
Sevgili anneciğim,
Bugün sekseninci yaş günüm. Ve bugün içimdeki özlemin her zamankinden daha fazla nüksetti nedense? Kendime:” Artık kocaman adam oldun hâlâ çocuk gibi ağlıyorsun!” diyorum ama nafile. Aklıma sen düşünce bir şefkat özlemi kaplıyor her yanımı. Bir dinginlik geliyor hayal âlemime. Tıpkı sekiz yaşımdaki gibi saçlarımı okşayışın, burnumu sıkışın, kulağımı çekişin ve “Canım oğlum!” deyişin çınlıyor kulaklarımda.
Şimdi yanımda olsaydın, kar düşmüş saçlarımı okşardın. Şefkat sürülmüş ellerin üşürdü ama ben avuçlarımın içinde ısıtıverirdim. Hem belki hâlime yüreğin dayanmaz, “Buruş buruş da olmuş benim oğlumun elleri, omuzları da ağrırmış. Dur ben şimdi bir merhem yapıp sürerim gözyaşlarına, bir şeyciği kalmaz.” der de, çiçekler dikerdin bahçelerime. Sonra da gezdirirdin lâlelerin güllerin arasında, oğlum avunsun diye erinmeden üşenmeden…
Ah, annem! Yüreğimin sızısı dizleriminkiyle dalga geçer oldu. Dilim dönmez, kulağım işitmez oldu ya! Olsun. Sen duyarsın, işitirsin beni sezgilerinle. Hem tarhana çorbasını dökerek içsem de kızmazsın bilirim. Kaşık kaşık merhamet yudumlatırdın sevginle… Uykumu hiç sorma. Kaf Dağı’nın ardında epeydir. Rüyalarım desen iyice boşladı beni. Belki masal anlatsan “Bir varmış bir yokmuş”, diye uyurdum o zaman içime anne kokusu çekerek. Yok yok uyumazdım. Konuşur, bir sürü soru sorardım cevabını bilsem de… Kızmazdın değil mi anneciğim, “Ne çok soru sordun!” diye. Dinlerdin can kulağınla sıkılmadan usanmadan…
Ağır gelmezdim sana biliyorum son nefesime kadar. Ölüm gelince de, bu naçiz bedenime kucağında ninniler söyler, sessizce uyandırmadan teslim ederdin çocuk ruhumu Rahman’a…
Yine mızmızlanıyorum değil mi? Ne yapayım sızlıyor içimdeki hasretin işte. Yaşlı bedenimin içinde hapsolmuş tüm sevdiklerim… Dermanım, hâlim ve çabukluklarım… Sana sekizimdeki kadar muhtacım. Bir şey soracağım da, ötelerde yine annem olur musun şefkat abidesi melek annem? Beni bekler misin pamuk kucağınla? Söz olsun, ilk sana sarılacağım, top koşturacağım eteklerinin ucunda.
Özledim işte özledim bana ne! diyor çocukluğum. Gördün mü annem? Yine söz dinletemiyorum ona. Zamane çocuğu işte durduramıyorum yaşlı kabuğumda.
Haydi gel koca çocuk sil göz yaşlarını. Bak şiir defterinde ne yazıyor:
Annem başa taç imiş.
Her derde ilaç imiş.
Bir evlat pir olsa da,
Anneye muhtaç imiş…

