
Birçok bilim adamı ve tarihçinin araştırmalarına rağmen bazı milletler gibi Ermenilerin kökeni de bugüne kadar kesin olarak saptanamamıştır. Ermeni tarihçi ve yazarlar tarafından ortaya atılan varsayımlarda hikâye ve uydurmalara dayanmaktadır.[1]
Ermeni tarihçileri, Ermenilerin kökenini ikiye ayırmaktadırlar. Bir kısmı Ermenilerin kökünü Kitab-ı Mukaddes rivayetlerine bağlayarak, Ermenileri Sincar’dan gelmiş olan Yasef Evradından (Hayık) çıkartırlar.[2]
Bunlara göre Nuh’un gemisi tufanda Ağrı Dağı üzerinde durmuş, sular çekildikten sonra Nuh’un oğulları ve torunları bu bölgede yerleşmiş ve civara yayılmışlardır. Nuh’un torununun torunu olarak kabul edilen Hayk, 130 yaşında iken Sincar taraflarına gitmiş, Babil Kulesi’nin inşası sırasında burada bulunmuş ve kulenin yıkılması üzerine de oğulları ve torunları ile birlikte kaçarak Ermenistan’a gelmiş ve Ermeniler burada kendisinden türeyerek çoğalmışlardır. Bu görüşü öne süren tarihçiler, Ermenileri, Ermenistan denilen bölgenin yerli halkı olarak kabul ederler.[3]
Son zamanlarda ortaya çıkan bir kısım tarihçiler de Ermenileri MÖ VII. yüzyıl sonlarında Balkanlar’dan gelen ve MÖ VI. yüzyıl başlarında Doğu Anadolu’ya yerleşen Thrak-Friglere mensup olduğu kabul edilen Frigyalıların bir kolu olduğunu ileri sürerler ve tarihlerini de MÖ VI. - VII. yüzyıldan başlatırlar. Ermenilere göre Ermenistan, kuzeyden Karadeniz ve Gürcistan, batıdan Kızılırmak, doğudan İran ve Hazar Denizi, güneyde İran ve Irak ile çevrili yerlerdir. Küçük Ermenistan ise Fırat’ın batısında kalan yerdir. Ayrıca Ermeniler, Adana, Çukurova, Tarsus ve Toros Dağları’nın güneyinde ve Akdeniz’in kuzeyinde kalan Kilikya dedikleri yerleri de anavatanları sayarlar.[4]
Ermeni tarihçileri, kendi kökenleri ve nereden geldikleri gibi hususlarda net ifadeler kullansalar da bunlar ilmî anlamda günümüz tarih verileri açısından netlik kazanmış konular değildir. Tarih bilim adamları bu konuda farklı fikirler ileri sürmektedirler. Prof. Dr. R. Vernant: “Ermeniler fizik bakımından birbirlerine çok az benzerler. Bunlar Anadolu’dan Rusya’ya ve oradan da Asya ortalarına, Güneydoğu Avrupa’ya gelişi güzel dağılmışlardır. Ve pek çok milletler ile karışmışlardır.” demektedir.[5]
Dr. Pudar: “Ermeniler, Sami ırktan olup, Hristiyan’dırlar.” demektedir. Irk uzmanı Avusturyalı L. Sufer’e göre: “Ermeniler, Yahudiler ile birlikte Hitit soyundan gelmişlerdir.” J. Deniker’e göre ise: “Ermeniler, Hindu, Afgan, Asuri ve ırkının karışmasından oluşmuştur.” demektedir. Robert de Gail ise: “Ermeniler, Orta Asya yaylalarından gelen Aryan boyları ile Mezopotamya’dan kuzeye çıkan Sami ırkından olan aşiretlerin karışmasından meydana gelmektedir.” demektedir. W.S. Monroe: “Ermeniler ırk bakımından İran, Bluç ve Çingeneler ile akrabadırlar. Yahudiler ile birçok ortak yönleri vardır. Kendilerine bu nedenle, Hristiyan, Yahudi ya da vaftiz edilmiş Yahudi denilmektedir.” der. M. Brosset: “Arkeoloji raporları ve Ani örenleri isimli eserinde Ani’den Koluuzunoğulları’nın ana dillerinin Türkçe olduğu yazılıdır.” diyerek, Ermenilerin Orta Asya kökenli olduğunu ifade etmektedir.[6]
Ermeniler, yaşadıkları coğrafyanın konumu nedeni ile yüzyıllar boyunca çeşitli devletlerin yönetimi altında yaşamak zorunda kaldılar. Yaşadıkları toprakların sık sık el değiştirmesi istikrarın sağlanamamasına neden oldu. Ermeniler, eski çağlardan itibaren her zaman iki düşman arasında kendi çıkarları doğrultusunda varlıklarını sürdürebiliyorlardı. Büyük İskender dönemine kadar Perslerin hâkimiyeti altında kalan ve valiler tarafından idare edilen Armenya, Büyük İskender ve onun ölümünden sonra Makedon kökenli bir hanedan olan Selevkoslar döneminde de valiler vasıtası ile yönetildi.[7]
Selevkos Kralı Büyük Antiakos’un MÖ 189’da Manise Savaşı’nda Romalılara yenilmesi ile Armenya’da Roma’ya bağlı Antaksos ve Loriadnis idaresinde iki devletçik kuruldu. Roma ve Part Devleti arasında kalan Ermeniler, iki devlet arasında kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek varlıklarını devam ettirdiler. Part Devleti’nin yıkılmasının ardından yerlerine MS 224 tarihinde Sasaniler hâkim olunca bu sefer Ermeniler, Sasanilerin kontrolüne girdiler. Armenya, Sasanilere Karadeniz yolunu kapamaktaydı. Bu nedenle Sasaniler ile Roma arasında sürekli mücadelelere sahne oldu. MS 297 yılına kadar süren Roma-Sasani mücadelesi sonunda, iki taraf arasında yapılan bir anlaşma neticesinde, Armenya üzerinde Roma hâkimiyeti tanındı. Dicle’nin karşısındaki beş eyalet Roma’ya bırakıldı.[8]
Medler ile İranlıları birleştiren Kyros Ermenileri de hâkimiyeti altına aldı. İskender’in İran seferi neticesinde Ermeniler önce İskender’in hâkimiyeti altına girdiler. Ermeniler, İskender’in ölümünden sonra da Selevkosların idaresi altına girdi. Selevkos Kralı Büyük Antiakos, MÖ 189 kışında Manise savaşında Romalılara yenilince 188’de imzalanan Apamenia Anlaşması neticesinde Ermenilerin yaşadığı bölge Selçuklulardan ayrılarak Roma himayesinde Antaksos ve Lariadris riyasetinde iki tampon devletçik kuruldu.[9]
Roma idaresine alınan Ermeniler, MS 301 tarihinde Hristiyanlığı kabul ettiler. Lusavoriçgregor’un öğretileri doğrultusunda Hristiyanlığı benimseyen Ermenilerin önemli bir kısmı Gregoryan mezhebi etrafında birleşti ve yeni bir millet olarak anılmaya başladılar. Ermenilerin Hristiyanlığı kabul etmeleri, Sasanileri rahatsız etmişti. Bu yüzden Zerdüşt dininin yayılmaya başladığı Sasani Devleti, Roma idaresindeki Ermenilere müdahale etmeye başladı. Sürekli devam eden bu çekişmeler sonucunda 363 yılında Roma İmparatoru Julianus, müttefiki Ermeniler ile birlikte Sasanileri mağlup etti. 384 yılında Theodorius Magnus, Sasaniler ile bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma neticesinde Armenya 2’ye bölündü. Armenya’nın büyük bir bölümü Sasanilerin kontrolüne girerken, Karonifid, Saphane ve Tfrtnitid’in bir bölümü Roma’nın idaresinde kaldı. Artık Armenya, Roma ve Sasani arasında kalan bir tampon bölge olmuştu ve iki taraf arasında sürekli mücadelelere sahne oldu.[10]
Ermenilerin Hristiyanlığı kabul etmeleri Bizans-Ermeni ilişkileri açısından olumlu gibi görülebilir. Ancak durum böyle değildir. Çünkü Ermeniler Hristiyanlığı kabul ettikten bir süre sonra Papaz Gregor’un kurduğu Gregoryan Kilisesi’ne bağlanmışlardır. Rum kilisesi ise bu durumdan rahatsızlık duymuştur. Çünkü Rum Kilisesi, Gregoryan mezhebinin Bizans topraklarında yayılması endişesini yaşamaktadır. Diğer taraftan Ermenistan Bizans için sürekli bir huzursuzluk kaynağıydı. Bu iki önemli neden üzerine Bizans Ermenistan’ı Ermenilerden temizleme yolunda bir politika izledi. Böylece hem Ermeni Kilisesi’nin yayılması önlenmiş olacak hem de Ermenistan’da sükûnet sağlanmış olacaktı. Bizans’ın bu politikası Türklerin Anadolu’ya gelişlerine kadar aralıklarla sürdü. Bu politika çerçevesinde önce feodal aileler bölgeden uzaklaştırıldı. Derebeyi ailelerinin bir kısmı sürüldükten sonra bölge halkının da önemli bir kısmı Trakya’ya zorla göç ettirildi. Göç ettirilenlerin yerine de başka bölgelerden insanlar getirilip yerleştirildi.[11]
Bizans hâkimiyetindeki Ermenileri iki şekilde incelemek mümkündür. Bizans’ın yerli Ermenileri Grek Ortodoksisi’ni kabul etmişlerdir. Bunların Ermeniler ile hiçbir ilişkisi kalmamıştı ve bunlar tamamıyla Grekleşmişlerdi. Bu bakımdan bunlarla Pers daha sonra da Arap ülkelerinden göç eden Gregoryan Ermenileri arasında aşılmaz bir duvar mevcuttu. İkinci tür Ermeniler ise Araplara tabi olanlardı. Bunlar Gregoryan Ermenilerdir. İran ve Arap hâkimiyetinden Bizans’a göç etmişlerdi. Fakat Bizans’ın politik ve dini hâkimiyetini kabul etmemekte ısrar ediyorlardı ve Bizans’a karşı direniyorlardı. Bizans tarihçileri de bu iki tür Ermeni’yi kesinlikle dikkate almamıştı. Armena-Grek deyimi ile tanımlayacağımız Bizans Ermenileri, gerçek Gregoryen Ermenilerini fırsat buldukça takip, tehcir etmiş hatta öldürmeye kadar gitmişti. Ermenilerin bugün kendilerine mal ettikleri imparator, general gibi kişiler Armeno-Grek’tir.[12]
Bizans zulmü altında ezilen Süryaniler ve Ermeniler “Rafizi” Rumları kadınlaşmış sayıyor, onları cezalandırmak için Allah’ın Türkleri gönderdiğine inanıyorlardı. Türklerin önünde Rumlar garba ve Balkanlar’a doğru çekilirken bu ilk şaşkınlık devresinde Ermeniler de Toroslar’ın dağlık bölgelerine ve Kilikya’ya doğru göçüyorlardı. Bu durum zaten Bizans hâkimiyetinde bulunan Ermenilerin Anadolu’ya, yeni yerleşim yörelerine sevk edilmelerine sebep olmuştur. Ermeniler sistemli bir şekilde doğudan çekilmiş, Malatya ve Fırat boylarına yerleştirilmek istenmişti.[13]
[1] Genel Kurmay Başkanlığı; Geçmişten Bugüne Türk-Ermeni İlişkileri, Genel Kurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Ankara 1989, s.1.
[2] Ermenistan ve Ermeniler eskiden beri değişik adlarla anılmışlardır. Onlar kendilerine Hay, ülkelerine ise Hayk ya da Hayastan demişlerdir. Bir takım komşuları da onlar için Hay adını kullanırken, Gürcüler Ermenileri Samekhi, ülkeyi ise Samkineti diye adlandırıyorlardı. Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, İstanbul 1987, s.22, Levon Panos Dabağyan, Türkiye Ermenileri Tarihi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2004, s.21, Nejat Göyünç, Türkler ve Ermeniler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2005, s.31, Rafael İşhanyan, Başlangıcından II. Yüzyıla Kadar Ermenilerin Tarihi, Çev. Sarkis Seropyan, Belge Yayınları, İstanbul 2006, s.34-38, Keğam Keropyan, Ermeni Halkının Doğuşuna Bilimsel Yaklaşım, Çev. Sarkis Seropyan, Aras Yayınları, İstanbul 2001, s.69-77.
[3] Uras, age, s.22.
[4] Marius Canard, “Arminya”, Encylapodia of Islam, C.I, London 1965, s.34, İrfan Işık, Birlikte Olduğumuz Halklar, Sorun Yayınları, İstanbul 2000 101, Gültekin Ural, Tarihin Işığında Ermeni Dosyası, Kamer Yayınları, İstanbul 1998 s.18, Bayram Kodaman, “Ermeni Meselesi Tarihi ve Siyasi Bir Değerlendirme”, Yeni Türkiye Ermeni Meselesi Özel Sayısı (Ocak-Şubat 2001), C.I, S.37, 200-211.
[5] Uras, age, s.107.
[6] Sadi Koçaş, Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, Kastaş Yayınları, İstanbul 1990.
s.41-44, Genel Kurmay Başkanlığı, age, s.3-4.
[7] Savaş Sertel, XII. ve XIII. Yüzyıllarda Türk-Ermeni İlişkileri, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2006, (YLT) s.3-6, Oktay Akşit, Roma İmparatorluk Tarihi (M.S. 193-395), İÜEF Yayınları, İstanbul 1970 s.221.
[8] Sertel, age, s.3-6, Akşit, age, s.221.
[9] Gültekin Ural, Tarihin Işığında Ermeni Dosyası, Kamer Yayınları, İstanbul 1998. s.17.
[10] Hristiyanlıktan önce ateşe tapma, İran ile Ermeniler arasında ortak bir dindi. Ermenileri İranlılar ile birleştiren en önemli sebep, din, dil ve kültür birliği olmuştu. Hristiyanlığın Ermeniler arasına girmesi onları Bizans’a yaklaştırmıştır. Daha sonra Sasani hükümdarı ise Ermenileri ateşe tapmaktan vazgeçirmeye çalışmışlardı. Ardeşir, Hüsrev binlerce Ermeni’yi İran içlerine sürmüş, II. Şahur birçok şehri yakarak 70.000 Ermeni’yi Parthia’ya göndermişti. İran ve Ermenistan arasında V. yüzyılda din savaşları başlamış, çarpışmalar sırasında yapılan katliamlardan kurtulanlar esir olarak Parthia, Bacteria, Hyriania, Mazendaran, Horasan, Nişabur ve Hozistan’a gönderilmişlerdir. Binlerce Ermeni’yi İran içlerine süren hükümdarların başında II. Yezdicerd gelir. Arapların Sasani İmparatorluğu’nu yenmeleri ile din savaşları sona ermiş, Arapların Ermenistan’ı almaları sırasında da binlerce Ermeni Nahçivan, Muş ve Dvin’den Arabistan’a ve Suriye’ye gönderilmişti. Bizanslılar ise mezhep düşmanlığı ve uğradıkları ihanetler yüzünden Ermenileri bulundukları yerlerden sürmek hususunda daha sert davranmışlardı. Böylece, Ermenilerin din hürriyetleri ve milliyet ile dinlerine sahip olmaları ancak kendilerine karşı son derece hoşgörülü davranan Selçuklular zamanından itibaren mümkün olabilmiştir. Yıldız Deveci, “Bir Başka Açıdan Ermeniler’de Din”, Ermeni Araştırmaları, 6, (14-15), EAE Yayınları, Ankara 2004, s.120, James D. Ryan, “Armenia Between East and West in the Era of the Crusades”, Tolerance and Intolerance: Social Conflict in the Age of the Crusades, Ed. Michael Garvers and James M. Dowell, Syrocuse University Press, New York 2001, s.56, Mehmet Ersan, Selçuklular Zamanında Anadolu’da Ermeniler, TTK Yayınları, Ankara 2007, s.2, Uras, age, s.87, Akşit, age, s.316, Ural, age, s.18-24.
[11] Yavuz Ercan, “Ermeniler ve Ermeni Sorunu”, Yeni Türkiye: Ermeni Sorunu Özel Sayısı, C. I, S.37 (Ocak-Şubat 2001), s.38.
[12] Mahlika Aktok Kaşgarlı, Kilikya Tabii Ermeni Baronluğu Tarihi, Köksav Yayınları, Ankara 1990, s.141-143.
[13]Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2003, s.203-205.

