
Bir diğeri, yiyecekte, giyecekte, meskende, konuşmada, bu zaman ehlinin adeti olan diğer her şeyde olduğu gibi, her şeyde tekellüfü terk etmek.
Ebu Vâil şöyle söyler: Bir arkadaşımla birlikte Hz. Selman’ı (r.a) ziyaret ettik. Hz. Selman (r.a) bize arpa ekmeği ile tuzlu un helvası takdim etti. Arkadaşım “Keşke bu tuzda sa’ter bitkisi de olsaydı daha hoş olurdu.” dedi. Hz. Selman (r.a) dışarıya çıktı, matharasını rehin verip sa’ter bitkisi aldı. Yemeği yediğimizde arkadaşım “Rızık olarak verdiği şeyle bize kanaat ettiren Allah'a hamdolsun.” dedi. Hz. Selman (r.a) ona “Eğer sana rızık olarak verilen şeye kanaat etseydin, matharam şimdi rehin olmayacaktı.” karşılığını verdi.
Hz. Yunus Peygamberin hadisesinde kardeşleri ziyaretine gelirler. Hz. Yunus çokça arpa ekmeği, kendi yetiştirdiği sebzelerden kesip takdim etti. Sonra “Şayet Allah mükellef sofra hazırlayanları lanetlemiş olmasaydı, size mükellef bir sofra donatırdım.” dedi.
Zübeyr bin Avvâm (r.a) rivayetiyle, Peygamberimizin (s.a.v) münadisi bir gün şöyle nida eder: “Allah'ım! Ümmetimin ölülerine dua eden, ama tekellüfte bulunmayan kişileri bağışla. Dikkat edin, ben de ümmetimin sâlihleri de tekellüften uzağız.”
Denir ki, Sâlihlerden biri Üveyse'l-Karâni’yi (k.s) ziyaret edip nasihatini dinlemek istedi. Üveys şunu söyledi: “Yiyecek ve giyecekte azına kanaat et.”

