
Daha hayatının baharında on yedi – on sekizli yaşlarında genç bir kız olan Ülbiye, nişanlanmıştır ve evlilik hazırlıkları yapmaktadır. Kader bu ya, akşam dışarıya çıktığı bir esnada nereden geldiği belli olmayan bir kör kurşun onu genç yaşta hayattan koparır. Bütün sevenleri yasa boğulur, acı büyüktür ve bu acı üzerine nice ağıtlar yakılır. İşte bu ağıtta bunlardan biridir.
Yatırmışlar duvar gibi
Kanlar akar pınar gibi
Boyu reyna dalı gibi
Kendi gonca gülü gibi
Yılan gelir aka aka
Deliğine baka baka
Tüysüz oturmuş ağlıyor
Skalına döke döke
Hasan bağının güzeli
Yatar süzeli süzeli
Galak bağlamaya geldik
Ülbiye etme bu düzeni
Sabahleyin kalktım idi
Karlı karlı yüce dağlar
Uyan mor beliklim uyan
Jandarmalar gelmiş ağlar
Soykayı soykaya katak
Gidek de pazarda satak
Sen bülbül ol ben de turna
İkimiz de birden ötek

