
Kılıç Arslan’ın sultanlığı döneminde (1155–1192) Dânişmendli Türkleri Musul ve Halep Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi ile ittifak yaparak Maraş’a saldırdılar. Bu arada Sultanın kardeşi Şahinşah da Ankara ve Çankırı taraflarında ayaklanmıştı. Sivas Danişmendli hükümdarı Yağıbasan’ın (Yakup Aslan) Selçuklu topraklarına saldırısı üzerine, II. Kılıç Arslan da onun üzerine yürüdü. İki taraf arasında yapılacak savaşı din adamlarının araya girmesiyle çok Müslüman kanı döküleceği gerekçesiyle anlaşmayla sonuçlandı. İki taraf da memleketlerine geri döndü. Sultan II. Kılıç Arslan tahta çıkınca daha önce kendisinin meliklik merkezi olan Elbistan’a adını bilmediğimiz bir vali tayin etmişti. Ancak çok geçmeden Yağıbasan gizlice Yukarı Ceyhan bölgesinin merkezi Elbistan üzerine yürüdü. Yağıbasan’ın bu gizli planını öğrenen II. Kılıç Arslan hızla onun üzerine yürüdü. Bu arada Yağıbasan Elbistan ve çevresinden topladığı 70.000 kişiyi buradan sürüp başka yere nakletti. Arkasından da sultanın üzerine yürüdü. İki tarafın orduları Aksaray yakınlarında savaş düzeni aldılar. Yine din adamları araya girerek iki Türk hükümdarı arasında çıkacak savaşı engellemeye çalıştılarsa da taraflar arasında gidip gelen elçiler bir netice alamadılar. Bunun üzerine II. Kılıç Arslan şiddetli bir şekilde Yağıbasan’ın üzerine saldırdı. Ancak din adamları sultanın ayaklarına kapanarak savaş yapılmaması için ona yalvardılar. Bunun üzerine Sultan, Yağıbasan’la anlaşmaya karar verdi. Her maddesi üzerinde uzun münakaşalar yapılarak anlaşmaya varıldı. Bu anlaşma Selçukluların lehineydi. Elbistan ve çevresinden sürülen ahali yeniden buraya yerleştirileceği gibi şehir de Selçuklulara geri verilecekti. Sultan II. Kılıç Arslan, Yağıbasan’ın ihanetine karşılık verememesi ve onunla anlaşmasının sebebi olarak bu sırada Musul ve Halep Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi başta olmak üzere onun düşmanlarının Selçuklu topraklarına saldırması gösterilmektedir.[1]
1156’da Musul Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi Selçukluların elinde bulunan Ayıntab, Nehrü’l-Cevaz,[2] Tel-Bâşir, Marzuban, Bire,[3] Kefersud ve Maraş’ı ele geçirdi. Ancak o, Haçlıların Suriye’de topraklarına saldırısı üzerine bölgeden çekildi. Bunun üzerine II. Kılıç Arslan da buralarda yeniden hâkimiyet sağladı.[4] 1172 yılında Nureddin Mahmud Zengi, Maraş’ı tekrar zapt etti. Bu duruma razı olmayan II. Kılıç Arslan ile Nureddin karşı karşıya geldiler. İki tarafın ordusu Ceyhan Nehri kenarında karşılaştı. Devrin ileri gelen âlimlerinin araya girmesi ile Haçlıların bölgede Müslümanlara yaptıkları katliam ve zulümler dururken, boş yere Müslümanların birbirini kırmasının doğru olmayacağı ileri sürülerek, savaş önlendi. İki taraf arasında bir antlaşmaya varılarak Maraş, Zengîlere bırakıldı. Ancak kısa bir süre sonra Nureddin Mahmud Zengi’nin ölümü üzerine yerine geçen oğlu Melikü’s-Salih zamanında Maraş, Selçuklular’a iade olundu.[5] Daha sonra Zengîlerin yerini alan Selahuddin Eyyûbî zamanında Maraş’ın güneydoğusuna doğru uzanan topraklar üzerinde Eyyûbî-Selçuklu çekişmesi başlamıştır. Selçuklular Maraş üzerinde denetimlerini kurarken Samsat, Raban ve Besni gibi yerleri Eyyûbîlere terk etmişlerdi.[6]
[1] Urfalı Mateos, s.313-314; Turan, s.198-199.
[2]Nehrü’l-Cevaz: Gaziantep ile Nizip arasında bulunan ve aynı adı taşıyan çayın kenarında yerleşim merkezi.
[3]Bire: Birecik kazası.
[4]Sevim, s.30.
[5] M.Halil Yinanç, Maraş Emirleri, TOEM, 1340, Nr. 6 (83), s.346; Şeşen, Selahaddin, s.53-54.
[6] Süryani Mihail, s.260–261.

