
Rasim özdenören
Her ülkenin orucu başkadır. Çünkü her ülkede oruç rutini
başka türlü bozguna uğratır.
Çöl kumlarının sonsuzca uzanıp gittiği bir ülkede tutulan
oruçla, denizin coşkun dalgalarının yağlı kayalıkları
dövdüğü bir Kuzey ülkesinin orucu bir olabilir mi?
Denizin tuzlu tadı damağın kurumuşluğunu içeriye
Doğru büzülmeye zorlarken, çöl kumunun kızıl tanecikleri
terlemiş yüzlere dikenlerini nasıl da batırır...
Her ikisine birden katlanmanın dayanılmaz saadeti
belki insana aynı hazzı verir, ona bir şey diyemem...
Aşk belki her yerde aynı aşktır: Allah’ı zikretmenin tadı,
çölün kızıl sıcaklığının insan döşündeki yangını ile deniz
tuzuyla yanmış bir bağrın ortasından fışkıran aşkın
hararetini hangi aletle ölçebiliriz?
Ama aşkın insanın gündelik yaşantısını uğrattığı bozgun
deniz suyuyla ıslanmış döşle, çöl kumuna batmış
bir bağrın kızıl yanığı arasında oluşturduğu farkı tahayyül
etmek mümkündür sanırım.
O farkı hayalimizin sınırsız dünyasında buluşturmamız
da mümkündür: deniz kıyısının kayalıklarına bağlı duran
teknemizi her gün sonsuz derinliğin berrak ve soğuk
sularında engine salarken, bu kez aynı tekneyi çölün
sonsuz kumullarına salmaya ne dersiniz? İşte.. oruç
böylece bir kez daha alışılmış olanı bozguna uğratır.
Uğratmaktadır.
Gündelik alışkanlıklarınızın hiçbirini bağışlamıyor
oruç. Orda da, orda da...
Her an yenilenen gövdeniz, bu kez hücrelerinden
müstakil olarak da bir yenilik denizine doğru yelkenini
açmaya savaşıyor.
Çölün kum fırtınalarıyla deniz dalgalarının heybetli salınışları,
gündelik alışkanlıkları dibinden sarsıyor.
Bize yeni bir dünyanın haberini böyle sarsılışlarla getirmeye
savaşıyor.
Bir yıl içinde ne yaptın?
Bir yıl içinde nelerle meşgul oldun?
Zihnin nerelerdeydi? Zihnin hangi süflî
bataklıkta saplanıp kalmıştı?
Belki namazını kılıyordun.. belki ibadet
adına sana söylenenleri yerine getirmeye
çalışıyordun...
Ama Ramazanın birinci gününde sana
ne gösterildi? Ve sen sana gösterileni
nasıl algıladın? Algıladın mı?
Bütün o ibadet diye yerine getirdiğin
akt’ların birer alışkanlık haline gelmiş sıralı davranış dizileri
olduğunu nasıl birden fark ettin?
Çünkü o oruç gününün daha ilk saatlerinde rutin olanın
birden parçalandığını, bir paçavra gibi silkilip atıldığını
gördün.
Az şey değil: pasların birden silinmesi...
Gövde pasının, alışkanlık pasının oruç kılağısı ile alınıp
silindiği, silinip temizlendiği anı yakalamak ve bu işlemi
daha ilk günün ilk saatlerinde fark etmek az şey değil...
Bu akta orucun mucizesi adını vermez de ne yaparsın?
Hiçbir şey artık bir önceki gündeki gibi değildir.
Kabul etmeye hazırsın: yarın da bugün gibi olmayacaktır.
İnsan gövdesinde, içinde yer aldığın kentte, arasında
yaşadığın insanlarda artık hiçbir şey bir önceki gündeki
gibi değildir, yarının öyle olmayacağı da şimdiden
ihtar edilmektedir.
Daha önce miskin alışkanlığın getirdiği uyuşukluk,
güya sağlıklı bir gövdeye sahipmiş gibi gösterdiği yanılsamayı
şimdi geri alıyor. Şimdi sana bir gövdeye sahip
olduğunu ihtar ediyor. Kendine dönüyorsun. Ellerine,
ayaklarına bakıyorsun. Bir ayna bulabilirsen yüzünü
müşahede etmeye başlıyorsun.
“Bu da kim?” diye sormaya hevesleniyorsun.
Ama daha: “Ben kimim?” diye sormaya cesaret bulamadığının
farkında değilsin.
Onu sormanın sırası da gelecektir. Çünkü artık hiçbir
şey eskisi gibi olmayacaktır.
Orucun değiştirdiği biriyle yüz yüze gelmenin vakti
yaklaşmaktadır.
Bu yüzden, bir deniz kıyısında mı, yoksa bir çöl ortasında
mı olduğun fark etmiyor. Rutin çünkü her yerde
aynı anda aynı ölçüler içinde bozguna uğratılmaktadır.
Sana karşı koyanlara her zaman aynı şiddetle cevap
vermeye hazır halde dururken, şimdi
giderek değişmekte olan benliğinde
bu kez, sana karşı koyanlara, seni
üzmeye çalışanlara, yiğit bir tevekkül
meydan okuyuşuyla: “Ben oruçluyum”
demek istiyorsun.
Ben değiştim, değişiyorum; kötülüklere
kötülükle değil, sabırla cevap vermeye
hazırlanıyorum, demek istiyorsun.

