin doğru neyin yanlış olduğunun bilinmesi gerekir. Nitekim Hz. Ömer (r.a.), devlet başkanlığı döneminde valilerine yayınladığı bir genelgede, “Yapacağı ticaretin İslâmî esaslarını bilmeyen kimse, bizim çarşı ve pazarımızda alış-veriş yapmasın.” [1] buyurarak bu konuda tutulması gereken tavrı açıkça ortaya koymuştur.

Müslümanlık ahlâk demek, Müslüman da en faziletli ve olgun insan demektir. İslâm ahlâkının gayesi, dünya hayatını küçük cennet kılan bir saadettir. İnsanlar bu cennetten ahiret hayatına geçerler. Ahiret hayatı da insanlar için büyük cennettir. İşte bunun sağlanabilmesi için ticaret ahlâkına uymamız gerekir, ‘Helal lokma şuuruna’ sahip olup, kul haklarına gereken önemi vermemiz gerekir. ‘Ticaretin de ahlâkı olur muymuş?’ diyenler çıkabilir. Elbette ticaretin de ahlâkı, kuralları, ölçüleri vardır. İşte bunlar hayatımıza etkili olursa topluma huzur, kazanca bereket gelir, dağılımında adalet gerçekleşir.

Her şeyin bereketini silip süpüren bencilliği, çıkarcılığı, sömürüyü ön plana çıkaran kapitalist ekonomik anlayış ancak ‘ticaretin de ahlâkı olur muymuş’ diyebilir. Çünkü ahlâk, onların yaptıklarına karşı çıkar. Biz Müslüman olduğumuza göre; bizim toplumumuzda ticaretin de ahlâkı vardır. Biz de bu ahlâka uygun ticaret yapmak sorumluluğundayız.

Her şeyin maddî güce göre değerlendirildiği ve her yere maddenin etkin kılınmaya çalışıldığı, haramların cazipleştirilip, helali elde etmenin zorlaştırıldığı bir çağda yaşıyoruz. Bunun için neredeyse bütün vakitlerimizi maddî düşünceler yani ekonomik kaygı ve çalışmalar alıyor, ekonomiyle yatıyor ekonomi ile kalkıyoruz. Elbette çalışacağız. Çünkü Yüce Rabbimiz: “De ki; Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti? Deki; bu nimetler dünya hayatında iman edenler içindir, kâfirler de o arada yararlanırlar. Kıyamet gününde ise sadece müminlerindir.” [2] buyuruyor.

Helal şekilde ve meşru çerçevede dünya nimetlerinden yararlanacağız. Ticaretle ekonomik açıdan güçlenip, dünyaya yön vereceğiz.

Üç şey kargaşa ve yıkım nedenidir:

  1. Kazanılan rızkı helalden kazanmama ilk ve en önemli husustur.

2.Serveti israf ve gösterişte kullanmak

  1. parayı veya serveti haram olan yerlere harcamaktır.

Malı nereden kazandığımızın hesabını Allah (c.c.)’a vereceğimiz gibi, nereye harcadığımızın da hesabını vereceğiz. Her şeyin bereketini tükettiğimiz gibi, kazancın bereketini de tükettik. Bereketsizliğin üzerinde kafa yormamız gerekmektedir. Her türlü hileli yollarla, reklâmlarla tüketimin çekici hale getirilip körüklendiği, insanların aşırı tüketim hastalığına tutulup böylelikle de kazançta ve harcamada helalden sapıldığı, haram yollara düşüldüğü açıkça görülmektedir. Bu ise sınırsız ve sorumsuz kazanma duygusunu geliştirmektedir. Bir yanda gerek ülkemizin ve gerekse dünyanın büyük bir kesimi fakirlikle, yoklukla, açlıkla boğuşurken, az bir kesimi de her türlü şımarıklığı, israf yarışını icra etmektedir. Bunlar ise sınıflar arası uçurumlar ve düşmanlıklar oluşturmaktadır.

Temeli faiz, zam, zulüm ve sömürü olan kapitalist sistemlerin yürürlükte olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ne üretim ‘Hak’ça, ne bölüşüm ‘Hak’çadır. Ne nimetler ‘Hak’ça dağıtılıyor, ne de külfetler ‘Hak’ça paylaşılıyor! Zira kapitalist sistem, para putu etrafında dönen bir sistemdir. Liberal bir ekonomi ve bu ekonomiye ayak uydurmuş bir insan borsası vardır. Bu borsada en geçerli mal, piyasa şartlarını çok iyi bilen hırslı, açıkgöz insan tipidir. Bu ekonomide borsa ve banka bir çeşit kutsal tapınak, iş ve piyasa kuralları ise tapınma şekilleridir. Para da bu tapınağın ortasında güleç çehresiyle saadet dağıtan bir ilahtır. Piyasa ekonomisinin mucidi kapitalist rejimler, şahsi menfaati, acil çıkar oyunlarını toplumun özelliği haline getirdiler. Nedvî'nin dediği gibi dünyayı bir alış veriş dükkânı, bir market haline soktular. Para ile din, para ile ahlâk, para ile bilim sürekli bir değişim konusu oldu. [3]

Bu çağ, yürekleri, zihinleri, kasaları ve keseleri çağın pislikleriyle kirlenmemiş Müslümanlara muhtaçtır. [4] Öyleyse ekonomiye hâkim olmak gerekir. Her şeyi inancına hizmet ettirmeyi gaye edinmiş bir Müslüman için bu realiteyi göz ardı etmek, ona ilgisiz kalmak elbette düşünülemez. Her şeyden önce ‘kuvvetli olmayı emreden bir dinin mensupları kendilerini aşağılatacak, küçük duruma düşürecek, ezdirecek, sömürttürecek pozisyonlardan şiddetle kaçınmak zorundadırlar. Dinin izzeti her sahada üstün ve güçlü olmayı gerektirir. Pek çok ayet ve hadiste ilmin, çalışmanın, ticaret ve sanatın övülmesi, dinine bağlı olarak yaşamayı hedef edinen Müslümanlar için hiç şüphesiz büyük anlamlar ifade eder. Hz Ömer (r.a.)’e ‘Dünya cifedir, onu ancak köpekler yer’ denilince, ‘Doğrudur, ama ben dünyayı, yine dünya için sarf ederim’ demiş ve şu önemli uyarıyı yapmıştır: ‘Eğer köpeklerin eline bırakacak olursak, köpekler dünyayı yer sonra da seni yer’ diyerek dünyayı kâfirin eline bırakmamak gerektiğini ifade etmiştir. [5]

Kıyamet gününde her kişiye malını nereden kazanıp nerelere harcadığının hesabının mutlaka sorulacağını yukarıda söyledik. Orada ne dünyadaki zenginlik, ne evlatlar, ne de dünyanın yüksek makamları fayda vermeyecektir

“O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” [6]

İş hayatında ve ticarette ahlâka uymak çok önemli bir durumdur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı bütün iş ve ticarete herkes hayrandır. Çünkü O her zaman dürüstlüğü ön planda tutmuştur. Yıllarca ticaret yapmış ve bir nebze olsun doğruluktan ayrılmamıştır.

Ariflerden BehlulDânâ (k.s.) bir gün Halife Harun El Reşit’ten bir görev istemiş. Harun El Reşit de, kendisine çarşı pazarın ağalığını (denetimini) vermiş. Behlül hemen işe koyulmuş. İlk olarak bir fırına gitmiş. Birkaç tane ekmek tartmış, hepsi noksan gelmiş. Fırıncıya sormuş ‘Hayatından memnun musun? Geçinebiliyor musun? Çoluk-çocuk nasıl?’ diye. Adam (fırıncı), hayattan hiç memnun olmadığını, zor geçindiğini, çoluk çocuğunun da hasta olduğunu söylemiş. BehlülDânâ oradan ayrılıp bir başka fırına gitmiş. Orada da birkaç ekmek tartmış, hepsi normal gramajında gelmiş. Öbürüne sorduğu soruların aynısını bu fırının sahibine de sormuş. Fırıncı hayatından çok memnun olduğunu, işlerin iyi gittiğini, çoluk-çocuk ile ağız tadı içinde yaşadığını söylemiş. BehlülDânâ buradan ayrılır ayrılmaz doğru Halife’nin huzuruna çıkıp yeni görev istemiş. Halife: ‘Behlül! Sana biraz önce çarşı pazarın denetimini verdik; ne çabuk bıktın?’ deyince, Behlül şöyle cevap vermiş: ‘Efendim! Çarşı-pazarın ağası varmış, herkesin tuttuğu yola göre hesabı ödenir, dolayısıyla bana ihtiyaç kalmadı.’

İnsanın çevresine karşı görevi, komşusuna karşı görevi, iş hayatında, yaşayışının her safhasında iyi ahlâk, güzellik ve olgunluktan ayrılmamasıdır. Toplum içinde yaşama adabı, ticaret ahlâkı, iş ahlâkı, meslek ahlâkı, basın ahlâkı, siyasi ahlâk gibi sosyal hayatın her safhasını düzenleyen kurallar, insanın çevresine karşı görevlerini oluşturur.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyurur: “Müslümanların en hayırlısı, ahlâkı en güzel olandır. Müslüman, başka Müslümanların elinden ve dilinden salim olduğu kimsedir.” [7]

Hadis-i şeriflerden anlaşıldığı gibi, Müslüman demek, ahlâklı insan demektir. Bu sebeple bir insan ahlâklı olmadan iyi bir Müslüman olamaz. Bu konuda İmam Cafer-i Sadık’ın (r.a.) başından şöyle bir olay geçmiştir. Cafer-i Sadık (r.a.) hazretlerini birisi, bir gün uygunsuz sözle suçladı. Cafer-i Sadık Hazretleri, sabredip cevap vermedi. Yanında bulunan talebelerine de müdahale etmemeleri için uyardı. O kimse ağzına ne geldiyse söyledi ve gitti. Bir müddet sonra,  Cafer-i Sadık o adamın evine gitti. Cafer-i Sadık Hazretleri adamın kapısını çaldı. O adam kapıya geldiğinde buyurdu ki: ‘Az evvel bana bir takım sözler söyledin. Sana cevap vermedim. Eğer bu söylediğiniz sıfatlar bende varsa, ben bu sıfatlardan tevbe edeceğime, bir daha bu sıfatlara bürünmeyeceğime dair söz veriyorum. Eğer bana isnad ettiğin sıfatlar yoksa seni affetmesi için Allah’u Teâlâ (c.c.)’ya dua edeceğim. Bana söylediklerinden dolayı seni affettim, hakkımı da helal ettim.’ Bu inceliği gören o adam, Cafer-i Sadık Hazretlerinden özür diledi ve kendi kabahatini itiraf edip tövbe etti.

 

Toplumda iyi bir ticaret ahlâkının oluşturulması için bazı şartların ortaya konulması gerekmektedir. Kısaca bunları şöyle sıralayabiliriz;

  1. Öncelikle madde ve mana bütünlüğü inancı sağlanmalıdır. Dünyanın ahiretin köprüsü olduğu ve cennetin de dünyada kazanılacağı unutulmamalıdır. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) kişinin çalışmasını, üretimde bulunmasını ve ailesini geçindirmesini Allah (c.c.) yolunda cihat etme veya gündüzleri oruç, geceleri de namazla geçirme ile bir tutmuştur. Üretime yönelik olan emek, ibadet hükmündedir. Yine Râsûl-i Ekrem şöyle uyarmıştır: “Her ikisinden nasiplenmeyip, dünyası için ahiretini veya ahireti için dünyasını terk eden kimse, hayırlınız değildir. Şüphesiz dünya ahirete ulaştırıcı bir köprüdür, vasıtadır. Başkasına yük olmayınız.” [8]

Temiz, salih müminin elinde temiz servetin ne güzel bir mal olduğunu bildiren hadis-i şerif, helal kazanca ve dürüst insanlara dikkat çekmiştir. [9]

  1. Şahsiyetli kişiler ve kadrolar yetiştirilmelidir. Şahsiyetli insan; sorumluluk sahibi, iyi niyetli ve samimi insandır. Hem ferdî, hem de sosyal sorumluluğa sahip, birikimli, donanımlı, dünyadaki gelişmeleri yakinen takip edebilen, sürekli araştıran, değerlerine bağlı, hiçbir değeri istismar etmeyecek derecede şahsiyetli, üretim ve yönetim bilgisine sahip işinin ehli kadrolar teşekkül ettirilmelidir. Daha büyük hedeflere ulaşabilmek için güçlü olmak gerekir. Güçlü olmak için de güç birliğine, yardımlaşmaya ve dayanışmaya ihtiyaç vardır. Hayırda, iyilikte, güzellikte, aynı hedefleri yakalamakta, aynı engelleri aşmada yardımlaşma, dayanışma ve işbirliği zorunludur. Çünkü günümüzde ferdî başarılar, ferdî teşebbüsler yeterli olmamaktadır. Bunun için herkes mevcut çalışma tecrübelerinden de yararlanarak güçlü oluşumlar geliştirmeli, ekip çalışması ile organizeler yapmalı veya güçlü oluşumlarla birlikte hareket imkânları bulmalıdır.
  2. Yatırım yapılacak alan ve sektörler çok iyi seçilmeli, rekabet ortamı, verimlilik, kârlılık oranları yurt içi-yurt dışı pazar ve rakipler araştırılmalı, projeler ve maliyetleri iyi hesap edilmeli ve kurum haline gelmelidir. Sadece müessesenin ve sermayenin olması yetmez. Bütün bunlar profesyonel kadrolarla yapılmalıdır. Bir taraftan da geleceğin idealist, şahsiyetli yönetici ve kadrolarını yetiştirmek için projeler hazırlanmalı ve bu projelerle faaliyet gösterilen ve hedeflenen sektörlerin ihtiyacı olan beyin kadrolar yetiştirilmelidir. Başarının ve büyümenin en önemli şartlarından biri, başarılı adamdır, kalifiyeli elemandır.
  3. Hak, hukuk konularına gereken önem verilmelidir. İşçisinin, ortağının hak ve hukukunu korumayanları Allah (c.c.) korumaz. Çünkü Cenâb-ı Hakk'a kul olan, kul hakkını yemez ve haksızlık yapmaz. Yapılanmaların sorumluları, kurucuları son derece dikkatli ve adil olmalı, tasarrufları en verimli şekilde değerlendirmeli, harcamalarda israfa yer vermemeli, şahsi çıkar hesabına düşmemeli, verimsiz, atıl alanlara yatırım yapmamalı ve ortaklarına karşı çok şeffaf davranmalıdır. Elemanlarını hizmetçi olarak görmemeli, kardeşleri ve hizmette yardımcıları ve destekçileri olarak bilmelidir.
  4. Varlıkların en mükemmeli olarak yaratılan insan, çeşitli şeylerle denenmekte ve sınavdan geçirilmektedir. Sınavı kazanabilmenin yolu ise, yine Rabbimiz tarafından insanlara bildirilmiştir. Sınav olunan şeylerden biri de maldır. İyi mal (helalinden kazanılan, iyi yola sarf edilen mal) salih kimse için çok güzel bir şeydir. Salih insanlar için bir hayır vesilesi, cennete götüren bir binek olan mal; kimileri içinse kötülüklere, isyana ve haramlara dalmaya sebep olmaktadır. Bolluk, rahat ve lüks içinde yaşayış, maddi imkânlara sahip olmak, bazen insanları Allah (c.c.)’tan uzaklaştırabilmektedir. Şükürsüz, infaksız, sadakasız refah, maddi bolluk ve imkân sahibi olan azarak Allah (c.c.)’ın kulu olduğunu unutur; içinde bulunduğu nimetleri kendi iktidarıyla elde ettiği zannına kapılır, istediği gibi harcayabileceği kanaatine varır. Kendisine bahşedilen imkânlar ve mallar üzerinde gerçek mülkün sahibi imiş, dünyada devamlı kalacakmış, Allah (c.c.)’ın hüküm hakkı yokmuş gibi kendisini mutlak yönetici ve yetkili görür.

Böylelerinin düşüncesinde Allah (c.c.)’ı hatırlamak, hükümlerine uymak, hesaba çekilmek düşünülmemesi gereken bir şeydir. Hayat olarak sadece dünya yaşantısını bilirler, adeta dünyadan zevk alırcasına bir yarışın, yaşayışın içine girerler. Günümüzde ‘Fikrî materyalizmin yerini ‘Fiilî materyalizm’ almıştır. Yani verilen imkânlar, öyle hoyratça ve isyan içinde kullanılmaktadır ki, sanki ‘Yaratan yokmuş’ ve ‘yaptıklarından hesaba çekilmeyeceklermiş’ gibi hareket etmektedirler. Müslümanlar arasında bu durumda olanlar ise, fiilen inanmıyorlarmış gibi yaşamaktadırlar. İnanmaları dillerinin altında kalmaktadır, hareket ve davranışları, yaşantıları inanan insanlarınkine hiç benzememektedir. Bu hususa Kur'an-ı Kerim’de, Karun örnek olarak verilir. Elindeki serveti kendi dehasına, bilgisine bağlayan bu adam için şöyle buyurulur: “...Allah’ın önceleri, ondan daha güçlü ve topladığı şey daha fazla olan nice nesilleri yok ettiğini bilmez mi?” [10] “Kimi müşrik toplumlar ise, topluluk halinde buna örnek teşkil ederler.” [11]

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.): “Ümmetim parayı (dinar ve dirhemi) büyüklediği-putlaştırdığı- ve ona meylettiği zaman, kendilerinden İslâm'ın heybeti kaldırılır” [12] buyurmuştur.

  1. İslâm, mülkiyete, zenginliğe asla karşı değildir. Bir lokma bir hırka teranesini de asla kabul etmez. Bunun aksine Müslümanlar güçlü olmak, veren el haline gelebilmek zorundadırlar. Efendimiz (s.a.v.), “Veren el, alan elden üstündür” [13] buyurmuştur. Ancak harama düşmektense, gerektiğinde bir lokmaya, bir hırkaya razı olur, zira haram ateştir. Çalışıp, çabalayıp, veren el konumuna gelmek için gayret eder. Her şeyin ölçüsünün, hizmetlerin yürümesinin maddeyle ölçüldüğü bir dönemde Müslümanlar olarak helalinden zenginleşmek durumundayız. Fakat mülkün asıl sahibinin yolunda harcayabilmek, kulluğumuzu güzelleştirebilmek, Allah (c.c.)’ın verdiği gücü, O'nun dininin ikamesi uğrunda verebilmek maksadıyla böyle olmalıyız. Bunun aksi düşünülürse, işi gücü kendisini ibadetten alıkoyan, çoluk çocuğunun eğitimini ihmal ettiren, haram helal demeyip toplayan tipleri göz önüne alalım. İşte bu hale gelinirse, heybetimiz, ciddiyetimiz kaybolur, selin önündeki çör-çöp gibi oluruz. Batılların kurdukları tuzaklar içinde ipek böceği gibi kendi kendimize ağ öreriz de, belki de inançsızları istifade ettiririz. Yine para, milletin evrad ve ezkarı haline gelirse; hep sözler dünyalık olursa, başımıza gelecekler hiç de iç açıcı olmayacaktır. Mala mülke kul olmanın, cimriliğin ve bencilliğin şerrinden Müslüman zekâtla, infakla, sadakayla kurtulur.

Yunus bin Ubeyd, ticaretle uğraşırdı. Bir gün dükkâna kalfasını bırakıp camiye gitti. Dönerken bir adamın elinde bir kumaş topu gördü. Nereden aldığını sordu. ‘Yunus bin Ubeyd’in dükkânından, dedi müşteri. Aralarında şu konuşma geçti: Yunus bin Ubeyd kaça aldığını sordu? Adam dört yüz dirheme, diye cevap verdi.  Yunus bin Ubeyd, nasıl olur, bunun değeri iki yüz dirhemdir. Ben malıma haram karıştırıp ta bütün malımı haram hale getirmek istemem. Gel benimle birlikte dedi. Beraberce dükkâna gittiler. Tezgâhtarı çağırıp, ‘İki yüz dirhemlik kumaşı dört yüz dirheme sen mi verdin?’ dedi. ‘Evet, ama kendisi razı oldu’, dedi tezgâhtar. Yunus bin Ubeyd ‘Peki,’ dedi. ‘Bu adam malın asıl fiyatını bildiği için mi, yoksa böyle sandığı için mi razı oldu?’ Buna karşılık cevap yoktu tezgâhtarda. Yunus bin Ubeyd, ‘Peki sen müşterinin itimadını kötüye kullanarak yalan söyleyip de fazla para alan kimseye Allah (c.c.)’ın lanet ettiğini bilmiyor musun?’ Tezgâhtarda yine cevap yoktu. Yunus bin Ubeyd, ‘Sen bana yaramazsın’ deyip işine son verdi ve müşterisine de iki yüz dirhemi iade etti.

İslâm'ın toplumsal dinamizmi itimat ve güvenle sağlanabilir. Bunun zıddı ise bireylerin birbirlerini kuşkuyla izlemesi, fertler arası güven duygularının yıkılmasıdır. Bunlar zamanla sosyal çalkantılara zemin hazırlayan etkili başlangıçtır. Sosyal çalkantılar peynirin kendi içinden kurtlanmasına sebep olan rutubetli hava gibidir. Veya kurdun koyunlara saldırması için en uygun şartları oluşturan sis gibidir. Müslümanlar şu iki hadisi çok iyi anlamalıdırlar. “Doğru ve güvenilir tüccarlar, kıyamet gününde peygamberler, şehitler ve sıddıklarla beraber bulunurlar.” [14]

“Sizin en hayırlınız, hayrı umulan ve şerrinden emin olunan kimsedir. Sizin en şerliniz ise hayrı umulmayan ve şerrinden emin olunmayan kimsedir.” [15]

İslâm'ın dünyaya duyurulmasında ve yayılmasında en etkili hususlardan biri de, Müslüman tüccarlardır. Bir örnek vermek gerekirse; Altınordu hükümdarı Berke Han, bir gün Buhara'dan gelen bir kervana rastlar. Kervanda bulunan iki Müslüman tüccar ile sohbet etmek üzere bir köşeye çekilir ve onlara, İslâm’ın kuralları hakkında işittiği şeylere dair sorular sorar. Bu iki tüccar dinleri hakkında o kadar ikna edici açıklamalarda bulunurlar ki, Berke Han tüm içtenliği ile Müslüman olur. Hidayete erdiğini önce küçük kardeşine söyler ve kendisine uyması için onu ikna etmeye çalışır. Bir müddet sonra da imanını açığa vurur. [16]  Bu olay, İslâm tarihinde, tüccarların etkisi ile meydana gelmiş yegâne hidayete erişme olayı değildir. Buna benzer binlerce olay cereyan etmiş ve pek çok yere İslâmiyet tüccarların bu çeşit telkin ve tebliğleri ile yayılmıştır.

İslâm'ın Afrika içlerine, Çin'e, Endonezya'ya, Japonya ve dünyanın pek değişik yerlerine girmesinin atlılardan önce, tüccarlar aracılığıyla olduğu bilinmektedir. Çünkü Müslümanlar, dürüst bir ticarî ahlâk sergileyerek örnek olmuşlardı. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir müjdesi vardı: “Dürüst, emin Müslüman tüccar, peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdir.” [17]

İşlerinde ‘doğruluk’ ve ‘güven’i esas alan kimseler insanların en üst tabakasını teşkil eden peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihler zümresinde yer alabilirler. Hadis-i şerifte bu iki durumun tüccarlar hakkında zikredilmesi, bu iki özelliğin daha çok ticaret hayatındaki önemini ifade eder. Bir memlekette iktisadi kalkınma, herhalde öncelikle doğruluk ve güvene bağlıdır. Doğruluğun olduğu yerde güven oluşur. Güvenin olduğu yerde az sermayeler bile bir araya gelerek en büyük kalkınma faaliyetlerine yönlendirilebilir. İslâm'ın yalan, aldatma, ölçü ve tartılarda hile gibi ahlâksızlıklar karşısındaki şiddetli tehditleri, söz konusu doğruluk ve emniyeti sağlamaya yöneliktir. Bu iki temele yani dürüstlük ve güvene aykırı hareket eden tacir ise fasıklar ve asilerle olur.

Hz. Ömer (r.a.): ‘Bizim çarşılarımızda dini bilen kimseler satıcılık yapsın, dini bilmeyenler satıcılık yapmasın.’ [18] buyurmuştur. Çünkü ticaretle meşgul olanın alışverişini öğrenmesi farzdır. Ta ki diğer işlemlerde şüphelerden ve mekruh olan şeylerden korunabilsinler. Sanat sahipleri ve diğer herhangi bir işle meşgul olanlar da böyledir. Haramdan korunmak için onların da meşgul oldukları işin hükmünü bilmeleri farzdır. Ticarî ahlâkımızın böyle olduğu dönemlerde, hem güçlü olmuşuz, hem kazandığımızın bereketini bulup, binlerce esere imza atmışız. Böyle olanlar elbette her zaman kazanacaktır. Acaba bu ticari ahlâkın bozulmasının sebepleri nelerdir? Elbette buna pek çok sebepler gösterilebilir, mazeretler ileri sürülebilir. Ancak bir ihtarı hatırlatmak istiyoruz: “İnsanlar öyle bir zamana erecekler ki, erkeğin helaki, hanımının, ebeveyninin veya evladının elinden olacak. Onlar onu fakirlikle ayıplayacaklar ve ona altından kalkamayacağı yükler yükleyecekler. Bu sebeple o adam, dinini alıp götürecek yollara saparak helake uğrayacak.” [19]

Başka hadisler ise bize şu uyarıları yapıyor: “Öyle bir devir gelecek ki insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak.” [20]

“Bir zaman gelir insanlar haram helal demeden, nereden olursa olsun, kazanmaya çalışırlar. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.” [21] buyurulmaktadır.

Müslümanın kazanç noktasında dikkatli olması, haram bulaşıyor mu? diye araştırması gerekir. Eskiden, evin erkeği evden çıkarken, evin hanımı: ‘Aman efendi, evimize haram getirme, zira biz açlığa, yokluğa, kıtlığa dayanırız, eski giyeriz, az yeriz ve sabrederiz ancak cehennem ateşine dayanamayız’ diye uyarıda bulunurlarmış. İyi bir tüccar, iyi bir İslâm tebliğcisidir. Unutmayalım: “Allah ticareti helâl, faizi haram kılmıştır.” [22]

Yüce dinimiz İslâm, emir ve yasaklarıyla fert ve toplumun dünyevî ve uhrevî huzur ve saadetini hedeflemiş, bu amaçla hırsızlığı, yalan söylemeyi, hile yapmayı, ticaret ve alış verişte eksik ölçme ve eksik tartmayı, kısaca başkalarına zarar veren her türlü haksız davranışları haram kılmıştır. Bu hususta Cenâb-ı Hak, Mutaffifînsûresinde şöyle buyurmaktadır: “İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun. Onlar düşünmezler mi ki büyük bir günde (hesap vermek için) diriltilecekler! Öyle bir gün ki, insanlar o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır.” [23]

Müslüman, kazancının helal olmasına, kazanırken de başkasının hakkına tecavüz etmemeye özen göstermeli, yaptığı işi, ibadet şuuru içinde dürüstçe yapmalı, aldığı ücretin helal olmasına dikkat etmelidir. Sevgili Peygamberimiz, ticaret ahlâkı ile ilgili prensipleri ortaya koyarken, ticarette haksız rekabeti, müşteri kızıştırmak için alıcıymış gibi davranmayı, hileli artırımda bulunmayı yasaklamış; gerçeği gizleyip yalan söyleyerek yapılan alış verişin bereketini, Allah Teâlâ’nın yok edeceğini bildirmiştir. Aynı şekilde Rasûlullah (s.a.v.) müşterinin dalgınlığından veya bilgisizliğinden faydalanıp, onu aldatanı da sert bir dille uyarmıştır. Nitekim bir gün pazarı dolaşırken bir yiyecek yığınına elini daldırmış, eline ıslaklık gelince; “Nedir bu?” diye sormuş, bunun üzerine satıcı: Yağmur yağmıştı, ondan dolayı ıslandı diye cevap verince, Peygamberimiz (s.a.v.): “Niçin o ıslak tarafı halkın görebilmesi için üste getirmedin?” diye sorduktan sonra: “Bizi aldatan bizden değildir.” [24] buyurmuşlardır. Bu uyarı da gösteriyor ki müşterinin, tüketicinin aldatılması bir kul hakkı ihlalidir, müslüman bir toplumda olmaması gereken bir kötülük, bir hastalıktır. İş hayatında hileli yollara sapanlar, yakın vadede maddî bakımdan bir şeyler kazansalar da dinî açıdan iflas etmiş kişilerdir. Nitekim Peygamber Efendimiz kul haklarını ihlal eden kimseleri müflis olarak nitelendirmiştir. [25]

O’nun açıklamasına göre böyle bir kimse âhirette namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak Allah (c.c.)’ın huzuruna gelir. Bununla beraber öyle günahlarla gelir ki kimilerine sövüp saymış, kiminin kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine iftira etmiştir. Bu durum karşısında onun ibadetlerden elde ettiği sevaplardan alınıp hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri bu hakları ödemeye yetmezse, hak sahiplerinin günahlarından alınıp hak yiyenin günahlarına eklenir. Böylece sevapları gitmiş, günahları da daha da artmış, dolayısıyla iflas eden durumuna düşer. [26]

El emeği ve alın teriyle geçinen her Müslüman; ister tüccar, ister işveren, isterse işçi olsun, çalışma hayatında dürüst olmalıdır. Zira dürüstlük helal kazancın da ilk şartıdır. Hud sûresinde yer alan “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” [27] ayeti, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şahsında bütün Müslümanları kapsamaktadır. Yine Kur’an-ı Kerim’de, doğru ölçüp tartmanın sık sık ifade edilmesi, [28] bir şeyi ölçerek aldıklarında tam tartan, verdiklerinde ise ölçü ve tartıyı kendi çıkarlarına kullanan kimseler hakkında Yüce Allah’ın: “Vay onların haline” [29] diye buyurması ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in de; “Geçmiş milletlerin helakine sebep olan günahlardan birinin eksik ölçüp tartmaları olduğunu beyan etmiş bulunması” [30] konunun önemini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla tüccar, müşteriye mal satarken; işçi, tezgâhının başında çalışırken; işveren, işçisinin hakkını ve emeğinin karşılığını hesap ederken, doğruluk ve dürüstlükten asla ayrılmamalıdır. Her şeyden önce tüccar, dürüstlüğü ve sözüne güvenilirliği ile müşterisine güven telkin etmelidir. Hangi konumda bulunursa bulunsun, Müslüman; alacağı parayı helal ettirmeye çalışırken, üzerine bilhassa ‘kul hakkı’nın geçmemesi için titiz davranmak zorunluluğunu duymalıdır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), ticaret ahlâkı ile ilgili prensipleri ortaya koyarken, ticarette haksız rekabeti, satışı kızıştırmak için alıcıymış gibi davranmayı, hileli artırımda bulunmayı yasaklamış; [31] gerçeği gizleyip yalan söyleyerek yapılan alışverişin bereketini, Allah’ın yok edeceğini [32] bildirmiştir.

Ticaretini doğru ve dürüst olarak yapan kişinin her zaman yüzü ak, kazancı da helaldir.Yüce dinimiz İslâm; haram kazancın kişiyi dünya ve ahirette perişan edeceği düşüncesini inananların gönlüne yerleştirerek, manevî bir zabıta ve otokontrol sistemi kurmuştur.

 

 

[1] Tirmizi, Vitr, 21

[2] Araf sûresi, 7/32.

[3] Ömer Öztürkmen, Gözyaşı Medeniyeti, s.25.

[4] Hekimoğlu İsmail, Müslüman ve Para, s.118.

[5] Mahmut Toptaş, Modern Hayatta Nebevî Mücadele, s.26.

[6] Şuara sûresi, 26/88-89.

[7] Ebu Dâvud, Sünnet, 16.

[8] Münavî, Feyzul-Kadir, 5/36.4

[9] Ahmed, Müsned, 4/197, 202.

[10] Kasassûresi, 28/78.

[11] Furkan sûresi, 25/18.

[12] Münavî, Feyzul-Kadir, 1/404.

[13] Buharî, Vesaya, 9, Rikak, 11, Zekât, 18; Müslim, Zekât, 94, 97, 106.

[14] Darimî, Büyu, 8.

[15] Tirmizî, Fiten, 62.

[16] Arnold, İntişar-ı İslâm Tarihi, s. 235.

[17] Tirmizî, Büyu, 1.

[18] Kütüb-i Sitte Muhtasarı, 3/22.

[19] Beyhakî, Zühd, 436.

[20] Buharî, Büyu', 7.

[21] Nesaî, Büyu', 2.

[22] Bakara sûresi, 2/275.

[23] Mutaffifînsûresi, 83/1–6.

[24] Müslim, İman, 164.

[25] Müslim, Birr, 59.

[26] Buharî, Bed’ü’l-Vahy, I.

[27] Hud sûresi, 11/112.

[28] En’âmsûresi, 6/152; Hûd sûresi, 11/85; İsrasûresi, 17/35.

[29] Mutaffifinsûresi, 83/1-3.

[30] Tirmizî, Büyu’, 9.

[31] BuharîBüyu’, 58, 64, 70; Müslim, Büyu’, 11.

[32] BuharîBüyu’, 26; Müslim İman, 117.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

Kadıköy EscortPendik EscortDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetslotograndpashabethttps://sweethomemedical.com/eskort konyasilvercrestgolf.comradyoenerji.com.tr1xbet1wingrandpashabetgrandpashabetcasibom girişJojobetQueenbetBetcioGalabet girişGalabetbahiscasinoganobetgrandpashabetholiganbetGrandpashabetbetistextrabetbetebetamgbahisroyalbetholiganbet girişcasino apipokerklastophillbettophillbetmeritkingbahiscommarsbahisbetpuanbahiscasinosonbahisromabetmatadorbetmatadorbetpadişahbetjojobetultrabetbetciokralbetcasibom girişmarsbahis güncel girişmatbet girişpusulabet girişsekabet girişbetgarvdcasino girişholiganbetbetebetbetwoonjojobetcasibom girişbetexper girişbetsalvador girişcasinomilyonbetsavaldorgameofbet girişcasinoroyalgameofbetholiganbet girişbetsalvadorholiganbetgrandpashabet girişMercurecasino güncel girişgrandpashabetibizabet giriştambet güncel girişibizabetgrandpashabet girişwbahis güncel girişJojobetgrandpashabetbetbey girişbetbeyibizabetCasibomdizipalMarsbahishepbetCasibombetsalvadormarsbahisgameofbetmatbetmatbetromabetsekabetibizabetholiganbetmarsbahisgrandpashabetvdcasinojojobetjojobetsekabetimajbetpalacebetteosbet1winromabetgameofbetradissonbetcratosroyalbetCasibommatbetkralbetmarsbahis girişCasibomteosbetmarsbahismarsbahis giriş