
Şeyh Abdülvehhâb Şârânî şöyle söyler: Şeyhime şerîatle amelin bütünüyle kalkacağı zamanı sorduğumda, şu cevabı verdi: “Zulmet yayıldığı zaman. Bu zulmet de on birinci asırdan sonra otuz sene geçmeden yayılmaz. İşte o zaman zulmet yayılır, rahmet kalkar, güneş ve ay tutulur, yıldızlar ve ışıkları söner. Bu temsildeki güneş şeriattır, ay ise hakikattir.”
Tekrar şeyhime, “Şeriat güneşinin seyri ve şeriatla amelin sonu ne zaman?” diye sorduğumda, cevabı şu oldu: “Şeriat güneşinin zirvesine uluşmasının sonu hicri dört yüz altmış senesidir. Çünkü bu vakit şeriat güneşinin cisimler seması ve ameller kubbesindeki yükselişinin son noktasıdır. Güneş istivanın zirvesinden batmaya meylettiğinde, aydınlık hâkimiyeti değişir, şeriat güneşi amel semasından amelsiz ilim ve cedel dünyasına iner.
İşte o zaman hakikat hâkimiyeti ortaya çıkar, artık ay doğar, semasının her tarafını aydınlatır, sûfîlerin dilleri hakikati haykırır. İrfânî hakikatlerin zuhuruyla, imanî şahitlerin şuhuduyla hakikat ilmi yükselmeye ve yücelmeye devam eder. Hatta halk şuurunda olmasa bile hakikatleri konuşur.
Hakikat nuru zuhur ettiği zaman, şeriat nuru zayıflar. Bunun sebebi şerîat zamanının sınırlı, hakikat zamanının ise sınırsız olmasından dolayıdır. Hatta hakikat zamanı Allah Teâlâ’nın bekasıyla hep devam eder. Şeriat güneşinin zirveye çıkması, şeriatın saltanat vaktidir. Bundan sonra ise başka bir saltanat zuhûr eder. Zevâl ânında gölge kaybolur, nurlar söner. Hareket eden her şey sükûna erer.” Şeyhu’ş-şeyh Abdulvehhab’ın sözü burada sona erdi.
Bu yorumu İbn Mâce'nin Enes'den, onun da Peygamberimizden (s.a.v) rivayet ettiği şu hadis teyit eder: “Ümmetim beş dönemdir. Kırk sene iyilik ve takva ehli dönemidir. Sonra onları müteakip yüz yirmi yılına kadar olan dönem, dostluk ve merhamet dönemidir. Sonra onları müteakip yüz altmış yılına kadar olan dönem, birbirine sırt çevirenlerin dönemidir. Daha sonrası ise kargaşa ve karmaşa dönemidir. Böyle dönemlerde kurtuluşunuza bakın, kurtuluşunuza.”[1]
Yine İbn Mâce, Enes'den, o da Peygamberimizden (s.a.v) şunu rivayet eder: “Her dönem kırk yıldır. Benim dönemim ve ashâbımın dönemi, ilim ve iman ehlidir. İkinci dönem 40 ila 80 arası iyilik ve takva ehlidir...”[2] Hadisin devamına bakınız.
İbn Asâkir rivayeti ise şöyledir: “Birinci dönem ben ve benimle olanlar ilim ve yakîn ehlidir. Bu dönem kırk yılına kadar sürer. İkinci dönem iyilik ve takva ehlidir. Bu dönem seksen yılına kadar sürer. Üçüncü dönem karşılıklı merhamet ve dostluk ehlidir. Bu dönem yüz yirmi yılana kadar sürer. Dördüncü dönem tefrika ve zulüm dönemidir. Bu dönem yüz altmış yılına kadar sürer.”[3]
Peygamberimizden (s.a.v) rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Ümmetimin en hayırlısı başı ve sonudur. Ortası ise karışıktır.”[4]
Bu hadisi Ebu Nuaym'in Hilye'de mürsel olarak rivayet ettiği şu hadis teyit eder: “Bu ümmetin en hayırlısı başı ve sonudur. Başında Resulullah (s.a.v) vardır, sonunda ise İsa bin Meryem (a.s).”[5]
[1] İbn Mâce, Fiten, 28.
[2] İbn Mâce, Fiten, 28.
[3] İbn Mâce, Fiten, 28.
[4] Hindî, XI, 527
[5] Ebu Nuaym, Hılyetü'l-evliyâ, VI, 123.

