
CEVDET KABAKCI
“Milli Mücadele’de Maraş” konulu doktora tezimle ilgili olarak Ankara Üniversitesi Türk İnkilap Tarihi Enstitüsü Arşivinde araştırma yapıyordum. Yüzlerce dosya binlerce belge arasında Maraş ile ilgili olanlarını arıyor, Milli Mücadelemizin bu altın sayfasını aydınlatmaya çalışıyordum. Neler bulabileceğimi bilemiyordum. Binlerce belgenin arasına dalmıştım. Nihayet bir iki derken birçok belge buldum. Özellikle, karşılaştığım bir belge vardı ki dünya arşivlerinde milletlerin istiklallerini kazanmak uğrunda verdikleri savaşlarda insanı bu derece etkileyen bir belgenin bulunması herhalde nadir bir olaydır. Kırk yıl önce arşive teslim edilmiş tozlu kabarıkça bir zarf içinde belgeyi İnkilap Tarihi Enstitüsüne teslim eden Kilisli Arslan Bey’in imzalı yazısı ile kana bulanmış bir vesika ve üzerine tutuşturulmuş bir demet saç. Başlangıçta bu kana bulanmış belgeye ve üzerindeki bir demet saça bir anlam veremedim. Okuyunca ne büyük bir Türk kahramanının karşısında olduğumu anladım. O anda çok duygulandığımı ifade etmeden geçemeyeceğim. Bu kahraman, bu fedakar Türk, Maraşlı Hüseyin idi. Bu milli mücadelemizin gizli kalmış Kahramanmaraşlı Hüseyin’in acıklı destanıydı. Hüseyin babasını Balkan Harbinde, kardeşini Maraş çarpışmalarında, dayısını Rus Harbinde kaybetmiş, kendisi de Maraş Muharebesine katılmış, Fransızların şehirden kaçmalarından sonra, gönüllü olarak Antep’in müdafaasına koşmuş ve burada şehadet şerbetini içmiş şehidimiz. Gerisini, hadisenin şahidi olan Antep müdafilerinden Kilisli Arslan Bey’den dinleyelim:
“Efendim, 336 senesinde Gazi Ayıntap harbinde bulunduğum zamanda bir gün harpten avdet ederken, dört yerinden yaralanmış olan Maraşlı Hüseyin’in yanına yaklaştığımı eli ile bendenize işaret etti. Su istiyor zannıyla mataramla ağzına bir miktar su verdim. İçti, sonra sağ eliyle işaret etti. Ne istediğini sordum. Artık son saniyelerini yaşayan bu kahraman konuşamıyordu. Tekrar eliyle işaret ettiği koynundan kanlı kağıdı ve saçı yeleğinin cebinden aldım. O günlerde Fransızlarla yaptığım kanlı muharebelerde çok kıymetli kahraman arkadaşlarımı bilhassa (küçük kardeşim Şama’yı ) da kaybettiğimden, o dakikada kahraman Hüseyin’in kağıdını okuyamadım. Merhumun yanından ayrılıp da karargahıma gittiğimde Hüseyin’in de şüheda kafilesine karıştığını şüheda mezarlığına defnedildiğini haber aldım. Hasret gittiği nişanlısı Emu’ya yazmış olduğu destanı okudum. Merhumun beni yanına çağırdığı ve son dakikalarını yaşadığı zaman nişanlısı Emu’nun saçını beraber mezara defnedilmesini söylemek istediğini, şiirini okuduğumda anlamakta zorluk çekmedim. Ne faydaki merhum on binlerce şüheda arasında defnolunmuş bulunuyordu.Bu temiz kanlı şehidin yazmış olduğu şiirinin muhtevasından anlaşıldığına göre, Maraş harbinde kardeşi, dayısı Rusya harbinde, pederi Balkan harbinde şehit olduğu, merhumun da çok muharebelerde bulunduğunu anlıyoruz. Nişanlısı Emu’nun yolunu beklediği, artık köyüne son dönüşte Fransızlar tarafından işgal altında bulunduğundan dolayı jandarmaya yazılmış olan Artvin isminde bir Ermeni’yi köyünde gördüğünden müteessir olarak Emu ile bu defa da evlenmekten sarf-ı nazar eder. O sırada Fransızları memleketlerinden çıkarmak üzere harbe başlayan kahraman Maraşlılara iltihak ettiği, ismi meçhul olan bir kardeşi de Maraş harbinde şehit olduğu şiirinden anlaşılmaktadır. Hüseyin merhum, hemşerileriyle Fransızları Maraş’ta mahv-u perişan ettikten ve memleketinden çıkararak sevgili Türk bayrağına kavuştuktan sonra Gaziayıntap harbine de gönüllü olarak iltihak etmesi validesi hanım tarafından emredildiği,merhum validesinin söylediği vatan pervane ve kıymetli sözlerinden anlaşılmaktadır. Hüseyin validesinden ayrıldığı dakika da merhuma olan vasiyetini de okuyunuz. İhtimal tek başına kalmış olan bir Türk annesi evladını ancak bir Türk annesine yakışır derecede seve seve ölüme nasıl sevkediyor. Şehit Hüseyin’in pederi, kardeşi, dayısı, kendisi de memleketin halası yolunda kim bilir kaç seneden beri (nişanlısı olan Emu’ya) nasıl hasret gidiyor. Bu hasret ne kadar feci ve acıdır. Hiçbir millete nasip olmayan şerefle istiklaline kavuşan kahraman Türk milletinden başka hangi bir millet memleketinin kurtuluşu için böyle harbe koşabilir ve harikalar gösterebilir. Ancak ve ancak kahraman Türk milleti.
Çanakkale harbine gittim ölmeden geldim
Nişanlım Emu’yu evinde buldum
Evlenmek için bir ay daha durdum
Jandarma Artin’i evimde gördüm
Artin jandarma kaldıkça evlenemezdim
Ellik gavurunu bitirmedikçe köye dönemezdim
Güzelim Emu sabret ne olur
Allah’ın emri yerini bulur
Maraş kurtulduktan sonra düğünümüz olur
İşte o zaman seninle evleniriz güzelim Emu
Ey Emu Maraş’tan düşmanı kaçırdık
Ellik gavurunun mallarını yağmaya kalktık
Arkama döndüm edeme baktım
Edemin öldüğünü haber aldım
Edemin hayfını almaya Antep’e gidiyorum harbe
Konu komşularla hakkını helal eyle
Emu ölürsem kimse ile evlenme
Antep’ten gelinceye kadar yolumu bekle
Kömür gözlüm Emu sabret ne olur
Allah’ın emri yerini bulur
Kadir Mevlam dönmeyi nasip et
Hüseyin ile Emu’nun evlenmesini emir et
Emu şehit olursam mezarıma bir gül dik
Beni ziyaret etsin hep bildik
Emum yalnız bırakma beni daima ziyaret et
Diktiğin gülden başıma bir gül dik
Verdiğin saçı öper koklarım
Antep’te de gavurları inşallah paklarım
Ölürsem de emniyeti yoktur
Saçını mezarımda da öper koklarım
Belgenin alt kısmında yer alan kahramanımızın annesinin Hüseyin’e vasiyeti şöyledir:
“Oğlum Hüseyin, dayın Rusya’da, baban Balkan, kardeşin Maraş harplerinde şehit oldular. Hüseyin bak! Son yoncam sensin. Minarede ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse sütüm sana haram olsun. Öl de köye dönme. Emu için merak etme. Harbi kazanır da dönersen Emu’ya kavuşursun. Harpten kaçar gelirsen inşallah Emu’yu da ölmüş görürsün mezarda. Haydi yolun açık olsun oğlum.”
Bu yüce şehit karşısında n söylenebilir. Söylenebilecek bir şey varsa o da Hüseyin’in günümüz Türk gençliğine anlatmak istediği çok şey olduğudur. Annesinin vasiyetiyle Türk annesine söylemek istediği çok şeyler vardır. Bunun yorumunu Türk annesine ve gençliğine bırakıyor, bu ölümsüz şehidimizi rahmetle anıyoruz.

