
1940’lı yıllar…. Adı sahibinden dolayı, “Körçivi” olarak da anılan Murtazalar’ın Hasan veya diğer adıyla Hasan ÖZBERK, henüz on üç – on dört yaşlarında çiçeği burnnda, çok yakışıklı bir delikanlıdır. O yaz Subatan yaylasında iken aniden hastalanır. Herkes zatürre olduğunu söyler. Doktora götürme hazırlıkları sürerken, o telaş içinde çocuk ölür. Artık dağlar yol verse de, umut Kafdağı kadar uzağa düşmüştür. Anası Fatma’nın bacıları Fadime ve Melek’in; amcasının kızları Happa ve Elif’in feryatları Binboğa’yı birbirine kavuşturmaktadır…
ANASI FATMA
Bugün ulu bayram günü
Oğlum yok elin içinde
Sahten gözel Mor Hasan’ım
Sırma ışılar saçında
Aşağıdan gelen atlı
Söyletmen yüreğin dertli
Ağ eli ala kitaplı
Okuyup yazanım öldü
Donanaıpta gelmen gızlar
Yaralıyım geyik gimi
Anasız bacısız ölmüş
Sürmeli oğlum garip gimi
Hasan’a ediyom çörek
Niye kitlenmiyor dişim
İnce oğlum sana eylemiş
Yozunan gedici gışın
Gurban ollum Mor Hasan’ım
Datlı canıma gıyarım
Anam gimi del’olursam
Bunu gadere sayarım
Akıllı oğlum fikirli oğlum
Alnı deste kekilli oğlum
El düğün bayram etti de
Benim evim yıkıldı oğlum
Gurban ollum sürmeli oğlum
Ne ben öldüm, ne de baban
Sırtına keçe giydiririm
Emmisine verim çoban
Dama çıktım baktıyıdım
Soyka mezer görünüyor
Bir garalı düğün gurdum
Subatan’dan çalınıyor
Gıran giresice gızlar
Geldi gırklık kireyinen
Bu yıl ben dağda dolandım
Şu ceketin zoruyunan
Aşağıdan gelen ferman
Galmadı dizimde derman
Mor Hasan’ım benim olsa
İnekten keserdim gurban
Hasan’ın gamer goçunu
Ahmet gatsın sürüsüne
Bindirmişler dertli oğlumu
Çer alaçça dorusuna
BACISI MELEK
Ahacık geldim mezere
Mezerin otu bazara
Biz gardeşe “baa” (bey) durduk
Peygamber gavli üzere
Kapımızın önü yonca
Yoncanın çiçeği gonca
Gardeş canını vermemiş
Anam babam gelmeyince
Körpesi çubuğa çıkmış
Yayılıyor hoplayarak
Anamoğlu dağdan gelir
Sarı sümbül toplayarak
HAPPA (Emmisinin Kızı)
Emmim evde düğün kurmuş
Ya niye davul ötmedi
Gızlar gara bağlandı
Uşaklar samen getmedi
Beş idi anamın oğlu
Ali Kemal öle idi
Kayıt mı çekerdim emmi
Bir bebeği ola idi
Aha emmim, aha edem
Bana gelsin senin gadan
Dışarı çık pehlivanım
Sameninen doldu odan
Kapıya bayrak dikmişler
Hani ya benim okuntum
Emmim oğlunu evermiş de
Goynumda kaldı takıntım
Ne garip duruyon ana
Sen misin sağdıç anası
Bizde davul döğülsün de
Sizde de yansın gınası
İşliğini ben dikeyim
Yekin boynuna bakayım
Goskalıktan hazırlanırdın
Üstüne koku dökeyim
BACISI FADİME
Hele mezerin daşına
Guşlar oturmuş başına
Gara toprak yakışmıyor
Gardeşimin ağ döşüne
Yokarıdan sal geliyor
Sal geliyor dura dura
İki eli kırılaçça
Babam goyuk kuru yere
Ceren yapılı gardeşim
Öldürdün anam-edemi
Soysuzumuş deli dayım
Döndermiş gelen adamı
Söylen Budak emmine
Buradan çekmesin goyunu
Gözlerin kör ola ana
Böyle mi edeler düğünü
Yüksük çöreği oldu mu
Niye gelmedi güveyi
Biz Hasan’a gelin aldık
Cennet deze, vur duvağı
Gadanı alayım Fadime
Fadime mezerden getme
Biz Ali’yi der ağlardık
Sen de Hasan’ı unutma
Memmet Ağa, Duran durna
Gara kekil burma burma
Biz Hasan’a düğün gurduk
Kabe’den getirin hurma
Emmim verici yozunu
Baban kör etti gözünü
Tez gelesin anamoğlu
Bibin verici gızını

